Doktora soru sor, Psikiyatriste sor, Psikoloğa sor, Doktora sor

Tweet

SORU - CEVAP

Siz soruyorsunuz, Doç. Dr. Armağan Samancı cevaplıyor.

sayın hocam önceki gün size bu iletişim kanalından şikayetlerimi göndermiştim herhangi bir değerlendirme yapabildinizmi ?

slk29 Tarafından Soruldu | 2013.02.28

Soru alanına yaşamınıza ait özel kalması gereken alanları yazdığınız için ilk sorunuza yanıt veremedik.Sorunuzu birkaç cümle ile sınırlandırırsanız ve özel yaşamınızın farkedilmesini önleyen bir içerikte yazarsanız memnun olacağım.Psikiyatrik şikayetlerinizin azalması için aynı psikiyatristle düzenli bir tedavi süreci talep edin.Hastanede yada size bu hizmeti sunan hastanelerde ilaçla tedaviniz yanında terapi de talep edebilirsiniz.Rahatsızlıklarınızın bir terapi desteği olmadan düzene girmesi kolay olmayabilir.Ayrıca tedavinizin yanı sıra sizin rahatsızlıklarınızda önemli olan bir diğer konuda; yaşamınızın merkezine sadece hastalığı almayıp ,kısmende olsa iyileşince psikiyatrik şikayetlerinize rağmen yaşama ve çalışmaya devam etmeniz önemlidir.

15 yıldır kaşlarımı yoluyorum. Bunun yanında bazen daha yoğun olmak üzere tilklerim var. Artık bu sorunlarımdan kurtulmak istiyorum. Daha önce terapi aldım fakat sanırım terapi bana uygun bir yöntem değil. Teşekkür ederim.

figen Tarafından Soruldu | 2013.04.29

Sayın takipcimiz, Saç yolma toplumda düşünüldüğünden daha fazla görülen bir rahatsızlık.Birçok birey bu durumu saklayarak yıllarca yaşayabilmektedir.Herşeyden önce tedavinizin özellikle obsessif hastalarla deneyimi olan bir psikiyatrist doktor tarafından düzenlenmesi gerekir.Tiklerinizin olması ve takıntılı yolma davranışınız bu rahatsızlığınıza ait belli ilaçların kullanılması için ipuçları vermektedir.İyi düzenlenmiş ilaçlar, terapinizi kolaylaştırabilir ve tedaviye uyumunuzu da arttırır.Takıntılı (obsessif) bozukluklarda iyileşme oluncaya kadar dozlar daha yüksek tutulduğu için ilacı bir psikiyatristin önerisi olmadan azaltmamanız önemli. Daha ileri tarihte yayınlamayı planladığımız "Saç yolma-Trikotillomani" yazımı , sizede yardımcı olması için sitemizdeki Makaleler bölümündeki Psikiyatri yazılarına ekledik.İyileşmeniz dileğiyle.

Son 3 ay gibi bir süredir iş hayatındaki birim değişikliği ile ilgili kaygı ve mutsuz günler geçiriyorum. Gelecek ile ilgili karamsar oldum. Düzenli uyuyamıyorum ve 8 kilo kadar zayıfladım. Yaptırdığım tahlillerden bir olumsuzluk çıkmadı. Her zaman ki kadar yiyorum, sadece bağırsaklarım son 3 aydır daha hızlı çalışıyor. Önereceğiniz ilaç yada tedaviler benim için çok önemli.

Semih Tarafından Soruldu | 2013.07.21

Sayın üyemiz, İş yaşamındaki problemler ve mutsuzluklar bireylerde birçok psikiyatrik şikayete sebep olabilmektedir. Genelde sizin de yaşadığınız gibi, bir olay sonrası bu olaya tepki olarak başlayan psikiyatrik rahatsızlıklara "Uyum Bozuklukları" diyoruz. Sorunun çözülmesi ile de uyum bozuklukları geçmektedir. Ancak sorunun çözülmesinin çok da kolay olmadığı durumlarda ,şikayetler sürmektedir. Sizde depressif şikayetler daha ön planda gibi görünmektedir. Öncelikle sorunun zaman içinde çözüleceğini düşünün. Sizin için problem çözme yollarını bir arkadaşınızla paylaşarak ilerlemeniz önemli. Problemi tam istediğiniz gibi olmasa da zamanla çözebilme yolları oluşturabilirsiniz. Somatik denilen ruhsal duruma bağlı psikiyatrik şikayetlerinizin yani bağırsak problemlerinin oluştuğunu da göz önüne alırsak , size en yakın psikiyatri uzmanına başvurarak bir değerlendirme ve tedavi imkanından fayda görebilirsiniz. İş dışındaki yaşamınızda alacağınız doyum, iş problemlerinin getirdiği problemlerin hafifletilmesini de sağlar.

hocam çocukluğumd dini obsesyona yakalandım sonra temizlik obsesyonu üniversite yıllarında sosyal fobi teşhis bırakıldı en son da obsesif kompulsif bozukluk tanısı bırakıldı bir uzman pisikiyatrist tarafından 5 yıldır anti depresan ilaçlar alıyorum ama rahatsızlığım azalacağına git gide artıyor birçok uzmana görünmeme rağmen hep ilaç tedavisi verdiler ama düzelemiyorum çocukluğumdan beri hayatım berbat bir şekilde gidiyor pisikolojik sorunlarımdan dolayı öğretmenim ama işimi tam anlamıyla sorunlarımdan dolayı yapamıyorum zengin olsam mesleği bırakmayı bile düşünüyorum çok kötüyüm yarın yine başka bir uzmana görüneceğim yani ilaçlar fayda etmiyor.

murat12 Tarafından Soruldu | 2013.07.22

Sayın danışanımız, Obsessif Kompulsif Bozukluk kesin tanınız ise ; tedavisinde zorluklar olabilen bir rahatsızlıktır. Bir kısım hastalarımızda tedavi ile azalıp tamamen geçmeyebilir. Tedavi olmadığı zamanda artış gösterme eğilimine girebilmektedir. İşinizi etkilemesi , rahatsızlığınızın istenilen düzeyde tedavi olmadığını göstermektedir. İlaçlar tedavinizin önemli bir parçasıdır ancak özellikle davranışçı-bilişsel terapilerin tedavi planınızın bir parçası olması gerekir. Öncelikle psikiyatristinizden size daha fazla zaman ayırmasını rica edin. Tedavide yinede ilerleme yoksa eğitim araştırma yada üniversite hastanelerinin anksiyete bozuklukları birimine başvurun bu konuda sizi takip eden psikiyatristinizin önerisini alın. Obsessif Kompulsif Bozukluk tedavisinde kullanılan bazı ilaç kombinasyonları tedavi de etkinliği arttırabilmektedir.

son 1 yıldır aşırı derecede sinirleniyorum. Birşeyler kırmak istiyorum veya kava etmek istiyorum bunları yapamayınca kendime zarar veriyorum.Günün yarısını yalnız geçirmek istiyorum.İnsanların yüzünü görmek istemiyorum güvenim kalmadı kimseye yardımcı olurmusunuz?

rabıa66 Tarafından Soruldu | 2013.07.23

Sayın danışanımız, Sinirlilik bir karakter özelliği olarak gözükse bile bazen altta yatan bazı psikiyatrik rahatsızlıklardan kaynaklanabilmektedir. Daha önce bu derecede sinirliliğiniz yoksa , majör depresyon yada depressif bozukluk bu tür tahammülsüzlük ve sinirliliğe sebep olabilir. Ayrıca ailenizde (anne yada baba tarafı) bir bipolar yada manik-depressif bozukluk teşhisi almış kimse varsa , buda sinirlilik gibi bir takım şikayetlere sebep olabilmektedir. Tüm bunların ve diğer olasılıkların değerlendirilmesi için yakınınızdaki bir psikiyatri uzmanına başvurmanızı öneririm. PAT(Psikiyatrik Akıllı Ön Teşhis Sisteminde) tüm sonuçlarını görmeniz de size psikiyatrik bozukluk riskinizle ilgili bir fikir verebilir. Ayrıca PAT sonuçlarının altındaki ilk 3 en yüksek rahatsızlık riskinizle ilgili detaylı açıklamalar ve vaka örneği de yardımcı olacaktır. Ayrıca bazı kişilik özelliklerinizde sizi daha sinirli olmaya yatkın hale getirebilmektedir.Psikiyatristinizin size yardımcı olmasını kolaylaştırmak için PAT sonuçlarını da psikiyatristinizle paylaşın.

Selam, Bir yakınımın 30 yasında 2. fakulyeti bitirmek uzere olan kızı, oncelikle anxite ( kaygı bozuklugu ) teshisi konularak... Duzenli olmadan ilac alıyor ve sonra bırakıyor... 1 yıl sonra sacma sapan konusmalar baslayınca... Paranoya baslangıcı teshisi konuluyor... Doktor... Hastanın duyarlı yapısı uzerine, annesi aracılıgı ile yiyeceklerine enjekte edilen ilac veriyor... 1-2 ay icinde oldukca duzelme yasanıyor... ama Hasta hastalıgını kabul edip yuzlesmedigi icin.. evden ayrılamıyor...ilacı aksamasın diye... yasam sekli arap sacına donuyor... Merhamet ve duygusal yıkılmasın diye... Hastaya ne kadar sure GİZLİ ilac verilir... bu gizli verilen ilac belli surede tedavi edermi... Bunun GENEL- STANDART kurallarını nasıl ogrenebilirim... ben hasta durumunu kabullenmeden tedavinin cevap verremiyecegi gorusundeyim.... Genel Kurallar nedir... nasıl ve nereden ogrenebilirim... Tesekkurler...

Noory Tarafından Soruldu | 2013.07.23

Sayın danışanımız, paranoid bozukluk, paranoid şizofreni vs. gibi akıl hastalıkları başlangıçta depresyon yada kaygı bozukluğu gibi ön belirtilerle başlayabiliyor. Hasta başlangıçta kendinde yaşanan değişikliklerin sıkıntısı ile bu şikayetleri geliştirebiliyor. Yaşadıklarına başlangıçta tam bir anlam da veremiyor onunda sıkıntısı ekleniyor. Hastalara bilgileri ve istemleri dışında ilaç vermek etik ve hukuk açısından sakıncalı bir durum , ancak hastanın hastaneye zorunlu yatışını ve zorunlu tedavisini gerektiren durumlarda hastaya hukuki çerçevede istem dışı ilaç verilebiliyor. Ancak azda olsa bazı aileler çaresiz duruma düşüp yiyecek ve içeceklerine ilaç katma eğilimine giriyorlar. Bunun şu açıdan sakıncaları var; birincisi hasta bunu fark edince güvensizlik ve şüpheleri daha da artıyor. Bu durumda hasta ile uzun süreçte bir tedavi işbirliği sağlamak daha da zorlaşıyor. Halbuki hasta ile iyi bir ilişkiyi koruyup zaman alsa ve zor olsa bile tedaviye ikna etmek uzun planda çok daha yardımcı. İkincisi , ilaç dozlarını ve alınma sürelerini ayarlamak ilaç tedavisinde önemli bir nokta. Yiyeceklere katarak bunu sağlamak pratikte mümkün değil. Üçüncüsü akıl hastalıklarında ilaçla tedavi kadar hasta ile terapötik iyi bir ilişki kurmak çok önemli, bunu bozulmaması lazım. Düzenli ilaç almayan hastalar için uzun aralıklarla verilebilecek bazı ilaç çeşitleri de bulunuyor. Bir psikiyatrist ile yüz yüze görüşerek ve hastanızı daha detaylı anlatarak da bilgi almaya çalışmanızı öneririm.

otuz yılı aşan bir evlilikte bir kaç yıldır kötüye doğru giden bir ilişki yaşıyorduk ve görmezden geliyorduk.Son iki yıldır işim gereği uzakta yaşıyoruz ikimizin yaşıda ellinin üstü eşim 58 ben 55 yaşındayım ve nihayet ben burada değilken eşim beni ilk kez aldattı ve bunu bana kendisi söyledi ben anlamıştım çok panik yapmamakla birlikte kadınlık onurum kırıldı o kişini önemsiz biri olduğunu ve bunu herkesle yaptığını söyledi o sadece mutsuz olduğu için bu yola başvurduğunu söyledi ve biz anlaşmalı boşannma davası açtık ben şimdilik ısrarın ve çabanın gereksiz olduğunu anladım çünkü beğenmeme geçmişe dönük pişmanlıklar başladı aynı sizin dediğiniz gibi ve son sevgi kırıntılarını kaybetmek istemedim herşeyi bırakarak çocuklarımdan da uzaklaşarak uzağa yabancı bir yere kaçtım ama tabi acı çekiyorum kendime acımaya başladım hayattan kopmak istemiyorum ancak bir kaç ay sonra istanbula gelince sizinle iletişime geçicem beni iyi edeceğinize inanıyorum yalnızca biraz ruhumu iyileştirmek için önerillerinize ihtiyacım var,şimdiden teşekkkürler

engin Tarafından Soruldu | 2013.09.01

Sayın danışanımız, Uzun yıllar süren bir evlilik zaman içinde birçok bağın oluşmasına neden oluyor. Çünkü iki eş de birçok şeyi paylaşmış ve bir anlamda beraber büyümüş oluyorlar. İlerleyen yıllarda ilişki de sorunlar oluşup artsa bile yine de ilişkinin birçok iyi parçası da kalabiliyor. Bunu bir meyvenin çürümesine benzetebiliriz, çürük alanlar dışında sağlam alanlarda kalır ancak meyvenin artık tadı kaçar. Bundan dolayı ne olursa olsun bireyler uzun yıllar süren evliliklerinde anlaşmalı da boşansalar üzüntü ve hüzün duyuyorlar. Ayrıca aldatılma, kadında başkasına tercih edilme, beğenilmeme ve istenmeme duygularını uyandırıyor ve bu da daha yıkıcı olabiliyor. Bunun sonucu da bireyler kaybettikleri geçmişleri ve evliliklerine ait bir yas sürecine giriyorlar. Daha erken yaşlarda bu yasın acısı sağlıklı olmayan bir şekilde hemen başka bir ilişkiye başlayarak kapatılabiliyor. Bir grup bireyde ise sağlıksız olarak kendi içlerine kapanıp ya da yaşamlarında büyük değişiklikler ya da kaçışlar yaparak bu süreci yaşıyorlar. Bu süreç en az aylarca bazen azalarak yıllarca sürüyor. Önerim, yaşamınızda acılarınızı azaltma ya da sadece geçmişi düşünerek çözme yerine, yaşamınızda yeni ve iyi alanlar yaratın. Kendinizi işinize verme, yeni ve iyi arkadaşlıklar yaratma, kendinizi gerçek olarak değerli hissedeceğiniz ortamlara taşıma bunlardan birisi. Yani bir anlamda yaşamınızı yeniden şekillendiriyorsunuz ve yeni kazanımlarla bu kaybı kapamaya çalışıyor olacaksınız. Duygusal boşlukta olmanıza rağmen karşı cinsten size gelebilecek ilgiye de kapılmamanız gerekir. Uzun yıllar yaşamınız evlilikle dolduğundan bu süreçte yaşamınızda yeni boyutlar açma ya da bulma çok kolay olmayabilir. Ama buna yoğunlaşırsanız birçok uğraşı yavaş yavaş karşınıza çıkacaktır. Yeter ki kendi içinize kapanmayın. Çocuklarınız ve yakınlarınızdan uzaklaşmayın ama bütün konuşmalarınız da ayrılık üzerine olmasın. Artık bu konuyu yaşamınızda bir kutuya koyup bir yere kaldırma düşüncesini olgunlaştırın. Bu süreç her ne kadar zor ve sıkıntılı olsa bile üstesinden geldiğinizde daha da olgunlaşarak ve yaşama bakış açınız farklılaşarak çıkacaksınız. Bu dönemde depresif şikayetleriniz artarsa ve depresif bozukluk ya da majör depresyon geliştirirseniz bunun tedavisi de sizin değişiminizi kolaylaştıracaktır. Yaşamda bir kapı kapandığında bir kapı açılır inancını lütfen kaybetmeyin.

22 yaşında bir bayanım 3,5 yıldır süren ve resmiyete dökülen bir ilişkiim var. Çok yakın bir zamanda nişanlanacağız fakat benim bazı konularda şüphelerim var. Nişanlımla aramız çok iyi birbirimize karşı sevgimiz bağlılığımız çok iyi fakat benim onun ailesi hakkında olumsuz düşünce ve duygularım var. özellikle annesinin fazla oğluna düşkün olması, benden kıskanması, bencil istekleri, yanlış konuşmaları ve hareketleri var. Bunun dışında yüzüne gülüp menfaatine uymayınca tavrını hemen bozan bir kayınvalide var karşımda.Her türlü işini ve isteğini oğlundan beklemesi evlenince sorunlar yaratacak diye düşünüyorum. Bunun yanında nişanlımda çoğu zaman ailesinin yanlışlarını görmeyip onlar için bana sert tavır sergiliyor. Birkaç maddi konuda benden gizlediği şeyler de olmuş öğrendim ama bunların dışında nişanlımla kopamıyoruz ve hiç sorunumuz yok diyebilirim. Ama evlenince ailesi yüzünden mutsuz bir evlilik yaşamak istemiyorum.Hata yapmak pişman olmak istemiyorum. Değerli fikirlerinizi almak isterim. Teşekkürler.

Gt22 Tarafından Soruldu | 2013.09.13

Sayın danışanımız, Ülkemizde birisi ile evlenince ister istemez onun ailesi ile de evleniyorsunuz. Ailelerden kaynaklanan problemlerde iyi yönetilmezse ilişkilere ciddi zararlar veriyor. Buradaki en büyük problem çok olgunlaşmamış anne, baba ya da kardeşlerden geliyor. Yaş insanı tek başına olgunlaştıran bir etken değil. Yaşı geçkin olmasına rağmen halen ergenlik çatışmalarını aşamamış kayınvalideler de var. Özellikle anne çok güçlü görmediği ve mutlu olmadığı eş yerine, ailenin güçlü ve kendine yakın bireyini ''duygusal eş " gibi seçip ondan ayrılmak istemiyor. Çünkü onu kaybederse yaşamında büyük bir boşluk olacak ve o boşluğu dolduracak başka birisini de bulması artık mümkün olmayacak. Böyle olunca bu grup erkek çocuklar, annelerine çok yakın büyütülüyorlar ve farkında olmadan kendilerini annenin koruyucu kollayıcısı olarak hissetmeye başlıyorlar. Duygusal olarak bağlı olduğu anneye bakışı da doğal olarak objektif ve tarafsız olamıyor. Bu açıdan başlangıçta annesi ile ilgili ikazlarınızı haklı olsa bile anlayamayacaktır ya da sizi mutsuz etmemek için anlamış gibi davranabilecektir. Annesi ile açık çatışmaya girerseniz, anne oğlunun mutsuz olup olmayacağını düşünmeden sizi "kötü" sınıfına koyup evliliğinizde sorun çıkartabilir. Bu açıdan kayınvalide ile açık çatışmaya girmeyin ve özellikle tartışırsanız bile geri dönüşü olmayan kırgınlıklar oluşturmayın. önce sizi seven nişanlınızla ilişkinizi güçlendirin ya da bu konudan dolayı yıpranmasına izin vermeyin. İlişkiniz ne kadar güçlü, nişanlı ya da eşinizin size bağlılığı ne kadar fazla ise zamanla annenin olgun olmayan taraflarını fark edebilir. Annesini hep eleştirirseniz sizin tarafsız olmadığınızı ve annesinden hoşlanmadığınızı düşünüp söylediklerinizi haklı olsa bile çok dinlemeyebilir. Onun için annesini eleştirdiğiniz kadar iyi taraflarını da konuşun. Annesinin kişilik yapısını ve özelliklerini daha iyi bilebilmek için sitemizde olan "AKÖS-Akıllı Kişilik Özellikleri Sisteminde" kayınvalideniz yerine, onun gibi soruları yanıtlayıp, onun kişilik özelliklerini görün. Ona göre nasıl davranmanız konusunda kendinize bir yol çizmeye çalışın. Ne olursa olsun kayınvalideden nefret etmemeye çalışın. Nefret duygunuz gelişirse problemleri çözmeniz çok zor olacaktır. Bu süreç yorucu olacaktır ancak sadece profesyonelce bir yol izlerseniz uzun yıllar geçmeden problemi çözebilirsiniz. Nişanlınızın tutumu ve yapısı da bu sürecin önemli belirleyicisidir. Onun problem çözme yetilerinin de iyi olması gerekir.

hocam 5 ay önce ikinci evliliğimi yaptım ve şehir değiştirdim ailemden herkesten uzaklaştım,eşimle nişanlılık dönemlermiz iyi idi ve son 1 aya kadar bir anda eşim kaba bencil ve çok inatcı bir kişiliğe büründü,benimde inatcı bir yapım vardır ilk zamanlar kendimden hep özveride bulundum ama artık tahammülüm kalmadı sürekli olur olmadık şeylerden birbirimizi kırıyor ve günlerce konuşmuyoruz,ve işimden ayrıldım evliliğim için bir anda sosyal hayattan asosyal bir hayatın içinde buldum kendimi,yalnız olduğum için beklentilerim çoğaldı onlarıda hissedemeyince iyice içime kapandım ve desresyona girdiğimi düşünüyorum,hatta ayrılmayı bile teklif ettim,ve eşimin en kötü huyu hiç konuşmaması sürekli dediği ben konuşmayı sevmiyorum dinlemeyi tercih ederim diye,bu sefer deliriyorum konuşamazsak bu sorunları nasıl çözeceğiz,lütfen yardımcı olun onun nasıl konuşturabilirim veyahut benim nasıl bir çözüm yolu bulmam gerekiyor,saygılar.

misra Tarafından Soruldu | 2013.09.14

Sayın danışanımız, Özellikle yeni evliliklerde birbirini tanıma ancak aynı evi paylaşınca gerçek anlamda mümkün oluyor. Bir insanı tanımanın tek yolu aynı evi paylaşmaktır. Onun için çiftin birbirine çok iyi olduğu ve sadece iyi zamanları geçirdiği flört ya da nişanlılık dönemi birbirini tanıma için yeterli olmamaktadır. İlaveten ilişkide inatçılık ögeleri bir evliliği en çok zora sokan kişilik özelliklerinden bir tanesidir. İnatçılığınıza engel olamasanız bile küslük ve kırgınlıkları bir günün ya da en fazla üç günün ötesine götürmeyin. Problemlerinizin kısa sürede çözülmeyeceğini göz önüne alırsak, öncelikle kendinizi iyi tutan sosyal ortamlar oluşturun. Değer verildiğinizi hissettiğiniz ortamlara girin. Samimi arkadaşlarınızla sorunlarınızı paylaşın, depresyona girip çözümsüzlük girdabına kapılırsanız problemleriniz daha da artacaktır. Hep tek taraflı özveride bulunmayın, ama açık çatışmaya da girmeyin. Evde kendinizi de iyi hissettirecek bir ortam yaratın. Eşiniz konuşma isteklerinizi evliliğinize tehdit diye algılıyorsa konuşmaktan kaçınacaktır. Ayrıca her insan duygusal olarak çok açık olmayabilir. Eşinizi konuşmaya zorlamak, bu konudan daha da kaçmasına yol açabilir. Kendiniz değil de başkalarını konuşarak evde bir sohbet ortamı yaratmaya çalışın. Duygusal olarak eşinize iyi hisler yaratmaya çalışın ve kızgınlıklarınızı ve hayal kırıklıklarınızı kendi içinizde büyütmeyin. Yakında sitemizde devreye girecek olan AER programını eşiniz yapmasa bile tek başına yapın . AER' in size özgün olarak sunacağı detaylı evlilik önerilerini ve problemlerin nereden kaynaklandığı tespitlerini dikkatle inceleyin. Saygılarımla.

iyi günler armagan bey bn 3 sene önce evlendim ve 1,5 yasında olum var.eşimimn telefonunda bi kaç defa kadın mesajları yakaladım.bilgisayarda bi kere kadın fotorafına bakerken gördüm birde cisellik porno vıdeoları izledigini farkettim biz bi kaç defa boşamnmaya kadar geldik mesajlar yüzünden ben artık güvenmiyorum kavgalıyken kaşınan kadın olursa yaparım ömr boyu b,pila yenmez gibi laflar beynmde artık şüphe oluştu ve dinleme cihazı koydum üstüne koydugumda haklı oldugumu gördüm kadınlara laf atmalar bakmalar sürekli kadınlar hakkında konuşmalar falan filan benim güvenim tammen bitt ve cinsellik olayıda bitti bana dokunmasını falan artık hiç istemiyorum ne yapmamız lazım yardımcı olun

elifozi Tarafından Soruldu | 2013.09.15

Sayın danışanımız, Evlilik sevgi, paylaşım ve güven üzerine kurulu bir yapıdır. Bu temeller evliliğin, daha doğrusu iyi bir evliliğin olmazsa olmazıdır. Bir ilişkide özellikle güven kaybolursa ve karşıdaki insan da kaybolan güveni kazanmak için çaba göstermezse, ilişki sağlıklı ve mutlu bir şekilde yürümez. Gittikçe yıpranan ve güvensizliklerin arttığı bir evlilikte duygusal kopma kaçınılmaz olacaktır. Ancak sorunu çözmek için çaba göstermek ve karşınızdaki insanı sorunları paylaşmaya teşvik etmek gerekir. Yani evlilikteki sorunları çözmek için elden geleninde fazlasının yapılması gerekir. Çünkü günün sonunda yapılacak her şey yapıldı ancak yine de olmuyor duygusunu kazanmak gerekir. Karşıdaki insan evlilikteki sınırları bozar hatta kendi yanlışlarının doğru olduğu duygusunu sizde uyandırmaya çalışırsa, bu onun sorunları anlayamadığı ve çözmek içinde bir çaba içine girmeyeceği anlamına gelir. Karşınızdaki insanın " sex bağımlılığı" rahatsızlığı varsa bu da ilişkinizi, çözülmezse tıkayabilecek bir durumdur . Sex bağımlılığı ile ilgili bir yazımız önümüzdeki haftalar içinde makalelerin psikiyatri bölümünde yayınlanacaktır. Eğer karşınızdaki insan kurallarla problemleri olan, sorumsuz bir yapıda ve aklına o an ne gelirse onu yapan bir karakterde ise onunla sorunları çözmek çok zor olacaktır. Saygılarımla.

sayın hocam 5 aylık evliyim.eşim haftada bir dışarı çıkıyor arkadaslarıyla bırlıkte gec saatlere kadar dısarıda oluyor.aslında şüphelenecegım bı durum yok ama elımde olmadan hırçınlaşıyorum.aynı şekılde bı aksam eşim ve arkadaşlarıyla bırlıkte oturuyoduk.eşimin çok yakın bı arkadaşı kardeşim dedıgı ınsan bana bı kac olaydan kırgınmıs.onları anlatırken ıstemeden sesını yukselttı ve benım 12 yıllık arkadaşım senın daha 5 aylık eşin.sınırlarını bılmıyosun şeklınde bı konusma gectı.eve geldıgımızde eşimle bunun üzer,ne hiç konusmadım aynı şekılde oda ama eşim suan ark hiç bisey olmamıs gıbı hala konusuyo bu normalmı benim düşüncelerim mi yanlış orda benı savunmalıydı şeklınde düşünüyorum.şimdi benım napmam lazım.yardımcı olurmusunuz ?

NURGÜL Tarafından Soruldu | 2013.09.17

Sayın danışanımız, Yeni evliliklerin ilk yılları çift için en riskli dönemlerdir. Eşinizi daha derin tanımaya ve onun ilişkileri ve bağlılıklarını da fark etmeye başlarsınız. Ayrıca kişilik ve karakter farklılıklarınız da birbirine uymaya ve bu uyum sürecinde de sürtüşmeye başlar. Yani denemeden numarası size uygun diye aldığınız güzel bir ayakkabının ayağınıza alışma süreci gibidir. Ayağınıza dar gelirse burada esneyen tarafın genişlemesi ile ancak sorunlar aşılabiliyor. Evlilik aynı zamanda bireylerin olgunlaştığı ya da olgunlaşmasını sağlayan bir süreçtir. Burada ana esas karşınızdaki insanın ilişkinizdeki bağlılıklarını arttırarak ilişkinizi güçlendirmek ve size bağlılığını arttırmaktır. Ancak onun diğer ilişkilerine ayırdığı zaman size karşı sorumluluklarını bozmadığı sürece kabul edilebilir. Sevilen bireylere herkes sahip olmak ister ve arkadaşları veya yakınları onu kaybetmek istemediklerinden zaman zaman size karşı bir tutuma da geçebilirler. Onları kızdırırsanız onlarda size, sizde kızgınlık yaratıcı mesajlar verirler. Bunlara dikkat edin. Her kızdıran söze yanıt ve tepki verirseniz ilişkiniz daha yıpranacaktır. Özellikle alıngan, duygusal ve ben merkezli kişilik özellikleriniz varsa bu sizi daha çok çatışmaya yönlendirebilir. Ülkemizdeki kadınların fazla anaç yapıları eş ve çocuklarına çok bağlanmayı da getiriyor. Buda yine eşinize bağlı diğerleri ile onu paylaşma sorunlarını oluşturabiliyor. İlişkinizi güçlendirerek eşinize sahiplenmek daha kolay bir çözümdür. Açık ve sert tepkiler ilişkide eşinizin size olumsuz bir bakış geliştirmesine yol açabilir.

Sayın Hocam, Daha once 13.09.2013 tarihli sorduğum soruya verdiğiniz yanıt için tesekkurlerimi sunarım.O yazınız benim için yol gösterici oldu, sık sık okuyorum ve iimden tekrar ediyorum.Ayrıca depresyonla mucadele etmek için psıkolojık tedaviye de başladım.Söylediğim gibi eşimin yaşı altmışa yakın benim de 55 biz birden bire anlamadan bir kaç ay içerisinde bu işi yapmaya karar verdik.İki taraf için de iyi olmasını diliyorum.Eşimin hayatında aklını başından alıcak bir birliktelik ve kadın yok herkese olmadıgını söylüyor ve davranışları o yönde ama dört beş ay önce ayrı ülkelerde yaşamasına ragmen kendini özgür hissetmediğini ayrı eve taşınmak istediğinden söz etmişti ve o arada bu güne kadar tek eşli yaşamasına ragmen mutsuz oldugu ve ıhtiyaçları için dışarıda ki kadınlara gittiğini söyledi ve şimdi herkese ve tabii ki bana evlendiği günden beri mutsuz olduğunu kabul ettirmeye uğraşıyor.Ama bir süreden beri hayattan zevk almayan depresif durumu var.Benim öğrenmek istediğim bu periyodda acaba eşlerin arasındaki cinsel yaşamın doğal olarak yavaşlaması nedeniyle erkeğin genç bedenleri tercih etmesi evlilikten ve eşinden kolay vazgeçebilme sebebi oluyor mu? Bir de bu yaşlarda ayrılan çiftlerde özellikle erkek geçmişe bir özlem aileyi arama özleme duygusu yaşıyor mu? Şimdiden teşekkür ederim,saygılarımla

engin Tarafından Soruldu | 2013.09.17

Sayın danışanımız, Önerilerimin size sınırlı da olsa yardımcı olmasından dolayı mutluyum. Evlilik ve ilişki gibi detaylı bir yapıda oluşan sorunlara kısa yanıtlarla çözüm üretmek oldukça zor. Onun için AİR ve AER bilgisayar programlarını geliştirdim. AİR ve AER aslında kendi içinde yapay zekâsı olan ve tecrübeli bir evlilik-ilişki terapisti gibi size özel çözümler de üreten programlardır. Yaş grubu olarak bu yaşlar aynı genç yaştaki evlilikler gibi riskli bir evlilik yaşı oluşturuyor. Buradaki riskler genç yaş evliliklerden doğal olarak farklı. Öncelikle bireyler daha önceki yaşadığı sıkıntı ve hırpalanmaları da ilişkilerine taşıyorlar. Ayrıca sıkıntıların ve geçmişteki sorumlulukların getirdiği tükenmişlikleri kendilerine kurdukları ve aslında onları yalnızlığa götürse de tek başlarına ve sadece kendileri için yaşadıkları bir hayat ile çözmeye çalışıyorlar. Bu da bireyleri biraz bencil, artık sıkıntıya katlanamayan ve sıkıntıyı paylaşımdan hoşlanmayan bir çizgiye götürebiliyor. Genç yaşlarda olduğu gibi çok güçlü bir duygusal bağlanma da olmadığı için çabuk vazgeçme eğilimine girebiliyorlar. Ayrıca eğer kendi iç dünyalarına bakışları yok ve sorunlarını anlama eğiliminde değilseler, mutsuzluklarının sebebini kendilerinden çok çevre ya da en yakınlarında aramaya başlıyorlar. İlkönce de eşlerini mutsuzluklarının nedeni olarak görebiliyorlar. Bu bireyler için, duygusallığı olmayan cinsellik de sadece sıkıntı rahatlatıcı bir eylem olabiliyor. Erkekler psikiyatrik problemlerini daha zor kabul edip bunu bir güçsüzlük olarak gördüklerinden psikiyatriste başvurmaları da çok zor oluyor. Psikiyatrik sorunlarını çözmek yerine onlarla yaşıyorlar ve bu da yaşamlarını bozuyor. Sıkıntılarla baş etme ve çözüm arama gücü olmayınca da geçmişe özlem ve geçmişin rahatlatıcı hayallerinde kendilerine bir sığınak bulabiliyorlar. Bu bireyler kendi iç dünyalarında sorunları çözmeye karşı ciddi bir direnç de oluşturabiliyorlar. Bazıları sorunlarını paylaşmaya başlarsa onlarda geçmişin unuttukları sıkıntılarını yeniden ortaya çıkaracağından korkabiliyorlar. Bu da psikiyatrik tedavi ya da terapiye kapalılıklarını ve dirençlerini arttırıyor.

4 yıldır ileri derecede aşık olduğum kız onun da bana boş olmadığı fakat fakülteden sonra iş bulma telaşıyla beraber benim onun hakkındaki uyarılarımın onu sıkması da içinde olup benimle bir celsede ayrıldı numarası yok hiçbiryerden ulaşamıyorum ve kendimi çok kötü ve suçlu hissediyorum benden ayrıldığı için çok kötü oluyorum eğer başkasıyla evlenirse yaşayan ölüyüm demektir...benim bazı kıskançlıklarım oldu bunu konuşabileceğimizi söyledim fakat beni bıraktı ve ben onsuz çok kötü bi haldeyim... Allah sonumu hayır etsin aklımı sağlıklı kullanamıyorum o yokken..Bana onu bulup getirin yoksa iyileşemem bana çare bulun...cevap yazarsanız sevinirim...onu çok seviyorum fakat kendisi bana verdiği sözde durmadı fakülte bitince çekip gitti...bütün ilişkisini bitirdi böyle birşeyin olmasını asla düşünmüyordum fakat beni terketti...yardımcı olun lütfen çok kötü bi durumdayım...öyle birşey söyleyin ki beynimden vurulmuş olayım...saygılar hürmetler ederim...

halis Tarafından Soruldu | 2013.09.18

Sayın danışanımız, Genç yaştaki bireyler ruhsal olarak büyüdüklerinde, ilişkilerine bakışları da doğal olarak değişir. Genç yaşlarda bu değişim daha hızlıdır. Çiftler beraber değişmedikleri zaman, bir birey ilişkiden kopabiliyor. Diğerinin ondan kopamayacağı ya da onu istemesine rağmen bırakmayacağı duygusunu alınca da aniden kopma oluşturup, hiçbir şekilde iletişime geçmeme kararı alıyorlar. Ayrıca, özellikle ülkemizdeki bireylerde, genç yaşlarda kendi iç dünyalarındaki güvensizlikler ve ilişkiye bağımlı olma sorunları nedeniyle oluşan kıskançlıklar aşırı olup, diğer bireyi bunaltabiliyor ve ilişkisine bakışı olumsuz olarak değiştirebiliyor. Ani ayrılıklarda, ayrılmak istemeyen bir yas sürecine giriyor. Ayrılıkla ilgili şarkı sözlerinin çoğu bu yas sürecinde yazılmıştır. Yas süreci doğal olarak 3 ay ile 14 ay arasında normalde azalarak sürer. Aslında yaslar bireyi olgunlaştıran süreçlerdir. Çünkü kendi iç dünyalarına ve geçmişteki ilişkilerine bakışı arttırır. Doğal olarak kaybedilen kişi bu süreçte her yerde aranır. Ama kaybedilenin artık farklı bir duyguda olduğu ve onun seçimine saygı duymanın da onu gerçekten sevmek olduğunu kabul ettikçe yas çözüm sürecine girer. Onun seçimini kabul etmemek, bir anlamda onun için değil sadece kendimiz için bir ilişki isteme olacaktır. B uda ilişkinin temel paylaşım ögesine tamamen terstir. Bir grup birey, bu tarz ayrılık sonrası oluşan yaslarını yıl geçse de aşamamakta ve tüm yaşamları boyunca yaşamaktadırlar. Psikiyatride böyle bir durum Uzamış ya da Komplike Yas Reaksiyonu olarak tanımlanır ve tedavi edilmesi gerekir. Her yastan sonra bir duygu ilelebet iç dünyada kalır, ancak bu güzel bir anı olarak tutulup ilerideki yaşamı bozmadığı sürece sağlıklıdır. Özellikle bir kadın duygusal olarak tamamen koptuğu zaman, onun duygularını yeniden oluşturmak mümkün değildir.

Sayın Hocam, Gunaydın konuyu sadece benim anlattıklarım çerçevesinde ve kısa cümlelerle o kadar güzel özetlediniz ki.Evet eşim aynı dediğiniz gibi mutsuzluğuna sebep bulmaya çalışıyor ve tabii ki en zayıf halka benim erkeklerin ellerinde ki tek silahları da cinsellikleri.Eşim maalesef kişilerin kendi mutlulukları ve mutsuzluklarının yetkilisi olduğu gerçeğini kabul etmiyor ve yalnızlığını sanırsam onu mutlu edecek birini bulma ya da bulduysa değerlendirme yoluyla gidermeye çalışıyor.Sizin de dediğiniz gibi ben artık bu konuları bir kutuya koydum ve kapadım tabiiki acısını yaşıyorum yaşıyacağım da ama artık kendimi birinci sıraya koymak istiyorum .Burada önerdiğiniz üzere terapi ve ilaç tedavisine başladım Aralıkta 20 günlüğüne ya da kalıcı olarak istanbula dönücem bu sürede size gelip terapi alma şansım olursa çok sevinirim. Sağlıcakla kalmanız dileği ve saygılarımla

engin Tarafından Soruldu | 2013.09.18

Sayın danışanımız, Evlilik ve ilişki problemleri çözüm odaklı olduğunuz zaman daha kolay oluyor. Burada en olumsuz gelişim, kötü giden ilişkilerine takılı kalan ve bunu da hayatı boyunca bir mağduriyet olarak yaşayan bireyler oluyor. Tabi ki, ilişki problemleri zordur ve duygusal olarak yaralayıcıdır ve kolay geçmez. Ancak birçok durumda karşınızdakinin girdiği ruhsal problemleri bütün çabanıza rağmen aşamayabilirsiniz. Burada önemli olan kendinize verdiğiniz değer duygusunu yitirmeden bu zor süreç boyunca ilişkiniz için elden geleni yapmak. Yapılanlar bittiğinde ise ne olursa olsun karşınızdaki ile kötü olmamaktır. Karşınızdaki sizi kötü diye görürse hem kendini haklı çıkarması daha kolaylaşacaktır hem de sizden ayrılmasını kolaylaştırabilirsiniz. Ayrılık süreçlerinde en riskli davranış, hızla kendiyle ilgilenen bir insanın çekim alanına girerek sorunu çözme yoluna gitmektir. Bu yeni bir hayal kırıklığı ile sona erebilmektedir. Yeniden kendine güven oluşup, ruhsal olarak daha hazır hissedildiğinde ancak yeni ilişkiler için hazır olunabilir. Evlilik ya da ilişki kaybı ile başlayan bir dönem, bireylerin kendi ve etraflarında yeni değerler yaratması ve onlara bağlanması ile kademeli olarak aşılmaktadır.

merhaba armağan bey, gevezelik bir hastalık mıdır? komik bir soru gibi gelebilir ama benim için ciddi bir sorun. teşekkürler şimdiden...

azul Tarafından Soruldu | 2013.09.18

Sayın danışanımız, Gevezelik bir hastalık değildir. Ancak, bununla ilgili şikâyetler bireyin yaşam ve ilişkisinde önemli ve etkiler derecede sorunlara sebep oluyorsa, bu düzeltilmesi gereken bir problemdir. Ayrıca altta yatan psikiyatrik rahatsızlık nedeniyle de gevezelik şikâyet olarak ortaya çıkabilmektedir. Bazı durumlarda psikiyatrik rahatsızlıklar kendilerini çok açık olarak göstermeyip daha hafif şikâyetlerle de ortaya çıkabilmektedir. Bazen de kişilik özellikleriyle bağlantılı da olabilmektedir.

Merhabalar hocam öncelikle böyle faydalı bir site için size ve ekibinize sonsuz teşekkürler.ben 2 senelik evliyim eşimle çok mutlu ve huzurlu bir hayatımız var birbirimize karşı yeterince nazik ve şevkatliyiz.genel olarak güzel vakit geçiriyoruz ve her şekilde bana karşı sabırlı,sakin ve sevgi dolu elinden geldiğince beni mutlu etmeye çalışan bir insan.biz sorunumuz evliliğimizin ilk ayından itibaren cinsel anlamda birliktelik yaşayamıyoruz eşim bunu forex ile ilgilendiği için ona bağlıyor. Bir nevi borsa gibi bazı maddi kayıplarda yaşadı.bunun haricinde bir sıkıntım yok diyo benden de kaynaklanmadığını söyledi. Benim anlayamadığım şey birbirimize bu kadar iyiyken neden bu sorunu yaşıyoruz?bağlılığımız olmayacak diye korkuyorum çünkü zaten yeni evli sayılırız.birde kayınvalidem eşinden ayrı ve hayatımızın o kadar içindeki,eşimi bir erkekten ziyade annesinin küçük oğlu olarak görüyorum bu da beni onu çekici görmekten alıkoyuyor.eşimi kayınvalidem,ben ve kendisinden oluşan3 kişilik bir aileden daha çok sadece onun ve benim yeni bi aile olduğumuza nasıl ikna edebilirim?kendimi evli bi kadından çok çocuk gibi hissediyorum yeme içmemiz kayınvalidemle her şey önce onun fikrinden okeyinden geçiyo çocuklarını yanlız büyüttüğü için hem anne hem baba rolü üstlenmiş ama eşimin annesinden kalan artığıyla yetinmek durumunda kalıyorum ama eşimin bi şikayeti yok bu durumdan..bu konuda da sıkıntım var.eşimin ailevi sıkıntıları pek çok dolayısıyla bizim sorunlarımıza vakit ayırmaya kafa yormaya ne zamanı ne de zemini kalıyo bende anlayışla karşılamaya çalışıyorum ama yoruluyorum... Yardımlarınız için şimdiden teşekkür eder saygılarımı sunarım.

Naile Tarafından Soruldu | 2013.09.19

Sayın danışanımız, Evlilik sorunu demek sadece çatışma, tartışma ve kavga demek değildir. Birbirini çok seven ve uyumlu çiftlerin de evlilik ya da ilişkilerinde problemleri olabilir. Bu problemlerde evliliğin farklı dönemlerinde farklı şekillerde ortaya çıkabilir. Cinsellik, aslında evliliğin önemli paylaşımlarından bir tanesidir. Bir anlamda duygusal yakınlığın ve güvenin biyolojik bir ihtiyaçla kaynaşmasıdır. Bir grup çiftte biyolojik ihtiyaç ögesi ön planda olup, evlilikleri çok problemli olsa bile, cinselliklerini ayrı ve iyi tutabiliyorlar. Ancak çiftlerin çoğunda ve özellikle duygusallığı yüksek çiftlerde, ilişki sorunları cinselliğe yansıyıp cinselliği bozuyor. Bu bozulma, eşe karşı onu uzak hissetme ve ona karşı yabancılaşma duygusu arttıkça artıyor. Özellikle kadında bu daha çok oluyor. Bir ilişkinin içinde eşlik, sevgililik, dostluk, arkadaşlık, annelik, babalık, sırdaşlık parçaları farklı derecelerde vardır. Ancak bütün bunların içinde eş olma ve sevgililik parçalarının hem en önde hem de daha ağırlıklı olması gerekir. Evlilikte eşinizi yakın arkadaş ya da kardeşiniz gibi hissetmeye başlarsanız ona karşı cinsel duygularınız kaybolmaya başlar. Bu duyguyu da aslında size veren eşinizdir. Onun bu duyguyu yaşamasını oluşturan ise onun yetişme tarzı ve geçmişteki duygusal eksiklikleridir. Cinsellikte bir güven, karşısındakinin bedeniyle beraberlikten korkmamayı gerektirir. Ama kadınlara karşı çekinme, onları incitme kaygısı olan erkeklerde cinselliklerinden haz alamadıkları için eşe cinsellikleri az olabilmektedir. Bir grup bireyin, cinsel istekleri evlilik öncesinde de çok az ya da hiç olmayabilmektedir. Ya da evlilik öncesi kendi başlarına yaşadıkları cinselliklerinden, bir eşle cinselliğe geçişte zorluk yaşayabilmektedirler. Doğal olarak cinsellik özel yaşanan bir yapı olduğu için, evde hep eşlerden başkalarının olması da cinselliğin istendiği gibi yaşanmasını bozar. Cinsellik ile ilgili özellikle isteksizlik sorunlarını ötelemek, cinsel problemlerin zamanla daha da artmasına neden olur. Ancak karşınızdaki bu sorunların konuşulmasını bir güçsüzlük ve yetersizlik diye algılıyorsa, bu sorunları konuşmadan hep kaçınacaktır ya da nedenler söyleyerek geçiştirecektir. Bu sorunları yakınlarınızla paylaşmanızı fark ettiğinde de kendini daha kötü hissedebilir ve kapanabilir. Onun için bu konuda, eşin özellikle güvende hissettiği bir profesyonel yardım önemlidir. Konusunda ve tutumunda yeterli olmayan bir terapistle kötü bir başlangıç, problemin daha da artmasına neden olabilmektedir. Sadece eşlerin gideceği ve her günkü iş ve gündelik yaşamlarını geride bırakacakları tatiller, cinselliğin başlamasını da sağlayabilmektedir.

Merhabalar Armağan Bey 27 yaşındayım ve yaklaşık 9 yıldır süren ilişkimi evlilik tarihine aylar kala ayrılma kararı aldım. evliliği son 1 yılda isteyen taraf bendim. aramızdaki ilişki, saygımız sevgimiz,birbirmizle anlaşmamız,arkadaşlığımız ve sosyal cevremızle ilişkılerimiz çok iyiydi.aramızda güven sonsuzdu.ilişkimiz boyunca bir kere bile ayrılmadık.fakat evlilik tarihi yaklaştıkça acaba doğru mu karar veriyorum, arkadaş gibi olduk aramızdaki istek arzu bitti mi gibi şeyler düşünmeye başladım.çunku ne kadar birlikte sohbet edip eglensekde çok monoton bir ilişkimiz var gibi görmeye başladım.sureklı organizasyonlar,planlar yapan taraf bendım. bunlara uyum sağlasa ben kendimi sureklı bişey talep eden taraf gibi güruyordum.evlenınce 40 senelık evlı ınsanlar gibi olacağız gibi gördüm o zamanlar.ayrıca cinsellik konusu beni cok tedirgin etti. cunku aramızda her zaman problem olmuştu.ben genelde ısteklı degıldım ve evlenınce bu daha buyuk problem olacaktı. bunları konuştum bır sure ayrı kalalım dedım.bırbırımızı ozleyecekmıyız,anlamayacak mıyız diye,fakat bende hiçbir değişiklik olmadı. o şekilde evlenmek istedim ve ayrıldım. o benı sevdıgını soyledı. o donemde hıc goruşmedık sadece 2 kere konuştuk.ben bulundugumuz cevreden uzaklaştım.ama her arkadaşımız ortak oldugundan cok zor oldu. bende, o da sureklı arkadaslarımız sayesınde haber aldık ve almaya devam ediyoruz.6 aydan fazla suredır ayrız. aklıma geldıgı i ozledıgım seyler oluyor ama hala alıskanlıkdan mı anlayamıyorum. belkı evlensem mutlu olacaktım ama aklımda o sorular varken evlenmeye cesaret edemedım. şuan tekrardan konuşsak başlasam mı yoksa hayatıma yeni bir sayfamı açsam hala bılmıyorum.hayatımdaki cogu şey,gıttıgım yerler,arkadaşlarım,cevrem herşeyim değişti.evlılıkte cınsellık cok onemlı ve o uyumui ıstegı kendımde goremedım. onun dısında ufak tefek sorunlar dışında hıcbır sorunumuz yokdu. sonsuza kadar guvenecegım,zaman gecırmekten zevk alacagım bırıydı. o donemde evlılık stresı dıye bana bu kadar zor ve olumsuz geldı herşey yoksa doğru şeyler mi düşünmüşüm. hala bılmıyorum cunku. bazen evet dogru karar verdım dıyorum ,bazen ozluyorum.bazen mutluyum bazen çok mutsuz ve yanlız hıssedıyorum kendımı. ne yapmamı onerırsınız. yaklasık 6 aydır ayrıyız.tekrardan görüşmek ıyı olur mu, yoksa cınsel ıstek ,ten uyumu duzelmeyecek bır durum mu?

bien Tarafından Soruldu | 2013.09.24

Sayın danışanımız, Bir ilişki ilerledikçe kendi içinde olumlu tarafları arttırırken aynı zamanda olumsuz tarafları da ortaya çıkarır. Bu ilişki evlilik olsun ya da bir beraberlik olsun fark etmez, aynı süreç işler. Benim düşüncem evlilik süreci ve dinamikleri, sevgili olarak çıkmaya başladığınız ilk gün başlar. Bir ilişki ilerledikçe de, evlilikte olduğu gibi olgunlaşır ya da bozulur. Mesleki deneyimlerim, bir ilişkinin 3 yıl içinde bir evliliğe gitmesidir. 3 yıl içinde bir ilişki ciddi bir ilişkiye dönüşmezse kendi içinde yıpranmalar ya da farklı değişiklikler yaşar. Bu da bireylerde ilişkileri ile kaygılarını arttırır. Bir insanı ve ilişkiyi çok iyi tanıdıkça ona bakış açınız olumlu ya da olumsuz yönde değişir. Daha önceki olumsuz deneyimler ya da etrafın anlattığı olumsuzluklarda eklenince bireylerin kafası iyice karışabilmektedir. Bir birey yaşamında neyi derinlikli olarak sorgulasa onla ilgili olumsuz ve olumlu tarafların ikilemi ile karşı karşıya kalacaktır. Her insan karşısındaki ile ilgili az ya da çok ikilemleri olabilir. Özellikle ilişkinin başındaki duygusal yoğunluklar, bu ikilemlerin fark edilmesini önler ve kapatır. Ancak uzun süreli ilişkilerde (evlilikte olduğu gibi) duygusal yoğunluk, daha mantığı bozmayan seviyelere indikçe, ilişkiyi değerlendirme ve sorgulama da artar. Bu ikilemleri olan bireylerde eğer karşısındakine karşı bir tutkusu varsa, tutkunun etkisi ile sorgulama hep olumlu yönde bir sonuçla sona erer. İyi bir evlilik için bireylerin birbirine sevgi, güven ve paylaşım duyguları esastır ve ilişkinin olmazsa olmazıdır. Ancak tutku yoksa bile bu üç ögenin güçlü varlığı ile iyi bir ilişki oluşabilir. Ancak yıllar geçtikçe özellikle bayanlarda bu tutku eksikliğini hissetme ve arama söz konusu olacaktır. Cinsellikte bu tutku ile kısmen ilgilidir. Sadece var olan ilişkide cinsel isteksizlikler yaşanıyor ama bunun dışında cinsel bir isteksizlik yoksa bu da tutku eksikliği ile ilgili olabilmektedir. Evlilik kararlarında eğer tutku ön plana koyulursa farklı, güven ve uyumlu beraberliği ön plana koyulursa farklı karar verilir. Her ikisin de de kayıp ve kazanç söz konusudur. Bireyler kişisel bir seçimle buna karar verir. Kararsızlıklar, kötü karar kadar risklidir.

cevap verip vermeyeceğinizi düşünmeden direk konuya gireceğim.cevap vermeseniz bile ben anlatmış olacağım.5 yıllık evliyim.iki oğlum var.eşimi de çok seviyorum.ama mutlu edemiyorum. evlendiğimiz hafta düğünümüzden bir hafta önce alkol aldıktan sonra en yakın hanım arkadaşının kankasıyla öpüştüğünü kendi yazdığı mailden anladım.daha önce de böyle buna yakın bir vakaya şahit olmuştum.hayatında çok kadın vardı.ama o kadar çok aşıktım ki ileride daha düzgün yaşar evlilik gereklerini yerine getirir gibi saçma gerekçelerle ilişkimi devam ettirdim. sorunun güvensizlik olduğunu ve bunun aşk ne kadar çok olursa olsun ilişkimize çok zarar vereceğini, benim aşmayacağımı hesaba katmadım.evliliğimiz sürece gerekleri yerine getirdi.işi sebebiyle yurt dışına çıkıyor.bir yemekte iki bayanla çekilmiş resmini gördüm.anlamsızdı dedi.koydum bir köşeye.daha sonra bayan bir iş arkadaşını erkek olarak kayıt etmiş.2 ay sürekli aramış.servisteki değişiklik nedeniyle dedi.neden erkek olarak kayıt ettiği ile ilgili yorum yapamıyor.bunlar güncel olanı.onun dışında iyi yanları da var.öncelikle kesinlikle mükemmel bir baba.iyi bir insan.hamileliğimde lohusalığımda kesinlikle mükemmeldi.çocukları ile ilgilenir.işinden vaktinde gelir.kazancı nettir ve benim yönetmemi ister.çocuklarını çok düşünür.evlediğimizde düzneli işi olmayan askerliğini yapmamış hayat anarşist evliliğe hapis olarak bakan birinden çıktı düzenli işi olan eğitmini askerliğini tamamlayan uzun saç küpe kargo pantolondan takım elbiseye geçiş yaptı.çok şaşırttı beni.ama benim güvensizliğimi iyileştiremedi. hem tembel biraz da bencil.oldu bitti geçti.diyor.aileme çok saygılıdır ve çok sever.... acaba beni aldatmasa idi ben onun bir iki resmini veya iş arkadaşını aramasını sorun yapar mıydım bilmiyorum.bunlarla karşılaştığım zaman sürekli 5 yıl önceye dönüyorum.aynı tepkiyi veriyorum.canım çok acıyor.geçmişe dönmenin yanlış olduğunun farkındayım.bana göre o yanlış bir şey yaptı.hep dikkatli olmalı.özen göstermeli.çünkü hatalı.ona göre oldu bitti.hayat devam ediyor.eşini aldatmış erkekmiş gibi davranmasına gerek yok.istediğim mutlu olmak mutlu etmek.bunun içinde eşimin karşı cins konusun da gereğinden fazla itinalı davranması gerekiyor.iş yerinden bir bayanın onu kafaya taktığını düşünüyorum.çünkü her yerde karşıma çıkıyor.iş maillerine baktığımda ona eşime daha özel davrandığını görüyorum.yurt dışına çıktığında ondan yardım istediğini görüyorum.iş servisi ile ilgili durumda ilk ona döndüğünü görüyorum.bu bayan eşimin doğum gününü es geçmez ama bebeğimiz oldu hayırlı olsun demedi.ilk defa eşimin iş yerine gideceği hafta sonu tesadüf oda geliyor falan filan.büyük bir kısmı benim takıntım abartmam.çünkü eşimin evliliğimizden önceki iki aldatma vakası beni eşimi her gördüğüm bayanla beni aldatıyor mu kuşkusunu geliştirdi.ilk yıllar daha yoğundu.şimdi azaldı.fakat tam bitmedi. benim bu bayanla hissettiklerim benim hüsnü kuruntum mu yoksa bir şey mi var bilmiyorum.eşim öyle özel gün falan bilmez,sohbet etmez,ben bir şey bulup onun önüne aha beni aldatıyorsun diye sunacağım dan benle pek paylaşmaz.beni ortama alıştırıp ortamı yakın hale getirmek için de erinir.az sosyalleşir.ve benden saklar.yani çözüme istekli ama tembeldir. netice bir daha aldatılmak istemiyorum.netice eğer olursa dürüstçe söylesin istiyorum.netice mutlu olmak istiyorum:(( artık kaygı ve korkularımdan kurtulmak istiyorum. tabiki de eşimi çok seviyorum.çocuklarımı çok seviyorum.elbetteki aile olarak devam etmek istiyorum.ama bu hastalıklı ruh halinden kurtulmak da istiyorum.bu halimin sebebi eşim.ama acımı arttıran benim. yani eşimle veya eşimsiz mutluluk huzur güven istiyorum.eşimin beni aldatıp aldatmadığını düşünmekten başka işlerle de meşgul olmak istiyorum.artık Allahın beni cezalandırığını düşünüyorum.hayatta tek derdim eşimin beni aldatması olmuş.ruh hastası olmuşum.çok ciddi yarıma ihtiyacım var.bir an beni aldatmayan sırtımı güvenle yasladığım eş düşünüyorum ve yarabbi ne güzel duyguymuş diyorum.umarım şansım yaver gitmiştir.ve sonuna kadar okumuşsunuzdur.ve de umarım cevap yazarsınız.çocuklarım ailem için yardım edin.

byhnztrk Tarafından Soruldu | 2013.10.09

Sayın danışanımız, Güven ilişkinin sevgiden sonra en önemli parçasıdır. İlişkide var olan güvenin kanıtı yoktur. Ancak güven kaybolunca da kanıt olsa bile güven geri yerine tam olarak gelmez. Evlilikte kadınların güvensizliği karşısındaki erkekten (eş) aldığı duygular ve kendi kişilik yapısının karışımı olarak ortaya çıkmaktadır. Ancak bir aldatılma ya da aldatılma teşebbüsü olayları sonrasında bütün kadınlarda bir güvensizlik parçası kalmaktadır. Bir grup kadında ise aşırı ve yaşamını bozan düzeyde güvensizlik düşünceleri oluşmaktadır. Yani güveni bozan bir olay ilişkide kalıcı derecede bir güvensizlik hissi bırakmaktadır. Ancak bunun derecesi bireye ve eşin oluşturduğu güveni yeniden sağlamaya göre farklı olmaktadır. Güvensizlik yaratan birey bunu bir daha tekrar etmez ve tam aksine güven verici bir tutuma girerse ilişkide güvensizlik az derecede hatta göz ardı edilebilecek derecede kalmaktadır. Ancak bazı kadınlar çözülse bile bir güvensizlik problemini eşinin önüne bir problem olunca getirip onları yaşam boyu suçlu ve artık hiçbir şeyde haklı olamaz konuma getirmektedirler ki bu da ilişki için yıpratıcı olmaktadır. Bir evlilikte aldatılma riskini azaltmanın tek yolu evlilikte iyi bir ilişkinin ve duygusallığın oluşmasını sağlamaktır. Bir grup kadında ise psikiyatride “ Aşırı Değerlenmiş Düşünce “ dediğimiz abartılı bir şüphecilik ve güvensizlik duygusu oluşmaktadır. Bu paranoid bozukluğa yakın ancak mantığın bozulmadığı bir durumdur. Yani bir anlamda takıntı ile hafif paranoyanın karışımıdır. Eğer eş bu duyguları oluşturacak tutumda değil ve çevredekilerde bu güvensizliğinin aşırı olduğunu söylüyorsa, bu durum bireysel bir takım sorunların, geçmişte yaşanan güvensizlik olayı ile daha da yoğunlaşmasından ortaya çıkabilmektedir. Kişilik yapısı olarak da alıngan ve şüpheci bir yapı varsa bu da “aşırı değerlenmiş düşünceyi” arttırabilmektedir. Doğal olarak bu yapıya sahip birisi eşine yakın hisseden diğer bayanları daha çabuk fark eder y ada eşiyle paylaşımı azalınca ve ondan aldığı değerli hissetme duyguları yeterli olmazsa şüpheleri daha da artar. Psikiyatrik durumu değerlendiren sitemizde bulunan PAT psikiyatrik rahatsızlık risklerinin ne derecede olduğunu gösterecektir. Bu gibi durumlarda önce bireysel olarak bir psikiyatrist-terapiste başvurup, bireyden kaynaklanan problemleri bir çözüme koymak sonrada bu terapiyi eşin katılması sağlanabilirse çift sağlanamazsa da yine tek olarak evlilik terapisi olarak sürdürmek problem çözümüne yardımcıdır. Güvensizlik duyguları ve şüpheler yüzde yüz kalkmasa bile yaşamı ve ilişkiyi bozmayacak dereceye gelmesi sağlanabilmektedir. Bu gibi sorunlarda bireyin kendini evliliği dışında iyi ve değerli hissedeceği bir uğraşı ve ortam oluşturması da önemli olmaktadır. Yani evlilik dışında alınan değer duygusu bireyin özgüvenini arttırıp kaygı ve şüphelerini azaltmaktadır. Yani sadece evlilikte var olan bir kadın modelinden evlilik dışında da değerli ve yararlı hisseden bir kadın modeline geçmek de önemlidir. Samimi bulduğunuz ve evliliği iyi olup evliliğinde güvensizlik yaşamayan bir dostunuzla da düşüncelerinizi paylaşmak, sıkıntılarınızı azaltabilir. Kendi içinizde bu düşünceleri yaşarsanız hem gittikçe bu düşünceler daha kalıcı hale gelecek hem de oluşturduğu sıkıntılar psikiyatrik sorunlar geliştirme riskinizi arttıracaktır.

28 yasindayim.hayatimda su anda hissetmedigim kadar depresifim, agresifim ve bir ergen gibi davraniyorum.Cok mutsuzum.Intihar bile etmeyi dusundum.Aslinda iki universite mezunu, yuksek lisansin tez asamasina gelmis bir insanim ve uluslararasi bir firmada muhasebe ve finans uzmani olarak calisiyorum.ama isimi de sevmiyorum ve beni manevi olarak tatmin etmiyor.egitim veren , danismanlik yapan bir firmada calismak istiyorum ama tum bunlar icin enerjim yok.en son 4 aylik bir iliskim oldu ve ben 6 kez ayrildim karsi taraftan.Aslinda bu ilk degildi surekli iliskilerimde ayrilma egilimindeyim.son ayrilisimda karsi taraf beni istemedi ve ben yaklasik 3 aydir cok ciddi anlamda kendimi sucluyorum, dibe vurdum.cok pismanim hala iliskiden cikamadim.Surekli onu dusunuyor ve onunla yasiyorum.o ise beni gormek bile istemiyor.ben neden hem bu kadar ayrilip hemde su anda aci cektigimi bilmiyorum.yasimdan dolayi son firsati kacirdigim dusuncesine cok sik kapiliyorum.vucudumda onceye nazaran cok agir agrilar oluyor.sirtim ve belimde ozellikle de ... cok sik kalbim carpiyor, ellerim titriyor ve eskisi gibi mantikli davranamiyorum.Annem ve babam ayrilar ve ben anneme surekli sinirleniyorum onu fazlasiyla kiriyorum ve beni sevmedigini dusunuyorum. evde surekli kendimi kaybedip herkesi uzerken buluyorum ve sonrasinda uyuyamiyor, normal hayatimi devam ettiremiyorum.28 yasindayim ama ergenlikte gibi tutarsiz davranislar icindeyim ama cikamiyorum.surekli psikolojiyle ilgili seyler okuyor, diziler izliyorum ve kendimi kesfettikce kendimden daha cok uzaklasiyor ve patlamalar yasiyorum.arkadaslarima karsi ilgim azaldi.eskiden yalnizlik beni cok endiselendiren bir seyken simdi tek kalip surekli kendi psikolojimle ve nasil duzelecegimle ilgilenmekten bir hal oldum.

mugusgulus Tarafından Soruldu | 2013.10.16

Sayın Danışanımız, Depressif şikayetler psikiyatride, genel tıp dallarındaki ateş yada vücut ısısı artışı şikayeti gibi olabilmektedir. Ruhsal yada fiziksel bir çok rahatsızlık sonucu depressif şikayetler de görülebilmektedir. Kış aylarında sık görülen grip bile depressif şikayetler yapabilir. Kalp rahatsızlıklarından, hormonal hastalıklara kadar birçok fiziksel rahatsızlık da depressif şikayetler yada bunun ötesinde kişinin yaşamını bozar derecede depresyona (majör depresyon) sebep olabilir. Orta derecenin üstü yada ileri derecede depresyon yaşayanların önemli bir kısmı yaşamdan zevk almayıp, yaşamı ümitsiz ve anlamsız buldukları zaman yaşadıkları olumsuz düşüncelerin etkisi altında anlık olarak intiharı düşünebilmektedir . Bu depressif düşüncelerin etkisi altında iken oluşan bir durumdur, bireyler depresyonlarını tedavi ettirdikleri zaman kendine zarar verme düşünceleri de ortadan kaybolmaktadır. Eski sınıflamalarda depresyon Biyolojik(yani bir anlamda kalıtsal) yada Reaktif (yani yaşanan sıkıntılara tepki olarak ) diye sınıflandırılırdı. Ailedeki kan bağı olan bireylerde önemli derecede daha önce tedavisi gerekmiş depresyon olması , uyku-iştah-enerji gibi bedensel şikayetlerin ciddi derecede olması biyolojik depresyonu düşündürebilir. Halbuki sadece bir yaşam olayı sonrası (kız arkadaştan ayrılma, işsiz kalma, iş problemleri, evlilik problemleri gibi) oluşan depresyonlar ise kabaca reaktif (tepkisel)depresyonu düşündürür. Sinirlilik de depresyonun bir bulgusu olabilmektedir. Çocukluğumuzdan beri şekillenen kişilik yapımız da olaylara verdiğimiz tepkilerin şeklini belirlemektedir. Bazı kişilik özellikleri bireyleri ilişkilerinde tıkanmaya götürüp bunun sonunda depressif şikayetler oluşturmaktadır. Bazen de çok belirgin olmasa bile duygusal dalgalanmalar yani çok iyiden çok kötüye belirgin bir sebep olmadan duygu geçişleri, sinirlilik, çocukluk eğitim çağında çok başarılı yada başarısız olma, ailede duygu durum rahatsızlığı geçiren bir bireyin olması bipolar(iki uçlu) bozukluğun kesin olmayan belirtileri olabilmektedir. Bipolar bozukluk birçok tipi ve şekli olan bir rahatsızlıktır ve çoğunlukla önceden depresyon olarak başlayıp birkaç depresyon atağından sonra manik (aşırı canlanma ) dönemine geçiş yapabilir. Ancak bugün toplumda depresyon diye bireylerin kendi kendilerine koydukları teşhis çoğunlukla olaylara bağlı oluşan depressif şikayetleri yada depressif bozukluğu ifade etmektedir.

MERHABA,2-3 YAŞLARINDAN İTİBAREN KOLLARIMDAKİ TÜYLERİ EMİYORUM. BU BANA ÇOK BÜYÜK BİR HAZ VERİYOR. ŞUAN 26 YAŞINDAYIM VE 7-8 SENEDİR DE TÜYLERİ DİŞLERİMLE KOPARIYORUM. BURNUMA KOKUM GELİYOR ÖNCELİKLE ÇOK HOŞ BİR KOKU, SONRA EMME HİSSİ SONRADA KOPARTMA. KOLLARIMI AĞZIMA GÖTÜREMEYİNCE 1 SENEDİR TIRNAKLARIMLA KOPARIYORUM.VE GÜN İÇERİSİNDE İŞTE İKEN BİLE KOLLARIMI KİMSE GÖRMEDEN EMİYORUM. YAKIN ÇEVREMDEN BİRİLERİ OLUNCA ÇEKİNMEDEN EMİP,KOPARIYORUM.VE SEBEBİNİ MERAK EDİYORUM....ŞİMDİDEN TEŞEKKÜRLER...."

brc87 Tarafından Soruldu | 2013.10.17

Sayın danışanımız, Tüy emme ve kopartma, tüy yolma trikotillomani denilen psikiyatrik bir rahatsızlığın bulgularıdır. Bir diğer kullanılan ve çok da bilinmeyen teşhis “ Vücuda Yoğunlaşmış Tekrarlayıcı Davranış”tır. Yani saçı çekme- ısırma, deriyi kazıma, tırnak yeme, yanak ısırma, sivilce yolma gibi vücutta hasar yapan davranışlardır. Çoğunlukla bireyler kendi başlarına olduklarında ortaya çıkan durumlardır. En sık olarak 11-13 yaş arasında başlar ancak daha erken çocukluk yaşlarında da başlayabilmektedir. Doğadaki canlılarda da tekrarlayıcı ve takıntılı şekilde kürklerini ve tüylerini yolma, yalama ve ısırma davranışı görülebilmektedir. Yani sadece insana özgü bir problem değildir. Toplumda aslında sık rastlanılan bir problemdir ve % 2 ile %5 oranında görülebilmektedir, sıklığı fazla bir durumdur. Vücuda zarar vermesine rağmen, bireyler için gerginlik azaltıcı yada haz verici bir tarafı da olmaktadır. Kalıtsal olarak aileden bireylere aktarıldığı da düşünülmektedir. Psikiyatride Dürtü Kontrol Bozuklukları yada Obsessif Kompulsif Bozukluk yelpazesi içinde değerlendirilmektedir.

çok teşekkür ederim.cevabınızı ilgiyle okudum.tavsiyelerinizi dikkate alacağım.en kısa sürede sizle iletişime geçeceğim.iyi günler.

byhnztrk Tarafından Soruldu | 2013.10.21

merhabalar... 1yıl 8aylık uzaktan yürütmeye çalıştığımız bir ilişkinin sonucunda çarşamba günü evleniyoruz...tartışmalarımız çok olduğu gibi düğün arefesinde yine kavgalıyız. nikahımızı yapalı 3 ay oldu ve eşim nikahtan sonra biraz değişti. ailemden pek hoşlanmadığı gibi ailemle biyerlere gitmemi istemiyor. ben de, onların yanındayken onlara tabiiyim burası babamın evi diyorum hayır sen hala eşli yaşamayı öğrenemedin bir çiftmişiz gibi davranmıyorsun diyor. söylediklerimi yapmıyorsun diyor. söyledikleri de bana yersiz kıskançlık ve sahiplenme gibi geliyor. bu evlendikten sonra da devam eder mi sizce ilişkimiz nereye gidiyor bu tartışmalar evlenince yerini mutluluğa bırakır mı? yardımcı olursanız çok sevinirim oldukça üzülüyorum bu halimize...

gzdsvr Tarafından Soruldu | 2013.10.21

Sayın danışanımız, Evlilikte mutluluk aslında iki bireyin duygusal ve yaşamsal uyumluluğu ile ilgilidir. Daha doğrusu zamanla iki bireyin birbirini olgunlaştırarak uyum sağlamaları sürecidir. İki bireyin dışındakiler bu süreci kolaylaştırabilir yada olumsuzsa zorlaştırabilir. Daha kolay olan, aslında evlilik öncesi çiftin sorunlarını görüp bunların önemli kısmını beraber yaşamadan önce çözmeleridir. AİR programını geliştirme amacım da , evlilik öncesi çiftlerin problemlerini detaylı görüp çözüm önerileri verip çiftlerin çözüm sürecine evlilik öncesi girmelerini sağlamaktı. Evlilik öncesi sorunların evlilik içinde çözülmesi hem daha zor hem de çift için daha yıpratıcı olmaktadır. Ancak her evlilikte ilk yıl içinde farklı davranış, alışkanlık ve yaşamları birbirine uydurmadan kaynaklanan ciddi olmayan problemler olmaktadır. Bu doğal bir süreçtir. En yakın arkadaşınız evinize taşınsa, onla bile bazı uyumsuzluklar yaşayabilirsiniz. Ülkemizdeki bireyler cinsiyeti ne olursa olsun evlendikleri kişiye sahiplenip onları yakınları ile bile paylaşmak istemiyorlar. Aslında ilişkide ona özel bir duygu arama normal bir duygudur. Ancak kıskanma yada kontrol etme derecesine gelen sahiplenme , paylaşma değil de sadece kendi için bir evlilik arama göstergesi olabilmektedir. İlişki yada evlilikte iki bireyin paylaşım duygusu arttıkça ilişki daha da güçlenir. Sadece bir bireyin kendi istediği yönde ilişkinin şekillenmesini istemesi karşısındakini sevmekten çok kendini sevmesi ile ilgili bir problemdir. Çiftler bu tarz sorunlarda kendilerini haklı çıkarma değil de birbirlerini anlama yönünde hareket ettiklerinde çözümü daha kolay bulabilirler. Ancak bir bireyin çözüm için adım atmadığı noktada diğer bireyin çabası ile ilişkideki problemler belli derecede çözülebilir. Bu uzun sürebilecek dönemde dikkat edilmesi gereken konu, ne olursa olsun evdeki olumlu havanın kaybedilmemesi ve kızgınlık duygularının arttırılmamasıdır. Diğer bireyin bencil ve ben merkezli yapısı değişmezse çözüm tıkanabilir. Ya da anlaşmazlıklarda geri adım atmayan bireyler de ilişkiyi zorlamaktadır.

hiç aldatılmamak için ne yapmak, nasıl yaşamak, nasıl davranmak gerekiyor?kadınlar için aldatılmak kader mi?

byhnztrk Tarafından Soruldu | 2013.10.25

Sayın danışanımız, Aldatılma bir kelimedir ancak içinde binlerce değişik durumu anlatır. Aldatılma sadece kadının başına gelen bir durum da değildir. Aldatılan erkek sayısında da son yıllarda artış vardır. Ne olursa olsun aldatılma ya da daha da kötüsü hem aldatılıp hem de kandırılma ilişkileri en çok zedeleyen ve geri dönülmez yaralar açan bir durumdur. Bir çok çift aldatılmanın üstesinden gelip çözse bile ilişkinin ya da evliliğin sihrini ve kalitesini bozmaktadır. Aslında aldatılmayı bireye ait ya da ilişkiye ait diye iki kısımda değerlendirmek gerekir. Bireysel nedenli aldatmalarda; bireyden kaynaklanan kusurlar söz konusudur. Genelde hep sevilmeye alışmış, egolarını hep yeni ilişkilerle besleyen, bir ilişkiye tam olarak bağlanamayan ve karşı tarafın verdiği çekicilik duygusuna çabuk kapılabilen, kendini aşırı seven, sosyal ve hareketli bireylerin aldatma eğilimi riski daha yüksek olmaktadır. Son yıllarda iş yaşamı ve zorlu hayat koşullarından yıpranan bireylerde oluşan sıkışmışlık duygusu ile de onlar için yeni bir heyecan olacak evlilik dışı ilişkilere kapılmaktadırlar. Diğer taraftan evliliğinde sıkıntılar yaşayan bireylerde duygusal boşluk oluşmakta ve bu boşluğun etkisi ile başka ilişkilere çekilebilmektedirler. Tüm bunların yanı sıra bireyleri arkadaşları da evlilik dışı ilişkilere cesaretlendirebilmektedirler. Kendileri eşlerini kısa gecelik olsa bile aldatabilen bireyler diğer arkadaşlarını da iş gezilerinde buna teşvik edebilmektedirler. Toplumda ve medyada aldatılmanın sanki olabilirliği yüksek bir şey gibi sunulması da aldatmayı teşvik etmektedir. Hâlbuki aldatma bir sorumsuzluk ve sorumsuzluğu yapan bireylere toplumsal yükümlülükler getiren bir durum olsa, bireyler bu konuda daha dikkatli davranabileceklerdir. Aldatılmayı önlemenin en önemli tedbiri evliliği ya da ilişkiyi iyi tutmaktır. İlişkiyi yıpranmalardan korumak, beraberce ortak değerler yaratmak, ilişkiyi tüketim toplumunun sunduğu eğlencelerden kurtararak sadece beraberliğin yaşandığı ve duygusallığın geliştirildiği alanlar yaratmak da tedbirlerden bazılarıdır. Yani ilişki bireyler için o kadar değerli ve bağlanılan hale getirilmelidir ki kaybını riske etmekten korksunlar. Ayrıca eşinizin ilişkiden uzaklaşacak kadar bağımsız bir yaşantısının olmasını da önlemek gerekir. İş dolayısı ile bu bağımsızlık varsa, eşiniz ve duygularını yakın olarak da takip etmelisiniz. Bireyin kendisini de değerli hissettiren bir yaşam tarzına girmekte diğer kişide bir hayranlık duygusu uyandıracağından aldatılmaya karşı bir önlemdir. Aşırı kıskançlıklar, sürekli karşı tarafı eleştiri, öfke kontrolünde problemler, karşı tarafı güçsüz ve değersiz hissettirme, karşı tarafı düşünmeme ve yaşamı sıkıcı hale getirme de diğer bireyi aldatmaya yönlendirebilir.

hocam ben 2004 yılında askere gittim 3 kez testis torsuyonu neticesi ile amilayat oldum ve testisimin bir tanesini kaybettim daha sonraları komutanlarla aram bozuldu intihar etmeye kalktım ama başaramadım tedavi gördüm askerlik beni çok yıorattı bitirdi doktorlar tek testisle bile idare edersin dediler konu testis değil karmaşık olan kafam yeri geldiğimde çok iyi yeri geldiğinde sinirli kendimi tanımıyorum artık askerlik bitti manisa ruh sağlığı hastanesinde yattım 8 yıldır bipolar efektif bozukluğu tedavisi görüyorum şuan kamu sektöründe özel ücretli çalışanım hastalığım beni bazen çok yıkıyor kendimde olmadan yüklü harcamalar yapıyorum cinsel dürtülerin artıyor ve bir müddet sonra pişman oluyorum bunları neden yapıyorum diye üzülüyorum 2 senelik evliyim şimdi ne yapacağım bilmiyorum . hocam eşimi çok seviyorum kendimi işede veremiyrum ne yapacağım hocam

HAKKI Tarafından Soruldu | 2013.11.25

Sayın danışanımız, Psikiyatrik rahatsızlıklardan bazıları, kalıtsal olarak nesilden nesile o aileden bazı kişilere geçen hastalıklardır. Ancak kalıtsal olarak birisinde bir psikiyatrik rahatsızlık eğilimi olsa bile , yaşamlarını ve sağlıklarını etkileyen olaylar olmaz ise ortaya çıkmayabilmektedirler. Bipolar Mizaç Bozukluğu yada İki Uçlu Mizaç Bozukluğu da bireylerin duygu durumundaki düzensizliklerden kaynaklanan ve kalıtsal tarafı da olan bir rahatsızlıktır. Bipolar Bozuklukların çok değişik ve hafif tipleri olduğu gibi bazen de Bipolar Spektrum denilen ve bipolar bozukluklara yakınlığı olan bir çok rahatsızlığı da kapsayabilmektedir. Bipolar bozukluklar , hem bu konuda kullanılan ilaçlar hem de terapi ve hastalığa karşı bilinçlenme ile iyi bir şekilde tedavi edilebilmektedir. Bipolar rahatsızlığı tedavi olan kişi de herhangi bir kişi gibi iş ve aile yaşamını sorunsuzca sürdürebilir. Ancak bipolar bozukluk dışında bireyde başka rahatsızlıklar ve sorunlar varsa , bu bipolar bozukluğun tedavisini zorlaştırmaktadır. Bipolar bozuklukta aşırı neşelenmenin ve canlanmanın olduğu dönem daha kısa, neşesizliğin olduğu depressif dönem daha uzun sürmektedir. Her iki döneminde iç içe geçtiği ve şikayetlerin karışık olarak ortaya çıktığı dönemler de olabilmektedir. Bipolar bozukluğu olan birey, iyi bir tedavi ile 3 seneyi hastalık olmadan geçiriyorsa, bipolar rahatsızlığın tekrarlama riski , kaybolmamasına rağmen ciddi olarak azalmaktadır.

ben 19 yaşındayım uyku problemim var yatağa yattığımda bile 1 2 saat gectikden sonra uyuyabiliyorum.bir de uyanık oldugum halde hayaller kuruyorum hiç tanımadığım insanlarla yasıyorum ve kendimi de baska biri olarak görüyorum ismim görünüsümü degiştirip hayal ediyorum.dizilerin içinde buluyorum bazen kendimi bazen de tanımadığım insanlar hayallerim de arkadasım oluyor.doktora gitmeyi istiyorum ama cekiniyorum biraz da bu sorunun nedeni ve çözümü nedir?

as Tarafından Soruldu | 2013.12.20

Sayın Danışanımız, Uyku problemleri uykunun değişik dönemlerini kapsayabilir. Yeterli saat uyunsa bile uyku kalitesi istenilen düzeyde değilse , bireyler yeterince uyuyup dinlendiği duygusunu almazlar. Uyku her insanda parmak izi gibi farklıdır. Düşünüldüğünün aksine uyku sadece gözlerin kapandığı bir dönem değildir. Uykuya dalındıktan sonra uykunun değişik dönemleri başlar ve gittikçe derin uyku bölümlerine doğru ilerler. Kişiye iyi uyuduğu duygusunu veren derin uyku yani uykunun 3. ve 4. dönemidir. 1. ve 2. dönem (hafif uyku) göz kapalı ve ne kadar uzun sürerse sürsün kişiye uykudan uyandığında dinlenmiş duygusu vermez. Halbuki bir grup kişi de kafasını yastığa koyduktan kısa süre sonra 3. ve 4. döneme (derin uyku) girerse , saat olarak az uyumasına rağmen kaliteli ve dinlendirici bir uykuya sahip olur. Uykuda 1. dönemden kademeli olarak 4. döneme geçilir, bu otomobilde vites değiştirme gibidir. Uykuya dalmada güçlük bazen günün gerginliği ve stresi yada sıkıntıları ile ilgili olabilmektedir. Birde rahat uyuyabilmek için “uyku sağlığı” na dikkat etmek gerekir .Yani her gün benzer saatte yatma, yatmadan 6 saat önce kahve, kola ve çay gibi uyarıcı içecekler kullanmama, oda ısısı ve gürültü düzeyini belli bir seviyede tutma yada rahat uyunabilir bir yatağa sahip olma gibi. Hayal kurma bir psikiyatrik bozukluk değildir. Özellikle ergenlikte, gençler yoğun olarak hayal dünyasına dalıp gündüz hayallerine dalabilir. Hayal ve fantezi dünyasında değişik kişiliklere girer , yaşıyormuşçasına hayal dünyası olaylarının içindedir. Fantastik film ya da roman yazarlarının iç dünyası da böyledir. Ancak hayal dünyası günlük yaşamını ve derslerini önemli ölçüde bozar düzeye gelirse bir terapi önerilebilir. Bazen de gençlerde günlük yaşamın gerçeklerinden kaçış amacıyla nasıl yoğun olarak eve kapanıp internetle zaman harcanıyorlarsa, aynı şekilde hayal dünyasına dalma da olabilmektedir. Bireyler sosyalleştikçe ve kendi başlarına değil de sosyal çevreleri ile daha çok zaman geçirmeye başladıkça hayal dünyasına yoğunlaşmaları azalmaktadır.

çok sıkıntıdayım yardımcı olursanız sevinirim... öncelikle şöyle anlatayım hocam ,, lise okurken aniden kendi kendime şunu yaptım mı sunu dedim mi diye şüphelenmeler ve ben yapmadım demedim gibi kendi kendime konuşmalar , bunun üzerine cok geçmeden arkadaşımın boğularak öldüğünü gördüm ve dedem öldü ve üstüne yaptıklarımdan şüphelenmeler dini sapkın düşünceler cinsel görüntü imgeler kurtulamadığım.... bu bir kaç yıl sürdü sonra hafifledi unuttum gibi bunları 6-7 yıl sonra tekrar başladılar aynı düşünceler aynı şeyler boğuyor bitiriyor hayat enerjimi sömürüyor... istemediğim şeyleri söylüyor sanki ağımdan çıkıyormuş gibi ... en çok dini anlamda rahatsız oluyorum ... şu aralar rahatsızlığım devam ediyor cok az hafiflese de çünkü sanırım bu nöbet gibi 1 -2 yıl süren ve bu nöbette 1,5 yıl oldu ... ne yapacağımı bilemiyorum, düşüncelerimi kontrol edemiyor gibiyim.. teşekürler

karakaya86 Tarafından Soruldu | 2014.01.20

Sayın danışanımız, Obsesyon yada genel dilde kullanıldığı şekliyle takıntılar insanın aklına gelen ve onun yapısına ters düşen ama akıldan da atılamayan ısrarcı düşüncelerdir. Obsesyonlar kişinin isteği dışında oluşur ve kontrol edilemezler. Genelde bireyin yapısına ters gelen düşünceler, obsesyon olarak ortaya çıkar bundan dolayı da bireyi çok sıkıntıya götürür. Obsessif kompulsif bozukluğu olduğunu bilemeyen bireyler , takıntılarını yıllarca kendi içlerinde saklayıp yaşarlar. Takıntılardan en sık bilineni kirlilik-temizlik takıntısı olamasına rağmen, düşüncelerin hakim olduğu; emin olamama, rahatsız edici akla gelen imajlar, dini konuda istem dışı karşı görüşler, kötü bir şeylere kendinin sebep olduğu vesveseleri ve çok değişik takıntılar da oluşmaktadır. Başlangıç yaşı, obsesyonlarda ergenlik döneminde olup yıllar içinde azalıp artan bir seyir gösterebilir. Obsessif kompulsif bozukluk ilerledikçe , artık azalma dönemleri kaybolmaya başlar. Tedavisi , obsesyonların şiddetine göre psikiyatrik ilaçlar ve özellikle davranışçı bilişsel tedavi ile beraber yapılır. İlerleyen obsessif kompulsif vakalarının tedavisi zor ve hasta ve yakınları için de tüketicidir.

Bir gün çok mutluyum aynaya baktığımda gözlerimin parladığını gördüm.Bu parlama dışardan bir etkiyle oluşturulmuş ya da hastalık belirtisi olan bi parlama değil.Daha çok heyecan ve mutluluktan olan bir parlama. Sonra bu ışıltı kayboldu tabi mutluluğumda. Tekrar eskisi gibi nasıl mutlu olurum nolur yardım edin.

McQuay Tarafından Soruldu | 2014.02.01

Sayın danışanımız, Bir psikiyatrik teşhis yada tespit yapılabilmesi için , kişinin şikayetlerinin bütününün bilinmesi gerekir. Yani tek bir şikayet yada yaşanan anlık bir duygu ; bir tespit yada teşhis yapılması için yetersizdir. Ayrıca her yaşanan şikayet , bir psikiyatrik rahatsızlık bulgusu yada belirtisi de olmayabilir. İnsan beyni sürekli aynı duyguları üretmez, yaşanan olaylara ve kendi kimyasal değişimlerine göre farklı duygular yaratabilir. Bu duygular süre ve şiddet olarak kişinin yaşamını bozucu ya da etkileyici ise psikiyatrik bir teşhis düşünülebilir. Bunun dışında kişilerin anlık doğal olarak yaşadığı çok yoğun ve güzel duyguları , sürekli tutmak mümkün olmayabilir. Ancak bireyler kendi iç dünyalarında , sıkıntılarını ve çatışmalarını çözüp , yaşamdan doyum almaya başlarlarsa sürekli mutluluk duygusunu yakalayabilirler.

yapısal şiddet nedir

zilan Tarafından Soruldu | 2014.02.21

Sayın danışanımız, Sorunuz çok kısa olduğu için yanıt veremiyoruz. Daha detaylı yazabilirseniz sorunuza yardımcı olmak isterim.

3 yıldır olan bir birlikteliğim vardı çok seviyordum halada öyle ama 20 gün önce facebook adresinde bir kızla arkadaş olmuş kim nerden tanıyosun dediğimde tanımıyorum istek yollamış bende kabul ettim cevabını aldım benimde kıskançlık damarım tuttu asla hakaret olmayan ama tripli laflar ettim ve o birden ilişkimizi bitirdi neye uğradığımı şaşırdım ardından bir hafta ne kadar aradıysam cevap alamadım artık bende ümidimi kesmek istiyorum ama hala bir beklenti içerisindeyim yanlış mı yaoıyorum bilmiyorum ama çok yıpranıyorum bu 20 gün beni mahvetti psikolojik olarak çok kötü durumdayım lütfen bana bir akıl verin ilginiz için şimdiden teşekkürler..

kırık kalp Tarafından Soruldu | 2014.02.25

Sayın danışanımız, Hiçbir ilişki tek bir tartışma ile bitmez. İlişkiler , içindeki problemlerin ve sorunların birikmesi sonucu , bir soruna denk gelip o kırılma noktasında bitebilir. Yıllar içinde ilişkinin iyi yönleri gelişirken , sıkıntılı parçaları da eş zamanlı gelişmeye başlar. İlişkinin ilerlemesi bu gelişen problemlerin ilişkiyi duygusal olarak bozmadan çözülmesine de bağlıdır. Doğal olarak, ilişkinin problemleri deyince sadece iki taraftan kaynaklanan problemler değil bazen de tek taraftan kaynaklanan problemler söz konusu olabilmektedir. Kişilerin iç dünyalarındaki sorun ve karmaşalar ya da değişimler sonucu , daha önce olumlu baktıkları bir ilişkiye daha olumsuz bakış açısı geliştirmeye başlarlar. Böyle olunca karşısındaki insanın tüm çabalarına rağmen , ilişkileri çözümsüzlüğe doğru gider. Bu bir eşin ölümcül bir hastalığa yakalanması sonucu mutlu evliliğin bitişi gibi bir süreçtir. Facebook gibi ortamlar ilişkilerin başlaması veya bitişi için kolaylaştırıcı olabilmektedir. Çükü günümüzdeki maalesef kazanmanın hedef olduğu kültürde, facebook ilişkileri de kazanılan yada kaybedilen bir yarışmaya sokmaktadır. Bir ilişkideki zorluklar nedeniyle, bireyleri daha kolay diye algıladıkları başka ilişkilere götürebilmektedir. İlişkilerdeki ayrılıklarda en önemli nokta soğukkanlılığı koruyarak daha doğrusu ilişkiyi daha kötü hale getirmeden bir iletişim kanalını açık tutmaktır. İlişkiyi asla kötü hale getirmeden, onun sıkıntıları ile ilgiyi devam yönünde mesajlar vermek de önemlidir. Ancak karşıdaki kişi bir ayı geçen sürede dönüş yapmazsa ilişki ciddi anlamda bir kopuş sürecine girmiştir anlamına gelir ve kopan duyguyu da yapıştırmak çok kolay değildir. Kötü bitmeyen ilişkiler içlerinde her zaman küçük de olsa yeniden canlanacak bir parça bırakabilirler. Biten ilişkilerden sonra 3ay -1 yıl süre alabilen ve bağlılığın derecesine bağlı bir yas(kayıp reaksiyonu) yaşanır. Kabullenme olmasa bile zorlu bir duruma alışma süreci oluşur. Bitse bile , ilişkinin problemlerini görmek için AİR(Akıllı İlişki Raporu) adlı bilişsel bilgisayar programını yapmanızı öneririm. Bu size ilerideki ilişkilerinizle , eski ilişkinizi karşılaştırma olanağı da verecektir.

Merhabalar hocam ben 16 yaşında stajyer diş teknisyeniyim hiç ağlayamıyorum ne olursa olsun ölüm sıkıntı stres ağlamak istiyorum ama olmuyor en son 4 yıl önce dayımın vefatında çok az ağlayabilmiştim.hocam insanlardan soğumaya herşeylerinde kusur aramaya başladım lütfen yardım edin sigarayada başladım intihar aşamasına kadar geldim.teşekkürler

emre_ceza179 Tarafından Soruldu | 2014.02.26

Sayın danışanımız, Psikiyatrik rahatsızlıklar her zaman aynı bulgularla kendini göstermez. Örneğin çok bilinen bir rahatsızlık olan Panik Bozuklukta sinirlilik de bir bulgu olabilmektedir. Aynı şekilde Depresyon yada klinik olarak Major Depresyon özellikle başlangıç dönemlerinde kendini çok farklı şekillerde gösterebilir. Çocuklarda ve gençlerde davranış bozuklukları , yaşlılarda ise bedensel şikayetler ve ağrı bir depresyon belirtisi olabilmektedir. Bu tarzda belirtileri tipik olmayan depresyonlara eskiden “ Maskeli Depresyon” tanımı kullanılmıştır. Bazen de bireylerde Depresyon , duygu donukluğu olarak kendini gösterebilmektedir. İnsanlar kötü hissetmeseler bile “ hiçbir duygu” da hissedememekte ve bir anlamda donuk ve hissiz olmaktadırlar. Duygular insan yaşamının zenginleştirici parçası olduğu için duygusuz hissetme de çok rahatsız edici bir bulgu olmaktadır. Mesela bir müzisyen Maskeli Depresyonda müzik aletini çalabilmekte ama çaldığı müzikten zevk almamaktadır. Duygular donuklaşınca diğer insanlara karşı tahammülsüzlük ve onlara karşı olumsuz bir tutumda gelişebilmektedir. Depresyonda tahammül yada tolerans azalınca, doğru orantılı olarak sinirlilik artar.

Sayın Hocam 43 Yaşında Evli 2 Erkek Çocuk babasıyım 16 ve 11 yaşlarında 18 Yıllık Evliyim . Benim sorum Önemli bir konu konuşacağım zaman oğlumla önemli bir şey eşimle önemli bir şey konuşacağım zaman gözlerimden yaş gelmesi kalbimin hızla atması nefes alıp vermem hızlanıyor zor konuşuyorum bunu dısında iyi akıcı konusan biriyim toplulukda sıkıntı çekmeyen ikili ilişkileri iyi biriyim gözlerimin sulanma sebebi sizce ne olabilir.

themask Tarafından Soruldu | 2014.03.02

Sayın Danışanımız, İnsanların her davranış ve duygusu bilinçli değildir. Özellikle çocuklukta yaşanan bazı duygular hatırlanmasa bile iç dünyamızda yerleşir ve onu hatırlatan ipuçları ile harekete geçebilir. Bazı bireylerin, gerek duygusal gerekse davranış olarak verdikleri farklı tepkilerin temelinde de bu olabilmektedir. Bazen de az bilinen olarak “Otonomik Hiperaktivite Sendromu” nda, yani heyecana yol açan Otonomik Sistemin fazla çalışmasında da bu durum görülebilmektedir. “Otonomik Hiperaktivite”, Otonom Sinir Sisteminin düzenli çalışmamasından ileri gelir. Kabaca ruhsal yada fiziksel bir tehlike anında oluşan tepkilere neden olan sistemimiz Otonom Sinir Sistemidir.

15 yasında bı erkek kardesım var ve 3 harflılerı gordugunu soyluyor gecenın bır yarısı kalkıyor ve namaz kılıyor ara sıra dısarıda bagırarak sarkı soyluyor oturdugu yerden tekbır getırıyor tuvalete gıttgıgınde duvarlara fılan su tutuyor seebebı ne olabılır yardımcı olun lutfen

merve57 Tarafından Soruldu | 2014.03.02

Sayın Danışanımız, Psikotik Bozukluklar yani Akıl Hastalıkları bireyin mantık ve düşüncesini bozan ,algı bozukluları yapan ve buna bağlı olarak da davranış problemlerine sebep olan hastalıklardır. Psikotik Rahatsızlığı olan hasta, mantık dışı ve toplumun normal diye kabul edemeyeceği düşünce, duyguların ve var olmayan görüntülerin etkisi altında kalarak, kendi iradesi dışında garip davranışlar ve tutumlar içine girebilir. Tedavi ile bazı Psikotik Bozukluklar kısa sürede iyileşirken , bazıları da kalıcı olabilmektedir. Psikotik Bozukluk bazen bir hastalığın ana belirtisi iken bazen de bir hastalığın geçici dönem belirtisi olabilmektedir. Mesela Affektif Bozukluklar yada Duygu Durum Bozukluklarının (Depresyon ,Manik-Depresif Bozukluk yada başka deyişle Bipolar Bozukluk gibi) ileri şekillerinde de geçici olarak psikotik bulgular görülebilmektedir. Psikotik bulgular sadece psikiyatrik rahatsızlıklar da değil aynı zamanda fiziksel bir rahatsızlığın sonucu olarak yada son zamanlarda kullanımı artan sentetik yada sentetik olmayan uyuşturucu kullanımının sonuç olarak da ortaya çıkabilmektedir. Psikotik rahatsızlığı olanların düşünce bozukluğu olduğu için mantıklı bir yaklaşımla onları tedaviye ikna etmek de zor olmaktadır. 112 acilden yardım isteyerek veya zorunlu bir yatış gerekiyorsa süreci başlatmak için, bulunulan ilçe kaymakamlığına hastanın tedavi için ilgili sağlık kurumuna emniyet güçlerinin yardımı ile götürülmesi için dilekçe ile başvurulması gerekmektedir. Ancak düşünce ve mantığı bozulsa bile bir çok hasta iyi bir yaklaşım ve psikiyatristin yardımcı tutumu ile tedaviye yönlendirilebilmektedir. İlk kez rahatsız olan hastaların tedavisi çok daha önemlidir. Çünkü, iyi tedavi edilirler ve yatış sonrası da tedavilerini sürdürürler ise, bu hastaların % 10 ile % 20 sinde hastalık geçmekte ve bir daha tekrar etmeyebilmektedir. Psikotik Bozuklukların en büyük olumsuzluğu hastalığın , özellikle tedavi sağlıklı bir şekilde sürdürülmediği zaman tekrar etme riskleridir.

Hocam merhabalar, Uzun zamandır sosyal anksiyete bozukluğu tedavisi görmeye çalışıyorum birçok kez farklı doktorlarla farklı ilaçlar denedim fakat fayda görmedim.Hayattan büyük oranda soyutlanmış bir birey olarak yaşıyorum hiçbir zaman kendimi hiçbir alanda kanıtlayamadım.Öyle ki artık hayattan hiçbir beklentim bulunmamakta.Hiçbirşeyden mutluluk alamıyorum çok şey kaçırdım eğitim hayatımım alt üst oldu.Saçlarım ağardı ve döküldü.Eski halimden hiçbir eser yok görenler tanımıyor nerdeyse.Bir dağ adamı gibi hayattan soyutlanmış şekilde yaşıyorum.Toplu taşıma araçlarına binemiyorum.Kalabalık ortamlara sosyal mekanlara giremiyorum.Hergün okuldan yurda yurttan okula gidiyorum.Tek uğraşım bilgisayarım.Daha önce bulunduğum yerin en iyi psikolugundan randevu almaya çalıştım ama vermedi çok yoğunmuş doktorlar da geri çeviriyor artık beni.Armağan bey bana tavsiyeleriniz nelerdir acaba bu sorunun kesin çözümü yok mudur?Allah razı olsun şimdiden daha fazla yıpranmak istemiyorum yakında stresten kanser olacağım.Zaten stres kaynaklı birçok fiziksel sorunlar yaşadım biraz dahası beni ölüme götürür gibi.20 yaşımda tüm bunları yaşamış biri olarak daha fazlasını yaşamak istemiyorum üstü kalsın diyorum ama intihar etmek de istemiyorum günah olduğu için.

Derek Vinyard Tarafından Soruldu | 2014.03.04

Sayın danışanımız, Sosyal Fobi yada Sosyal Anksiyete Bozukluğu , bireylerin caddede çırılçıplak yürüdüğünde duyacağı rahatsızlık duygusuna benzer bir çekinme , kaçınma ve kaygı yaratmaktadır. Toplumun yaklaşık % 12 sine kadarı yaşamlarının bir döneminde değişik derecelerde Sosyal Fobi yaşamaktadırlar. . Birçok Sosyal Fobi hastası, çocuklukta yaşadıkları aşırı kuralcı ve eleştirici bir yetiştirme tarzı ve özgüven eksikliği problemleri temeli ile büyürler. Ergenlik çağına gelince yani artık sosyalleşmenin ve benlik algısının geliştiği dönemde, sosyal fobilerini fark etmeye başlarlar. Ancak tedaviye adım atmakta da , çekingenliklerinden dolayı gecikirler. Eğer iyi bir arkadaş ortamı ve sosyal olmalarını gerektiren bir yaşantı içinde iseler, Sosyal Fobileri azalır yada kendi başlarına atlatabilirler. Aksine, içe kapanır ve kendilerini çevreden soyutlarlar ise Sosyal Fobi ve kaygıları gittikçe artar. Kısır döngü de bu noktada başlar yani içe kapandıkça Sosyal Fobi artar , Sosyal Fobi arttıkça içe kapanma fazlalaşır. Birçok Sosyal Fobik hasta iş başarısını yeterince ortaya koyamaz, çünkü sosyal kaygılarından dolayı , işlerini iyi yapmalarına rağmen hep geri planda sessiz kalırlar, girişkenlik yada sunum gerektirecek işte yükselme fırsatlarından da korkarlar. Sosyal Fobi tek başına ilaçlarla tedavisi olan bir rahatsızlık değildir. Rahatsızlığın hafif şekillerinde sadece terapi ile tedavi edilebilse bile orta ve ileri derecedeki rahatsızlıklarda , terapiye psikiyatrik bir ilaç ilavesi gerekebilmektedir. Hernekadar davranışçı ve bilişsel terapiler Sosyal Fobi de ön planda olsa da, bazı dirençli hastalarda kısa psikodinamik terapi yaklaşımı da gerekmektedir. Terapide en önemli nokta hem yöntem olarak hem de hastayı sadece tedavi eden değil bir anlamda da iyi takip eden süreklilik sağlayan bir psikiyatrist-terapistin olmasıdır.

ıkı yıla yakın evlıyım eşim evlılık basından ITIBAREN KAVGADA TARTISMADA EVI ERKEdıyor uc ay dört ay sonra görusuyrz affetmem netıcesınde gerı gelıyr cocuk ıstemıyr evlılık oturmamıs dıye tartısma sırasında öfkesıne hakım olamayarak hakaret vs. söyluyr sonrasında konustugumda böyle yapma sınırlenınce evı terketmek yerıne hava al gel dıye tamam dıyr fakat degısme yok ve bu durumlar sonunda senı sevıyrum ama evlılılıgı yurutemıyrm dıyor ben gercekten cok saskınım bunu neden yapıyor nasıl bır sevgı nasıl bır eş anlayısı ve suan yıne tartısma sonucu bır suredır evde degıl ben aramıyrm daha öncelerınde ben arıyrm yada bısekılde bulusuluyordu fakat suan ben bu durumun duzelmeyecegını ve sevgısının gercek olmadıgını dusunerek ayrılmanın cözum olacagını dusunuyrm fıkır verırsenın eşimdekı bu celıskılı durum konusunda acıklamada bulanabılırsenın sevınırım

tülay Tarafından Soruldu | 2014.03.06

Sayın danışanımız, Evlilik sadece sevgi ve aşk üzerine kurulabilecek bir yapı değildir. Bunun anlamı sevgi olmadan iyi bir ilişki olur anlamına gelmez. Sevgi bir evlilikte mutlaka olması gereken parçadır. Ancak birbirini çok seven ve aşık olan iki kişi , beraber yaşamada anlaşamayabilir ve onlardan yada çevrelerinden kaynaklanan sorunlardan dolayı da evlilikleri bozulabilir. Bireyler kendi kişilik yada yetiştirilme tarzlarından dolayı evlilikte daha uyumlu yada uyumsuz olabilmektedirler. Bağlı ve güvenli ailelerden gelen birisi , çatışmalı ve sorunlu ailelerden gelen bir başkasına göre evlilikte daha uyumlu olmaktadır. Özellikle evliliklerde “ tartışma-ayrılma-yeniden barışma “ tekrar döngüsü evliliği ciddi anlamda yıpratmaktadır. Duygusal kopmalara neden olmaktadır. Duygusal kopuş da çiftlerin birbirine ve dolayısı ile evliliğe olumsuz bir bakış geliştirmelerine neden olmaktadır. Ancak sorunlar ne kadar zor olursa olsun bütün ilişkiler ve evlilikler emek verildiği kadar gelişir ve ilerlerler. Çiftlerin çözümsüzlüğe düştükleri noktada Evlilik Terapisi’ ne başvurulmalıdır. Burada zaten sorunların yoğunluğundan ümitsizliğe düşen çift ,çok da profesyonel yada tecrübeli olmayan bir terapistle , terapi sürecinde de tıkanırsa , ilişki daha zor bir sürece girebilmektedir.

merhaba hocam 3,5 yıllık evliyim eşimle üniyi yarıda keserek evlendik.sonrasında hemen çocuğumuz oldu geçen yıl ki kpss de evde çalışarak 81 aldım fakat bölümüm diğer olduğndn ve eşimin tayinine göre kurum seçtiğimizdn yerleşemedim.oğlum şuan 2,5 yaşında ben de haftasonları dershnye gdiyrom fakat dershndn geldiğim andn itibaren oğlum üstüme atlıo geceleri bile odasından kalkıp üstüme yatıo aşırı dercede bana yapşık boğluyorum adeta ne yaptysam olmuo çalşmak istiyrm bu sıralar sınava hazırlanmama bile müsade etmiyor aşırı stresleniyorum bağırıp çağran bir anne oldum iyice.çok üzülüyrm bu duruma ama kendime engel olamıyrm.geçen bir sınava girdim 3dk da evde yazdğm kelime sayısını sınavda aşırı heyecandan yazamadım die eşim bana sataştı.dershanedeki hocalardn da memnun değilim, kafam çok karışık iiice çıkmazda hissediyorum kendimi sınavlarda da heyecandan kulaklarım uğulduyor bildiğimi yapamıyorum elllerim terleyip titriyor lütfen bana yardmcı olursanz çok sevinirim neler yapmalıyım nasıl bir yardım önerirseniz?

laleli1 Tarafından Soruldu | 2014.03.07

Sayın danışanımız, Annelik çok mutluluk verici olduğu kadar yoğun emek gerektirmektedir. Bundan dolayı birçok genç anne , eğer çocuk bakımı konusunda destek almazlar ise zorlanmakta ve sıkıntıya düşebilmektedirler. Bazı annelerin yorgun, üzgün ve sinirli olmasının altında bu zorluklar yatmaktadır. Çocuklarda annenin ruh halinden etkilenip , daha anneye bağımlı ve talepkar olabilmektedirler. Bu tür sorumluklardan sonra , en çok depressif ve kaygı şikayetleri başlamakta ve annede baş edememe sıkıntılarını arttırmaktadır. Zamanla özgüven eksikliği ve korkular da eklenmektedir. Çözümsüzlük arttıkça depressif şikayetlerin artması da söz konusu olmaktadır. Kaygı yada anksiyete az olduğu zaman sınavlarda performansı arttırmakta , ancak belli bir seviyenin üzerine çıkarsa da konsantrasyonu ve performansı bozmaktadır. Kaygılı bireylerin sınav sonuçları , kaygıları sınavı bozmayacak derecede olan arkadaşlarından % 10 ve üzeri daha düşük olabilmektedir. Bu kaygı ile öncelikle ilaç dışı yaklaşımlarla baş etme yöntemlerini önceliğe almak daha uygundur. Relaksasyon yada gevşeme teknikleri çok basit olarak kaygı ve zarar verici heyecan ile baş etmede kaygı bozukluğu olanların kendi kendine uygulayabileceği yöntemlerdir. Depressif şikayetler artık karamsarlık ve çıkmaza götürüyorsa ne tür bir terapi yada yardım ile almanızla ilgili bir psikiyatrik değerlendirmenizin yapılması gerekebilir.

Hocam geçen sene ygs sınavına girdim olmadı busene tekrar giriiyorum. Hersene iyi calıstım dershanede gçen sene ögretmenlerm bnden iyi bir ünivrste bekliyordu ama olmadıı netlerim iyiydi ama sınavda bişey yapamadm. Busenede iyi netlerim evde calısıyorm baya ilerledim ama geçen türkiye genelli sınavına girdim netim geçen senekiyle aynı hiç bi değişim yok.. ama ben busene cok calıstım ama hiç bişey artmamş. Evde cok iyi ypıyorum ama sınava gelince bişeyler oluyor heyecanlanmıyormda ama sınava girince kendmi kaybediyorum galib soruları okuyorm anlamıorm dikkatsizliğim coğalıyor. Cok soru çözüyorm çözdügm haldede önemli sınavlarda başarısız olunca kendme güvenemiyorum. Şuanda sınava girecem cok calıstm ama yinede tedirginm bi türlü aklımdan cıkmıyor ne yapacm bn yardm edermisnnzz :(((((((((((((((

vanessa Tarafından Soruldu | 2014.03.07

Sayın danışanımız, Kaygı ve güvensizlikler sınavlardaki önemli başarı engelleyicilerdir. Kaygının en büyük nedenlerinden birisi de öğrencilerin “benlik kimliği” ile sınav başarısının birbirine bağlanmasıdır. Yani gençler ” başarılı ben” kavramını geliştirmekte ve bu “ben”de kendilerini görmek istemektedir. Buda öğrenci üzerine ciddi bir yük oluşturabilmektedir. Yaşamdaki en büyük başarı tek başına sınav başarısı değildir. Yaşam başarısını sadece sınavlar belirlemez. Ayrıca aşırı hırs, mükemmeliyetçi ve kendini eleştiren yapı da kaygıyı arttırır. Sınavlarda başarıyı engellememek için , yaşamdaki tek uğraş ve hedefin, sınav ile başarı elde etme olmaması da gerekir. Eğer bireyler ruhsal ve uğraşsal anlamda kendilerini sınava çalışmak dışında da iyi tutuyorlarsa buda yardımcı olacaktır. Kendini sürekli eleştirerek başarıyı arttırmak zordur. İç den gelen ve sürekli eleştiren düşüncelerle bireyler kendilerini daha da tıkayabilmektedirler. Sınav kaygısı çoğunlukla “Başarısızlık Fobisi(Korkusu) nun bir parçasıdır. Başarının koşulu sadece hep başarmak değil, başarısızlıkla mücadele etme ya da başarısızlığı kendi içinizde eritebilmektir.

Bazen oturuyorum. Bir anda beni birisi rahatsız ederse hayal gücüm deyim ben gözüm açık olmasına rağmen bana hayal gördürtüyor. beni rahatsız eden kişiye hayalimde zarar veriyorum. Örnek isterseniz, Mesela evde oturmuş sıcak çayımı yudumluyorum. Bir anda annem çay tabağını yere düşürdü. Ben o sesten rahatsız oldum. Gözüm açıkken gözümün önüne gelen hayal, elimdeki çay bardağındaki sıcak çayı onun yüzüne dökmek, oluyor. Bunu hayalden gerçeğe dönüştüreceğimden korktuğum için o ortamdan hemen ayrılıyorum. Sizce psikiyatriste gitmeli miyim ? Gözüm açıkken bu hayali gördüğüm için daha çok korkuyorum. Kendimi kontrol edemeyim yaparım diye veya yaptım diye çok korkuyorum.

aktas698 Tarafından Soruldu | 2014.03.09

Sayın danışanımız, Takıntılar(Obsesyonlar) kişiye saçma gelmesine rağmen akla gelen düşüncelerdir. Obsessif Kompulsif Bozuklukta (Saplantı-Zorlantı Bozukluğu) , sadece akla düşünce değil rahatsızlık veren imajlar , hayaller yada fanteziler de gelir. Kişide kontrolü zor olan bu imajlar, sanki kontrolden çıkacak ve eyleme dönüşecek korkusu da yaratır. Özellikle Obsessif Kompulsif Bozukluğun başlangıç dönemlerinde rahatsızlığı olan, bu imajı yada hayali hastalığın değil de kendilerinin yarattığını düşünerek , kendilerini aşırı eleştirip ,başta depresyon gibi ilave psikiyatrik rahatsızlıklardan da muzdarip olurlar. Obsessif Kompulsif Bozukluk ilerleyebilen bir yapıya sahip olduğu için terapi yada tedavinin erkenden başlatılması önemlidir.

Merhaba. 4 aylık bebeğimi haftada 6 gün babaannesine bırakıp işe gitmem gerekiyor, çalışmak zorundayım yoksa tek maaş ile yaşam surmemiz mümkün değil. Benim sorum ve sorunum şu ki bebeğimin psikolojisini bozmadan onu benden sogutmadan korkutmadan hatta babaannesini gördüğünde onu benden alacakmis gibi hissettirmeden ... (beni babaannem büyüttü ve hala içimde aileme karşı öfke var çünkü çok ozlerdim annemi) nasıl davaranmam gerektiği hakkında yardımcı olurmusunuz. Sabahtan öğle 2 ye kadar çalışıyorum.

m.toprak Tarafından Soruldu | 2014.03.10

Sayın danışanımız, Bebekler 6 ay ile 30 ay arasında bağlanacakları anne yada kişileri belirlerler. Anne ve daha doğrusu uyumlu evliliklerde büyüyen çocuklar , bu fırsata sahip olmayan çocuklara göre daha şanslılardır. Çocuk bakımında çocuğa ayrılan zamandan çok, geçirilen zamanın duygusal kalitesinin iyi olması önemlidir. Duygusal olarak sevilmeyen ve anne dışındaki bakıcılarla büyüyen çocuklarda “saldırgan davranış “ riski daha fazladır. Ayrıca uyumlu bir ailede yada duygusal ve eğitim kalitesi yüksek ana okullarında büyüyen çocuklar okuma-yazma konusunda daha başarılı olmaktadırlar. Yakınları tarafından büyütülen çocuklarda, anne dışındaki bakıcının anne ye yardımcı konumda kalması ve çocuğun anne ile ilişkisini güçlendirici olması gerekir. Anne dışındaki bakıcı ile uyum içinde ancak duygusal bakımını ona bırakmayan ve çocukla duygusal olarak , mümkün olan zamanda iyi ve kaliteli beraberlik ilişkiyi ve çocuğun eksik kalan duygularını tamamlayacaktır. Bazı anne dışı bakıcılar hiç kural koymadan , kendileri için rahat olsun diye çocuğun her istediğini yaparak çocuğun davranış problemleri geliştirmesine yol açmakta ve kuralları koymaya çalışan anne ile çatışmaya girmesine ve ilişkisinin gelişmesine engel olmaktadır. Anne evde olmasa bile anne-dışı bakıcı üzerinde uyumlu bir kontrolü sorunların önemli kısmını çözebilir.

hocam merhaba,1 yıllık bir ilişkim var ve şuan nişanlıyız yakın bir zamanda evleneceğiz 2 sene öncesine kadar 65 kiloydum göbekli hafif şişman bir bayandım son 2 yıldır dermatoloji ilacı kullandıgımdan dolayı cok fazla kılo kaybı oldu 50 kiloya düştüm nişanlım ve ailesi eski kilomda benı hiç görmediler hep zayıf gördüler bundan 2 hafta önce kim oldugunu bilmediğim kişi eski resimlerimi ınt ortamından çalmıs ve nısanlımın ailesine bu kız daha önce hamileydi demişler ilk basta nısanlımda resmı görünce öyle oldugunu düşünmüş ama benımle konustuktan sonra bunun bır ıftıra oldugunu anladı ben duyunca cok üzüldüm şok oldum ve 2 gün üst üste sinir krızlerı gecırdım kendımı kaybettım bu durum psikolojımı cok bozdu suan bır sorun yok ama ben cok huzursuzum aklımdan cıkmıyor ve ogunden sonra nısanlımın aılesıne hıc gıtmedım hıc aramadım anlım ak ama içim sıkıntılı kendımı yıyıp bıtırıyorum aklımdan bin tane saçma sapan seyler gecıyor ve ayrılmayı bıle düşündüm bu durumdan nasıl kurtulacagımı bilemyorum ne yapmam lazım çok kötü bir iftiraya maruz kaldım ağlama krızlerım oluyor dalıyorum düşünüyorum süreklı cok mutsuzum hocam lütfen yardımcı olurmusunuz

sarid Tarafından Soruldu | 2014.03.11

Sayın danışanımız, Kişiler olaylardan sonra etkilenip , psikiyatrik problemler geliştirebilirler ve bunlarda geçici olabilmektedir. Olaylardan sonra yada strese bağlı gelişen psikiyatrik sıkıntılara “Uyum Bozukluğu” denmektedir. Bir kısımda Uyum Bozukluğu’na depressif şikayetler , bir kısmında da daha çok kaygı şikayetleri eşlik etmektedir. İnternette dedikodu, iftira, resim yayma vs. gibi yollarla zorbalıklar , gittikçe artan sayıda olmaktadır. Bunları yapanların çoğu da yakınımızdaki yada eskiden tanıdığımız insanlardır. Bu tür zarar verici mesajların yollandığı kişi veya kişiler etkilenirler ve bunu doğal karşılamak gerekir. Zaten toplumun güvensizlik duygularının yoğun olduğu bir dönemde , insanlar daha yoğun güvensizlik mesajlarının etkisi altında kalabilmektedirler. Olaylardan sonra kızgınlık duygularını beslemek sıkıntıları daha uzun süreli ve şiddetli yapabilir. Onun için kızgınlık ve kırgınlıkların beslendiği değil de, çözümün arandığı bir yol çizmek önemlidir. Yakın dostlarla paylaşmak ve sizi rahatlatacak ve çözümsel mesajlar alabileceğiniz insanlarla konuşmak da çözüm sürecini hızlandırır. En önemli nokta , hızla olayın zihinden çıkartılması ve etrafta da konuşulmasına izin verilmemesidir. Böylece internet zorbalığını yapan kişinin de, yapmak istediğini önlemektir. Şikayetlerin şiddetinin artması ve süresinin uzaması durumunda bir psikiyatriste başvurulması gerekir.

kisa bir sure önce bir iliskiye basladim. Cokta mutluyum. Ama beraber oldugum kisi eski yasadiklarinin etkisinde kalmis olacak ki surekli eskiden sevdigi kokunun o kizi hatirlattigini ve midesinin bulandigini soyluyor. Bu olay kusmaya kadar gidiyor. Ben ona yardim etmek istiyorum bu olaydan kurtarmak istiyorum. Ama nasil davranmam gerektigini bilmiyorum? hocam ne yapmaliyim acil cevap yazabilirmisiniz?

DerYaa Tarafından Soruldu | 2014.03.12

Sayın danışanımız, Psikiyatride “Konversiyon Bozukluğu” bireylerin çözemedikleri iç çatışmalarını bedensel yada ruhsal şikayetlere çevirmesidir. Örneğin kayınvalide ile çatışması olup, bunu da duygusal yada sözel olarak ifade edemeyen bir gelinde o sıkıntıyı hatırlatan bir durum bayılma meydana getirebilir. Bayılma böyle bir durumda Konversiyon Bozukluğu bulgusudur. Aynı şekilde bir koku da bireylere geçmişte yaşadıkları ve iç dünyalarında çözemedikleri çatışmaları yada sıkıntıları hatırlatıp ve çözemediklerinde , bu bilinçaltı bir yolla başka bir fiziksel şikayete (örneğin bulantı ve kusmaya) dönüştürülüp çözülmeye çalışılır. Bazısında eli tutmaz yazamaz, bazısında sesi kaybolur konuşamaz, bazısında bulanık görme olabilir. Bazen de çözülemeyen sıkıntı , ruhsal bir takım şikayetlere dönüştürülebilir. Örneğin hatırlayamama gibi. Tedavisinde bireyin çözemediği iç çatışmalarını fark etmesi ve çözmesine yönelik terapiler ve gerektiğinde destek bazı psikiyatrik ilaçlar kullanılmaktadır. Kişi konversiyon şikayetlerinden dolayı aldığı aşırı ilgi ve anlayışla, şikayetlerini daha da arttırabilir , bu tedavide çözümü zorlaştıran bir noktadır.

Ben çok fazla hayal kuruyorum özellikle dizilerden çok etkileniyorum onlardan biriymiş gibi oluyorum sanki bende onlarla birlikte oynuyorum ve o diziyi kendime göre şekillendiriyorum benim adım ve fiziki görünüşüm farklı oluyor yani kendim bişeyler yazıyormuşum ve kafamda o kişiler oynuyor ve gerçekte olmayacağını biliyorum ama elimde olmadan hayal kuruyorum uyumadan önce 2-3 saatimi alıyor bu durum erkek arkadaşımla ilişkimi de etkiliyor çünkü o dizideki kişiye ilgi duyuyorum bunlardan kurtulmak istiyorum ama yapamıyorum bunun bir hastalık olmasından korkuyorum.

as Tarafından Soruldu | 2014.03.28

Sayın danışanımız, Kişiler gerçek ilişkilerinden yeterince memnun olmadığında veya istediği gibi ilişkiler bulamadığında fantezi (hayal) dünyasına kaçabilmektedir. Gerçek dünyadaki ilişkilerde yaşanan hayal kırıklıkları ve ümitsizlikler de bireyi hayal dünyasına itebilmektedir. Hayaller geleceğe ümit veren ve gerçekleştirmeyi teşvik eden düşünceler de olabilmektedir . Ancak bir grup birey, hayal dünyasına , gerçek dünyadan kopacak şekilde gidilebilmektedir. Buda gerçekle hayalin birbirine yakın hale geldiği bir durum oluşturmaktadır. Kişiler bir film ve karakterlerinin içine girebilmekte ,onlarla yaşayabilmektedir. Kendilerinin oluşturduğu hayal dünyasında da kısa süreli yaşayabilmektedirler. Bu durum bir hastalık değildir. Ancak kişi kendini bu hayal dünyasına kapatırsa , gerçekle bağlantısı aralanacağı için sıkıntılar olacaktır. Gerçek dünyada gerçekleştiremediklerini daha çok hayal dünyasında arayacak ve oraya kapanabilecektir. Örneğin hayalindeki erkeği bulamayan kadının , ömrünün sonuna kadar kendine yapılan makul teklifleri reddedip , kimseyi beğenmeyip ve hoşlanmayıp ,hayalindeki eşi beklemesi gibi. Günlük yaşamımızdaki konuları çözerek aşıyoruz, fantezi dünyasına dalmak ise düşünmeden ve çözmeden sorunları aşma eğilimidir.

Ben dizilerden etkilenen biriyim etkikendigim dizi oyuncusunun gerçek hayatta tanışıp birlikte olacağımıza inanıyorum bu durum uzun süredir böyle o diziyi izlemekten vazgeçtim ve çok oldu ama bu inanma durumu değişmedi ne yapmam gerekir bir de başka bir oyuncuya karşı gene aynı şeyleri hissedersem o zaman ne yapmalıyım?

as Tarafından Soruldu | 2014.03.28

Sayın danışanımız, Tutku birçok insanın iç dünyasında var olan bir parçadır. Aşk ve tutku aslında iki kelime olmasına rağmen iç dünyamızda yüzlerce bilinçli ve bilinçaltı parçalardan meydana gelir. Bundan dolayı, sadece uzaktan gördüğümüz insana bile, bu duyguların etkisi altında bağlanılabilir. Eskinin uzaktan sevme yada platonik aşkları gibi , hiç tanımadığımız insanı televizyondan görüp sevme yada facebook aşkları da söz konusu olabilmektedir. Ancak aslında karşı tarafın bilmediği bu tutku, yaşamı etkileyen bir takıntı yada saplantı haline gelirse bir psikiyatrik bozukluk sınıfına girer. Eğer etkilenilen insana, sadece iç dünyamızda tuttuğumuz bir aşk yada sevgi yaşarsak bu normaldir. Ama kişi o ünlünün (gerçek bir gösterge olmadan) , kendi ile ilgilendiği ve aşık olduğu duygusuna kapılıyor ve bu yönde hareket ediyorsa, bu bir rahatsızlıktır. De Clerambault’un Sedromu , karşılıksız saplantılı aşk ve tutkuların oluşturduğu bir rahatsızlıktır. Günümüzde erotomanik hezeyanlar (mantıkla açıklanamayan düşünce) olarak da isimlendirilmektedir. Hezeyanlar hem ilaç hem de terapi ile önemli ölçüde çözülebilmektedir.

Bir sorum olacak. İnsanın yüreğinde hissettiği sevgi bir anda kaybolabilir mi bir anda soğuk hissedebilir mi insan. 3 yıllık bir ilişkim var. Sevdiğim kişiye karşı ilgimi bu zaman kadar kaybetmemiştim. Ta ki 1 ay öncesine kadar. Bir haftalık bir sıkıntılı dönem atlattım ve yine o ilgim devam etti. Ama son 1,5 haftadır kendimde bir haller oldu. Bir ay önceki halime geri döndüm. Yalnız sevdiğim kişiye olan ilgim değil çevreye karşıda aynı durumdayım içimden hiç birşey yapmak gelmiyor. Kendimi ruhsuz gibi hissediyorum. Bunlar bir andan oldu.

mersinufuk Tarafından Soruldu | 2014.03.30

Sayın danışanımız, İlişkiler yaşayan canlılar gibi sürekli kişilere ve çevreye göre değişen yapılardır. Kişiler ne kadar az değişir ve etraf ilişkiyi ne kadar az olumsuz etkilerse , ilişkilerde o kadar değişmeden ve iyi bir şekilde devam eder. Karşımızdaki insanın tutumu, tavrı ve hareketleri bizde güvensizlik ve o kişiyi sorgulatan bir konum oluşturursa , duygular olumsuz etkilenebilir. Ancak kişi kendi iç dünyasındaki çözümsüzlük ve sorgulamalar nedeniyle de (çıktığı insan bir sorun yaratmasa bile) ilişkiden uzaklaşabilir yada duyguları değişebilir. Bazen de kişiler başka bir nedenle depresyona girip gerek karşısındaki insana gerekse yaşamındaki her şeye karşı ilgisini kaybedebilmektedir. Depresyonda olduğunu fark etmeyip, sorunu en yakınındaki insanda arayan ve ayrılan bireyler de olmaktadır. Depresyon ilgi ve isteğin azaldığı, olaylara olumsuz bakmamıza neden olan ve çözümsüzlük hissi yaratan, duyguları olumsuza ya da duygusuzluğa çevirebilen bir psikiyatrik bozukluktur. Burada önemli olan depresyonun ilişkideki sorunlardan mı yoksa bireyin kendi iç yada biyolojik yapısından mı kaynaklandığının tespit edilip , çözümünün bulunmasıdır.

merhabalar hocam,yaklasik 3 yil once baslayan bas donmesi ve kalp sikismasi sikayetimden bahsetmek istiyorum size,ilk zamanlar siradan bir bas donmesiyken, zaman gectikce daha da cekilmez bir hale gelmesi uzerine ciddiye alip doktora gittim ,Kardiyoloji,KBB,noroloji,dahiliye, kan testleri beyin MR her turlu testten gectim cok sukur temiz cikti,doktorlar bunun psikolojik olabilecegini soylediler fakat butun bu tetkiklerden kisa bi sure sonra amerikaya gitmek zorunda kaldim ve turkiyede bir psikolog yardimi alamadim suan amerikadayim ve gerek dil acisindan gerek sosyal guvence acisindan yetersiz oldugum icin herhangi bir saglik yardimi alacak durumda degilim,size basvurmak istedim,bas donmesi ve kalp sikismasi hastaligim beni hayattan soguttu diyebilirim size adeta yasama sevincimi yitirdim,gunluk hayatimi bile surduremez hale geldim artik,ciddi anlamda cok yiprandim sokaga cikmaya korkuyorum her an basim doner dusermiyim diye,yada bi yerde basima birseymi gelir diye yakinda belki calisamaz hale gelecegim sizin yardimlarinizi bekliyorum simdiden cok tesekkur ediyorum....

ertugrul Tarafından Soruldu | 2014.04.01

Sayın danışanımız, Psikiyatrik bozukluklar bilinen bulguları dışında tipik olmayan bulgularla da ortaya çıkabilmektedir. Böyle olunca da fiziksel rahatsızlıklarla karışmaktadır. Aynı şekilde fiziksel rahatsızlıklar da psikiyatrik bulgulara benzer şikayetlerle de kendini gösterebilmektedir. Ayrıca bir çok psikiyatrik bozukluk bir gün içinde ortaya çıkmaz .Dikkatli incelendiğinde , rahatsızlığın başlangıcını gösteren ön bulgulara rastlanabilir. Örneğin” Panik Bozukluk” tam şekillenip rahatsızlığa dönüşmeden önce, hafif heyecan , korku, şıkışıklık ve tedirginlik hissi ile ön belirti verebilmektedir. Daha sonra bu ön belirtiler, birey bu şikayetleri ciddi bir rahatsızlık diye algılamaya ve düşünmeye başlarsa “ Panik Bozukluğa” ilerlemektedir. “Panik Bozukluğun” en tipik bulgularından birisi kalp çarpıntısı ve kalp sıkışmasıdır. Çok sık rastlanılmayan yada bilinmeyen bulgulardan bir tanesi de baş dönmesidir. Bazı “Panik Bozukluğu” olanlar , denge problemi ,hafif sallanma ve sanki hafifçe arkadan itiliyormuş gibi bulgular yaşayabilir. Şikayetler arttıkça da kaçınma davranışı başlar, yani birey tek başına yada güvendiği bir insan yanında olmadan dışarı çıkmaktan çekinmeye başlar. Bu arttıkça kısır döngü oluşup, kişi kendini güvenli bulduğu evine hapsedebilir. Panik hastası , yaşamı rahatsızlıkla kısıtlandıkça depresyon şikayetleri de geliştirmeye başlayabilir. “ Panik Bozukluk” düşünülenin aksine, tedavisi zor olmayan bir rahatsızlıktır.

iyi günler hocam.utanarak da olsa bu sorunumu size bildirmek zorundayım umarım bi kurtuluş yolu vardır.: hocam 7 yıllık evliyim.eşimle mutluyum ve 1 çocuğum var.hocam benim sıkıntım; porno video izleme bende artık bi alışkanlık haline gelmiş olması.ne yaparsam yapayım porno film izlemekten kendimi alıkoyamıyorum.evli çocuklu bu yaşta bunu yapmayıda kendime kabullendiremiyorum ve çok üzülüyorum daha da kötüsü masturbasyon alışkanlığını da evlilikten sonra terkedemedim.hocam ne olur bana bir yol bi çare gösterin.artık kendimden utanıyorum,kndimden nefret ediyorum.bunlardan kurtulmam için e yapmalıyım? cevabınızı merak ediyorum

piran Tarafından Soruldu | 2014.04.08

Merhaba, Porno izleme özellikle ergen yaşta başladığı zaman , erkekte kadına karşı çok da sağlıklı olmayan bir cinsel bakış açısı gelişmesine neden olmaktadır. Özellikle kadının cinsel bir köle gibi kullanıldığı ve üzerinde saldırgan davranışların uygulandığı videolar , seyreden ergen genç erkekte cinsel davranım ve kadına tutum açısından çarpıtılmış bir bakış açısının içselleşip, davranış olarak da ileriki yıllarda yaşamına yansımasına neden olmaktadır. Burada oluşan en büyük sorun , kadına duygusal yakınlaşmayı etkilemesi ve bozmasıdır. Kadınla bir cinsel beraberlikte, saldırgan porno sahnelerinin uygulanmasını beklemesi ve olmayınca da doğal cinsellikten haz alamamasıdır. Böylece yeniden porno izleme ve kendi kendini tatmin yolları ile cinsel eylem geliştirmesidir. Böylece bir tür bağımlılık davranışı da gelişmekte ve gittikçe içerik olarak daha yoğun porno görüntüleri izleme başlamaktadır. Kendine engel olamama da bağımlılık davranışının bir göstergesidir. Bu zarar verici cinsel davranışa yol açan porno alışkanlığının tedavisi , bireyin iç dinamiklerinin göz önüne alındığı ve bağımlılık tedavisi esaslarının da izlendiği bir yaklaşımla olmaktadır.

Merhaba ben 14 yaşındayım ve aşırı derecede sinirliyim.Ev dışındaki ortamlarda sinirimi kontrol edebiliyorum ama ev içi pek mümkün olmuyor.Strese ve ergenliğe bağlı sivilcelerim çıkıyor.Cildiyenin verdiği ilaca rağmen geçmiyor.İnsanların yüzüne bakamıyorum dışarı çıkmak istemiyorum.Arkadaşlarımla görüşmek istemiyorum sivilcelerimden dolayı.Stres yapmadan duramıyorum ne yapacağım yardımcı olun lütfen.

Tuğçe Tarafından Soruldu | 2014.04.09

Merhaba, Ergenlikte tepkisel ve tartışmacı tutum , bir dereceye kadar beklenebilen bir davranıştır. Ergenlik döneminde kişi artık çocukluktan çıkıp kendini bulma sürecine girince , aile ile sürtüşme yada anlaşmazlıklar olabilir. Ergen gencin bu gelişimini anlayışla karşılayan ve kendi içinde çatışma ve zıtlaşma eğilimi olmayan ailelerde bu süreç çok kolay atlatılabilmektedir. Ergenin kişilik özellikleri ve ailede de aşırı sinirli birinci derecede yakınların olması da , aşırı sinirlilik nedeni olabilmektedir. Ergenlik döneminde , kendi yüz ve görünümü ile uğraşma, görünümünden memnun olmama , fiziksel görünüme gereğinden fazla önem verme de görülür. Yüz görünümünü etkileyen durumlardan aşırı rahatsız olma da sıktır. Sivilce ilaçlarından özellikle Roaccutane yada İzotretinoin maddesi içeren ilaçlar sinirliliğin bir şikayet olduğu birçok psikiyatrik bozukluğa neden olabilmektedir. Ailede kalıtsal bir psikiyatrik rahatsızlık varsa , bu tarz sivilce ilaçları çok daha dikkatli kullanılmalıdır.

doğumluyum. eşim benden 7 yaş buyuk son dort yıldır eşimle ilşkide sorun yaşıyoruz tam olarak gec boşalma oluyor ve beni çok bunaltıyor artık akşam olsun istemiyorum bu konuyu nette arştırdım ve kesin tedavisi yokmş heralde her seferinde 3 gün küs kalıyoruz ne yapıcağımı nereye gideceğimi bilemiyorum lütfen yardımcı olursanız sevinirim.

busefat Tarafından Soruldu | 2014.04.10

Merhaba, Geç boşalma cinsel işlev bozukluklarından bir tanesidir. Aslında erkekte en sık görülen problemlerden bir tanesi erken boşalmadır. Erken boşalmanın tedavisi , kullanılan bazı ilaçlarla yapılabilir. Yani bazı ilaçlar geç boşalmaya sebep olabilmektedir, geç boşalma probleminde bunun araştırılması gerekir. Cinsel problemlerin en önemli nedeni çiftler arasındaki problemler veya bireyin yaşadığı problemler de olabilmektedir. Bu konunun aşılabilmesi için cinsel işlev ağırlıklı bir psikiyatrik yada ruhsal bir değerlendirmenin yapılması ile tedavi süreci başlamaktadır.

Merhabalar, Benim arkadaşımın hizmet etme hatta kendi ifadesiyle köle olma ihtiyacı var. Hatta ben efendi rolünü üstlenmezsem başkasını bulacakmış. Cinsel bir beklentisi yok. Bunu nasıl yorumlamalıyım?

elmira Tarafından Soruldu | 2014.04.11

Merhaba, Bazılarının kişilik oluşumu ve yapılanmasında bilinçaltı suçluluk ve cezalandırıcı anne-baba davranışını ileriki yaşlarda yaşama eğilimi olabilmektedir. Burada bilinçaltı bir baskın kişinin etkisi altına girme ve bunun altında bir acı çekme ile hem hoşnutluk hem de hoşnutsuzluk yaşama gereksinimi vardır. Mazoşizm de hem teslim olma, hem de birisinin buyruğu altına girme ile yukarıdaki bilinçaltı duyguların yaşanması söz konusudur.

eşimle 1.5 senelik evliyim 7 aylık bir kızımız var.evlenmeden öncede 5 yıllık bi flörtümüz oldu.eşim bekarken esrar kullanıyordu ama hafta 1 veya 2 kere.bekarken bunu kullanmaması için çok konuştum ve bir müddet sonra bıraktı tekrar başladı bende başladığını öğrenince bu flörtlüğü sonlandırdım.ama eşimi çok seven biriyim oda beni çok seviyor.şimdide öle.eşim bekarken pek sorumluluk alan biri değildi.bende ondan ayrıldıktan sonra başka biriylr internette konuşmaya başladım.flört olayını bitirdikten sonra eşim son 1 kez daha konuşmak istedi ve bunu bahane ederek beni kaçırdı.kaçırdığı günde benim başka biriyle konuştuğumu öğrendi.bu olayıda konuştuk ve kapattık.sonra evlendik.bu andan itibaren eşim bonzai kullanmaya başladı.ben bunu bir müddet anlamadım.çünkü etkisini bırakın adını duymamıştım.eşim benim başka biriyle konuşmamı sorun etmeye başladı ne dediysemde o tatmin etmedi hep farklı şeyler düşündü.içtikçede içti.tedavi olması için onun ailesiyle çok uğraştık ama tedavi başta kabul ediyor 1-2 hafta tedavi oluyor sonra bırakıp tekrar içiyor.bunu 4-5 kez yaptı.işe gitmemeye başladı eve ekmek parası getirmeyip o maddeyi almaya başladı.benim düğünde satılan altınlarımı cep telefonlarını sattı.yaptıklarının farkında bazen olmuyor.yüzüne vurunca o an haklısınız diyor üzülüyor özür diliyor ama bir müddet sonra aynı şekil devam ediyor.şimdi eşimden 4 aydır ayrıyız.bu zaman zarfında eşim amatemde 10 gün yattı sonra bırakıldı.şimdi ise herhangi bir tedavi görmüyor.ben iyiyim diyor.ben çalışıp ev tutucam ve bu evliliği kurtarıcam diyor.eşim madde kullandığı için yalanları çok oluyor.şimdi sözlerine inanamadığım için güvenemiyorumda.bu olaylardan dolayı benimde psikolojim bozulmaya başladı.eşimi çok ama çok seviyorum ve biliyorumki oda beni çok seviyor hatta bundan adım kadar eminim.bana dediği şey ben seni kaybetmekten çok korkuyorum ve bu evliliğide ya senin ya benim ailem yıkacak diyip bazı şeyleri kafasında kuruyor.şimdi ben ne yapmalıyım hocam?

çaresiz34 Tarafından Soruldu | 2014.04.11

Merhaba. Bonzai/Jamaika olarak adlandırılan maddeler esrar benzeri suni maddelerdir. Değişik bitkiler üzerine sıkılarak sanki doğal bitkisel bir maddeymiş gibi satılmaktadır. Esrarın beyinde bağlandığı noktalara bağlanarak ve daha güçlü bağlanarak etkilerini göstermektedir. Ancak esrara göre daha yüksek olumsuz etki yaratmaktadır. Esrarın güçlü tiplerinin artık akıl hastalığına neden olduğu bilinmektedir. Aynı şekilde Bonzai alanlarda da psikiyatrik rahatsızlık ve akıl hastalıklarını görmekteyiz. Alanlarda panik bozukluklara, halüsinasyon denilen hayaller görme ve değişik algılara , sıkça paranoid ( kanıtı olmayan şüpheler) durumlara, şizofreni benzeri akıl hastalıklarına neden olmaktadır. Tedavi ile Bonzainin neden olduğu psikiyatrik rahatsızlıklar geçici olabildiği gibi , bir grupta da kalıcı olabilecektir. Uyuşturucu kullanımını uzun süre devam ettiren ve vazgeçemeyen bireylerdeki en önemli ortak nokta , sorumlu davranmalarını engelleyen kişilik özelliklerinin olmasıdır.

merhaba ben 18 yaşındayım.çok içine kapanık insanlarla kolay iletişim kuramıyorum ve hiç tanımadığım biriyle konuşurken zorluk çekiyorum.Bunun yanında panik atak ve depresyonda var. Tedavimi yarım bıraktım ilaçlarıda kullanmıyorum artık ve zaten düzeleceğime inanmıyorum .Kimseye güvenemiyorum hatta herşeyden nefret ediyorum 4 senedir böyleyim daha önce intihar girişiminde de bulundum defalarca . Hiç arkadaşım olmadığı için kendimi yalnız hissediyorum halbuki yalnız olmayı ben seçtim bazen çaresizlikten ağlıyorum napmalıyım ? Ayrıca depresyon ve panik ataktan kurtulmak için kendi çabalarımda ne yapabilirim ne yapmalıyım ? Cevaplarsanız sevinirim şimdiden teşekkürler ...

45 Tarafından Soruldu | 2014.04.15

Merhaba, Psikiyatrik rahatsızlıklar ve özellikle kaygı yada anksiyete bozuklukları iç içe yaşanabilmektedir. Yani bir bireyde birden fazla psikiyatrik bozukluk görülebilir. Örneğin “Sosyal Fobi” dediğimiz “Sosyal Anksiyete Bozukluğu” bireyin yeni tanıdığı insanlarla arkadaşlık kurmasını engel olurken , bireylerin arkadaşlık kuramama ve yalnızlık sıkıntılarından dolayı “Depresyon” ‘a girmesine yol açabilmektedir. İnsanların diğer insanlarla ilişki kurmasına engel olan tek şey, “Sosyal Fobi” değildir. Bazı kişilik özellikleri de (örneğin kaçıngan yada çekingen kişilikler yada sorun kişilik özellikleri) diğer insanlarla iletişimimizi bozabilmektedir. Bazen de bunlara yaşam olayları, ergenlikteki kimlik karmaşası , aile içi çatışmalar eklenince bireyi köşeye sıkıştırıp ve ümitsizliğe sokup kendine zarar verici davranışa götürebilmektedir. “Panik Bozukluk” ta kaygı bozukluklarından bir tanesidir. Tüm psikiyatrik rahatsızlıklar iyi ve profesyonel bir psikiyatrik tedavi ve terapi ile zaman içinde aşılabilir. Psikiyatrik tedavi sadece teşhis koyup ,ilaç yazma değildir. Aynı zamanda hastası için gerekli ise bir ilaçlı ve ilaçsız tedavi planı da hazırlamak ve bunun hastası tarafından takip edilmesini de sağlamaktır. Ayrıca destek veren bir çevre ve bireyin güvenli ve değer verildiğini hissettiği ortamlarda tedavi edicidir. Kaygı bozukluklarında tedavinin esaslarından birisi de , şikayetlerden dolayı oluşan dış yaşamdan kopup eve kapanmanın engellenmesidir. Birçok uğraşıda tedaviye yardımcı ve katkıda bulunucudur. Örneğin yürüyüş, bahçe ile uğraşmanın “Depresyon” şikayetlerini düzeltmede yardımcı olduğu bilinmektedir. Bireyler ayrıca kendilerini iyi hissettiren uğraşılar içine girerek de kendini daha iyi hissedip, dolayası ile psikiyatrik şikayetlerinde azalma oluşturabilir. Bir grup insan gönüllü işler de yaparak kendini iyi hissedebilir ve bu ortamlarda kendine yardımcı yeni arkadaşlıklar da kurabilir. Bir birey kendi içindeki değişim isteği ile değişebildiği gibi, çevresinin değişmesi ile de değişebilir ve sıkıntılarının üstesinden gelebilir. Özellikle “Bibliyoterapi “ dediğimiz , iç dünyaya katkıda bulunan romanlar okumanın da terapötik faydası bulunmaktadır. Romanlar ve özellikle iç dünyayı zenginleştirici romanların , sıkıntıları rahatlatıcı bir etkisi de vardır. Toplumun her kademesinden , geçmişte yaşamının bir bölümünde önemli ve ümitsizliklerde yaratabilen sorunlar yaşayan ve daha sonra bunları aşan bir sürü kişi vardır. Matematikte olduğu gibi zor yada kolay her probleminde bir çözümü vardır. Yeter ki doğru çözümü gösterecek ve öğretecek birisinin olması ve mücadeleyi sürdürmedir.

Merhaba Hocam, ben küçüklüğümden beri tırnaklarımı yiyorum şuan 20 yaşındayım artık bırakmak istiyorum ama bir türlü olmuyor. takma tırnaklar takıyorum. o zaman uzuyo ama namaza başladım yeni mecburen çıkarmam gereiyor. tekrar yeemye başlıyorum. sizce ne yapmam lazım bu duruma

gamze0123tt Tarafından Soruldu | 2014.04.18

Merhaba, “Onikofaji “ yani tırnak yeme de “ Vücuda Yoğunlaşmış Tekrarlayıcı Davranış” tır. En sık 4-6 yaş arası başlar ve ergenlikle beraber artar. Aslında ergenlikten sonra başlayan, dudak ısırma, kalem kemirme, burun kaşıma ve saç kıvırma da, tırnak yemenin yerine geçen benzer davranışlardır. Erişkinlikteki sigara içme ve sakız çiğneme davranışı da bir anlamda tırnak yemenin yerine geçen davranışlardır. Duygusal dengenin bozulduğu kaygıların ve stresin arttığı durumlarda ortaya çıkmaktadır. Ailede başkalarında var ise çocuk tarafından öğrenilip taklit edilebilmektedir. Hafif tırnak yeme için bir tedavi gerekmez. Ancak çok yoğun ve tırnakta şekil bozukluğuna sebep olan durumlarda tedavi önerilir. Bazı bireyler hastalık korkusundan aniden bu davranışı bırakabilir. Bazılarında kaygı, gerginlik ve mutsuzluklarını azaltan yaklaşımlar, elin de kullanıldığı (resim gibi) aktivitelerin yapılması da yardımcıdır. Bazen tırnaklara acı oje sürülmesi önerilse de bunun etkin olmadığını görmekteyiz. Tırnakların kapatılması faydalı bir yöntemdir, ancak eninde sonunda açılması gerekecektir. Özellikle bayanlarda, iyi manikür yapılmış ve böylece koparılacak alan kalmamış tırnaklar, tırnak yemeye engel olabilmektedir. Ayrıca bu tarz sorunu olanlara kauçuk bir parça ısırma ve şekersiz sakız çiğneme de öneriyoruz. Danışanlarımız sakız yada başka bir şey ısırma yada koparmaya alıştıkça , bir tırnaklarını yememeleri ancak diğer tırnaklarını yeme izni oldukları sürecini başlatıp, gittikçe yenmeyen tırnak sayısını arttırıyoruz. Her rahatsızlıkta olduğu gibi tedavi kişiye göre düzenleneceği için, kişiden kişiye değişiklik göstermektedir. 17.10.2013 tarihli danışanımızın sorduğu benzer konulu soru ve verdiğimiz yanıta da bakmanızı öneririm.

Hayırlı günler hocam, iç sıkıntısı,sosyal fobi,korku şikayetleri ile 3 yıl 2x1 anafranil sr75 ve 3x1 prozac kombine tedavisi gördüm.6 aydır şikayetlerim bitti zannedip yavaş yavaş azalttım.15 gün önce anafranil 75i günde yarıma kadar düşürüp bıraktım.Prozacı ise 2 günde 1 e düşürmüştümki şikayetlerim tekrar başladı.Hemen prozacı günde 1 e anafranil 75i günde yarıma çıkardım.anlaşılan o ki daha uzun yıllar kullanmam gerekecek bu ilaçları fakat bu 2 ilaç grubunun birlikte kullanılması sakıncalı diye biliyorum,doğru mu?Özellikle anafranilin bana iyi geldiğini düşünüyorum tek başına yada prozac ile uzun yıllar kullansam ne olur?saygılar

yaneli Tarafından Soruldu | 2014.04.21

Merhaba, Psikiyatride ilaçların kullanımı ; hastasını, hastasının psikiyatrik rahatsızlığını ve ilaçların etki ve yan etkilerini iyi bilen bir psikiyatrist tarafından düzenlenebilir. Psikiyatrik rahatsızlığı olan bireylerin psikiyatristine yada ulaşamıyorsa fikir alacağı başka bir psikiyatriste danışmadan ilaçlarını kendi başına düzenlemesi tedavi planını bozucu olmaktadır. Gelişi güzel psikiyatrik ilaç kullanımı yada azaltılması hasta açısından sorun yaratmaktadır. Bazen de hastalarımız , kesilmesi yada azaltılması gereken yerde ilaçlarını gereksiz şekilde kendi başlarına devam edebilmektedirler. Psikiyatride kullanılan ilaçların , tek başına kullanıldığında etkileri daha iyi araştırılmakta ve bilinmektedir. Ancak “İlaç Kombinasyonlarında” yani birkaç ilacın birden kullanılmasına ait çok fazla sayıda çalışma olmadığından, bu konuyu çok iyi bilen ve hem bilimsel açıdan hem de tecrübe açısından yeterli bir psikiyatristin yapması gerekir. ” İlaç Kombinasyonları “, bir ilacın etkin olmadığı tedaviye dirençli psikiyatrik rahatsızlığın olduğu durumlarda kullanılmaktadır. Tedaviye dirençli demek içinde ,sırası ile bazı ilaçların tek başına , etkin dozlarda ve etkinin görülebileceği sürelerde kullanılmış olması ve terapi ve destekleyici tedavi yöntemlerinin de uygulanması gerekir. Bu yapılmadan ” İlaç Kombinasyonlarına” geçilmesi , istenilen sonucun daha çok yan etki ile sağlanması durumunu oluşturabilir. Şu ayrımında yapılması gerekir, örneğin bir depresyon ilacının yanında kaygı azaltan (anksiyolitik) bir ilacın kullanılması sadece bir dirençli hastalık için değil, ek bir etki sağlamak için kullanılabilir. Bu dirençli bir hastalığa yardımcı olmak için kullanılan birbirini güçlendirici birkaç ilaç kullanımından farklı bir durumdur. “İlaç Kombinasyonlarında” bazı ilaçların yan yana gereğinden yüksek dozlarla ve etkinlik durumu bilinmeden kullanılması önemli ve bazen de ciddi yan etkilere neden olabilmektedir. Örneğin “Serotonin yada Serotonerjik Sendrom” bunlardan birisidir.

İyi günler. Ben 17 yaşındayım. Liseye geçtiğimden beri kendimde birtakım değişiklikler farkettim. Konuşurken (sürekli) kelimelerde takılıyorum. Bir metin okurken genellikle kelimeleri yanlış okuyorum. Bu tarz sorunlarım var. Bana psikiyatrise git den başka birşey söylermisiniz. Daha doğrusu bir genellene yaparak bunun daha nekadar süreceğini ve ne olduğunu anlstır mısınız. Çok teşekkürler. Yardımınızı bekliyorum.

fatıma Tarafından Soruldu | 2014.04.24

Merhaba, Kaygılar ve sıkıntılar bireylerde kekeleme gibi konuşma bozukluklarına neden olabilmekte yada varsa arttırabilmektedir. Bazen de ergenlikte artış gösteren sosyal kaygılar da konuşmayı olumsuz etkilemektedir. Kaygıların basit bir şekilde kendi kendine de yapılacak relaksasyon yada gevşeme teknikleri ile azaltılabilmesi , konuşma sorununa yardımcı olabilir. Ancak genelde “İletişim Bozuklukları” sınıfı içinde anılan konuşma bozuklukları için Kulak Burun ve Boğaz uzmanının muayenesi sonrası bir fiziksel sorun yoksa, diksiyon yada ses eğitimi- konuşma terapisi sorunun çözülmesine yardımcıdır. Hafif olan konuşma bozuklukları kendi kendine de geçebilmektedir.

Soruma bukadar kısa sürede yanıt verdiğiniz için çok teşekkür ederim. Ben çoktandır bu sorunumu kendi başıma halletmeye çalışıyordum. İletişim bozukluğundan ziyade kendimde dikkat eksikliği olduğunu anladım.örneğin düzyolda yürürken duvara çarpmak gibi. Ben bu sorunumu kendi başıma halledemezmiyim? Terapiye gitmek istemiyorum. Teşekkürler

fatıma Tarafından Soruldu | 2014.04.24

Merhaba yeniden, Sorulara elden geldiğince kısa sürede yanıt vermeye çalışıyorum. Özellikle daha önce sorulmamış olan sorulara daha öncelik veriyorum. Soruları sadece soran için değil, benzer sorunu olup internet sitemize giren kişiler içinde cevaplıyorum, böylece onlara da yardımcı olabilsin diye. Öncelikle her dikkat eksikliği “ Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Sedromu” değildir. “ Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Sedromu” söz konusu ise bu durum zaten ilköğretim çağından itibaren kendini göstermeye başlar ve öğretmenler tarafından da fark edilebilir. Genelde eğitim yılı ilerledikçe yani öğrencinin daha çok kitap okuması ve dikkatini vermesi gereken bir sürece girildikçe, başarı da düşmeye başlar. Bir profesyonele başvurmadan sınırlıda olsa dikkat eksikliği için bazı şeyler öncelikle yapılabilir. Örneğin internet ve televizyon izleme gibi aslında dikkat ve yoğunlaşmanın çok da olmadığı uğraşılardan ziyade, kitap okuma yada yazılar yazma gibi daha dikkati yoğunlaştırıcı uğraşılar da önerilebilir. Ev dışı bireysel faaliyetler yerine yine bir grup içinde ortak yapılan eylemler de , kişinin dikkatinin yoğunlaşmasına yardımcı olabilir. Örneğin bir takım sporu bile dikkat gerektirir. Satranç gibi dikkatin yoğunlaşmasına yardımcı oyunlar internet üzerinden de oynanabilir. Ayrıca belli oranlarda omega-3 yağ asitlerinden bazılarının da dikkat eksikliği üzerinde belli oranlarda olumlu etkileri bulunmaktadır.

hocam, beynimle tüm bedenime son 2 senedir hükmeder oldum. her türlü ayrılıkları bedenselleştiriyorum (mide bulantısı, baş ağrısı, mide ağrısı vb). neyse artık ayrılık konusundaki bedenselleştirmelerimi kaale almamaya başladım ancak en ufak bir rahatsızlıkta pireyi fil yapıyorum. örneğin 2 aydır mide ağrısı çekmekteyim, bunun için gastro bölümündeki farklı doktorlara gittim bunun yanında 3-4 sefer endoskopi kan tahlilleri röntgenler EKG ler çektirdim. hepsi temiz çıktı, ama hala içim bu konuda rahat değil. Aslında yaptırdığım tetkiklerden birşey çıksa rahatlayacağım ancak aksi gibi hiçbirşey çıkmıyor ve bu yüzden doktorlara karşı güvenimde git gide azalıyor. Bahsetmiş olduğum gibi bu durumla 2 senedir karşı karşıyayım ve mide ağrısı problemim son 2 aydır var, öncesinde ise baş ağrıları yüzünden yaklaşık 2 sene de 7 sefer beyin MR'ına, 4 sefer BT 'ye girdim. sonuçmu? hepsi temiz. lanet olsun hiçbirinde birşey çıkmadı ve içim rahatlamadı. çünkü hala başım ağrımakta, hala beynimde tümör olduğunu düşünmekteyim, hala arada bir başım dönmekte, hala midem ağrımakta, mide kanseri olduğumu düşünmekteyim, belki de göğüslerime vuran ağrı ve yanmalar kalp rahatsızlığı belirtileridir kim bilir... Ancak hekimlerimiz birşeyin yok diyor gönderiyor. İyi de birşeyim yok madem neden bu ağrılar sızılar. hocam yaşım 24 ve hayatımda ilk defa 5 yaşımdan sonra ağladım. Neden mi? çünkü diğer insanlar gibi hayata pozitif bakamıyorum ya da diğer insanlar gibi sağlıklı olamıyorum düşüncesinden dolayı intihar etmeye karar verdim ve başaramadım, bu yüzden gözlerimden dakikalarca yaşlar geldi. Olmuyor ne yaptıysam kurtulamıyorum bu dertlerden. çevremden birisinin midesi mi ağrıyor, 4 gün sonra öldü mü. işte bu tip vakalarda hemen geçerim bilgisayar başına nedir, ne değildir, neden olmuş, nasıl olmuş araştırırım. Bu internet araştırmasını en ufak bir hastalıkta bile yaparım ve o hastalığı çok rahat bir şekilde dakikalar içinde bedenselleştirebilirim. aradan 2-3 gün geçtikten sonra, hani derler ya aşağı mahallede bir yalan attım yukarı mahalleye gittiğimde o yalana bende inandım, ibaresi gibi sanki amansız, zor ve sonu ölümle bitecek olan bir hastalığa yakalanmışım gibi hissediyorum ve kurtulamıyorum bu sorundan. gerçekten bu konuda yardımlarınızı bekliyorum ve minnettar kalırım size. bu sorun ilaç, terapi artık her neyse çözülebilecek bir mevzu mu hocam....

omercengiz_1907 Tarafından Soruldu | 2014.04.30

Merhaba, Bireylerin ruhsal sıkıntıları yada iç çatışmaları çözülemediğinde , bu sıkıntılar bedensel şikayetler haline dönüşebilmektedir. Bunun sonucu olarak da sayısız doktor muayenesi ve tetkikler yapılmaktadır. Neden bulunamayıp , şikayetlerde arttıkça kişide depresyon şikayetleri ve kaygı problemleri geliştirmeye başlamaktadır. Tedavi olamayacağım düşüncesi de ümitsizliğe ve dolayısı ile yaşamdan bıkkınlığa götürmektedir. Diğer branş doktorları, fiziksel bir neden bulunmadığı noktasına geldiğinde psikiyatrist doktorlara, hastalarını yönlendirmektedirler. Yoksa ruhsal acı yada ağrıların , ağrı kesicilerle tedavi olması mümkün değildir. Psikiyatride ” Somatik (Bedensel) Semptom Bozukluğu” ve “Ağrı Bozukluğu” diye isimlendirilen , fiziksel nedeni olmayan ama bedensel rahatsızlığı taklit eden durumlar, sıkıntı ve kaygılarını duygusal olarak kolay ifade edemeyen yada etme imkanı bulamayan bireylerde daha çok görülebilmektedir. Yani içe atılan problemler ve temizlenemeyen sıkıntıların kokusu başka yerden çıkmakta ve böylece ana problemin bulunmasını da geciktirmektedir. Bedensel nedeni olmayan bu tür psikiyatrik rahatsızlıkların tedavisinde en büyük sorun, bu rahatsızlığı olanların bedensel rahatsızlık arama davranışlarını bırakmamaları ve psikiyatrik bir tedaviye gösterdikleri dirençtir. Ayrıca kısa sürede vücut şikayetlerinin geçmesi beklentileri ve psikiyatrik tedavinin uzun sürebilmesi de, bu bireylerde psikiyatriden fayda göremeyecekleri duygusu yaratmaktadır. Duygularını ifade etmeleri konusundaki sıkıntılar ve duygusal sıkıntılarını göz ardı etme eğilimleri , terapi(konuşma ile tedavi) de sıkıntılara yol açmaktadır.

Merhaba, ben 31 yaşındayım ve bekar bir kızım. Ailemle yaşıyorum. Ama kendimi hiç bu yaşta hissetmiyorum ve yeni tanıyan herkes en az 6 yaş küçük gösterdiğimi söylüyor. Bu zamana kadar ilişkilerim oldu ama hiç biri 6 aydan uzun sürmedi ve hayatımın büyük bir bölümünü yalnız geçirdim. Yaşım 30u geçince evlilik konusunda paniklemeye başladım. Erkekler tarafından beğenilmeme rağmen tanıştığım erkeklere karşı arkadaş duygusundan öte bir şey hissedemiyorum. Evliliği düşündüğümde ise çok özenilecek bir şey gibi gelmiyor buna rağmen evlenmek zorunda olduğumu düşünüyorum. Son zamanlarda bu konuyu çok düşünmeye başladım.En son sevgilimle aynı iş yerinde çalışıyoruz. Onun bir ilişkisi var zaten beni o kisi için bırakmış. Ona karşı bir şey hissetmediğime inanıyorum ama her gün gördükçe onunla yaşadıgım ilişki sürekli aklıma geliyor ve tercih edilmemiş olmak moralimi bozuyor.Bir kaç hafta çok mutlu gibi yaşıyorum, hiç bir şeyi kafama takmıyorum.Sonraki bir kaç haftada ise daha dün ayrılmışım gibi acı çekiyorum ve o ilişkiyi kafamda tekrar tekrar yaşıyorum. Bu durumla kendim başa çıkabilir miyim ve nasıl? Psikolojik yardım almam gerekiyor mu?

klmq Tarafından Soruldu | 2014.05.06

Merhaba, Günümüzde evlilik , zor yaşamın ve tüketici ilişkilerin etkisinde sıkışıklık yaşamaktadır. Yoksa iki iyi insanın güzel beraberliği kadar mutluluk verici çok az şey vardır. Tüm çalışmalar hem sağlık hem de ruhsal sağlık açısından iyi evlilikten yana sonuçlar vermektedir. Günlük hayatta hep evlilik sorunları konuşulmaktadır. Halbuki evliliği iyi olanlar özellikle bundan bahsetmemektedirler. Yani bireyler ilişkilerinin iyisini kendilerine saklamakta sıkıntılarını ise paylaşma eğilimine girmektedirler. Bir evde ailesi ile erişkin yaşlarda kalan bireyler, yaşları ne olursa olsun o evin çocuğu olarak kalacağı için, kişisel olgunlaşmaları gecikmektedir. Belli bir yaşa gelince bireysel yada evli olarak kendi yaşamlarını kurmaları, kişisel gelişim açısından da çok önemlidir. Evlenmeyi öteleyen bir grup kadında 30 lu yaşlar ” bütün arkadaşlarım evlendi ben yalnız kalacağım” sıkıntısını da uyandırmaktadır. Bu kaygı ile çok hızlı ama sağlıklı olamayan evlilikler yapan kadınlara da rastlıyoruz. Bir kadın kötü gittiğini bilse bile başka bir kadından dolayı biten ilişkisine ait karışık duygular yaşamaktadır. Çünkü başkasına tercih edilmiş, değer verilmeyen birisi duygularına kapılmaktadır. Böyle bir durumda sadece bir sevgiliyi kaybetme değil , bir evlilik , yuva ve çocuk hayalini de kaybetmektedir. Daha çok üzüntü bundan dolayı yoğundur. Böyle durumlar yani Yas (kayıp ) tepkileri, geride izi kalsa bile bir sene içinde azalarak geçmektedir. Bir seneyi aşmasına rağmen geçmeyen ve halen geçmişteki ilişkisinin olumsuz etkileri altında yaşayan bireylerde “ Yeniden Yaslandırma ” veya “ Psikodinamik " terapiler öncelikli olarak önerilmektedir.

Hocam öncelikle iyi günler annem ile sıkıntılarım var annemin bir rahatsızlığı var ve rahatsızlığını kabul etmiyor ona her şey normalmiş gibi geliyor fakat hiç bir şey normal değil. Nasıl nerden başlayayım bilmiyorum ben annem ile yalnız yaşıyorum. Babamdan ayrıyız ve görüşmüyoruz. Annem çok büyük sıkıntılar çekmiş korkuları var sanırım aç kalacam açıkta kalacam başkalarına muhtaç olacam korkusu var sanırım ben onun yanında olduğumu söylesemde anlamıyor her şeyin üstesinden gelebilecğeimizi söylesemde anlamıyor. Artık çaresizim bu durumdan çok sıkıldım Allah rızası için bana yardım edin ne yapmam gerekiyor, bu rahatsızlığıda uzun süredir var. Evi resmen çöp ev haline sokuyor ben askere gittim geldim dahada kötü olmuş komşuların eski eşyalarını bile alır eve getirir olmuş evi yaşanmaz yer haline sokmuş bende kızdım bağırdım çağırdım korktu eşyaları attım bana bir şey diyemedi bendende çok korkuyor. Korkutmam iyi değil fakat bende çok sinirli biriyim sinirlendiğimde gözüm görmüyor elimde olan bir şey değil belki benimde sorunum vardır. Ama çaresizim ne yapayım düzelmesi için belki düzelir diye böyle yaptım. Yaptığımın yanlış olduğunun farkına vardım. Gördüğüm kadarıyla unutkanlıkta var bazen anahtarını bile nereye koyduğunu unutabiliyor, günlük yaşantısındaki yapacaklarınıda yapamaz hale gelmiş gibi sanki yemek bile yapamıyor. Kafasına göre konserveler yapıyor, reçeller yapıyor mevsime göre tabiî ki, turşular yapıyor, yoğurt kaplarını biriktiriyor, plastik şişeleri, yiyecek erzakları bile evde olmasına rağmen biriktiriyor tarihinin geçip geçmemesi önemli değil onun için. Fazla evde olsa ver başkasına kim yiyecek dediğimde bile vermiyor başkasına tamam diyor sonradan yine vermiyor. kullanırız yeriz mantığıyla düşünüyor hep fakat zaten iki kişiyiz nasıl okadar şey yiyilebilirki bunu anlayamıyor. Tamam diyor sonrandan yine aynı benim söylediklerim bir kulağından giriyor diğerinden çıkıyor. Bir şey dikkatimi çekiyor ona sıkıntısını anlatıyorum neden böyle yapıyorsun diyorum ses yok, yalvarıyorum sana sen namazında niyazında birisin utanmıyormusun diyorum oğlum ben ne yapıyorum diyor elimden geldiğince yapıyorum diyor. Ben sıkıntısını anlatıyorum o bana alakasız bişey söylüyor mesela mahallaede şu komşu şöyle yapmış böyle olmuş böyle gitmiş gibi şeyler. Alakasız şeyler söylüyor. Normalde konuştuğumuz zaman gayet normal görünürde hiç bişey yok. Aklı başında birisi mahallede yardım etmediği kimse yok onu mahallede herkeste çok seviyor zonguldağın ilçesinde Karadeniz Ereğlide yaşıyoruz oturduğumuz yerde Anadolu kültüründeki gibi komşuluklar beya bir sıkı bir şekilde mahallemizde sokağımızda herkes birbirini tanır bağ bahçe işleride yapılıyor burada. Annem küçüklüğünden beri bağ bahçe işleriyle uğraşmış okutmamışlar zamanında ilkokul 3.sınıfa kadar kaçarak okumuş 30 senedir buradayız hal böyle olunca mahallede herkes bir işi olsun annemi çağırır oda hemen işini gücünü bırakıp gider bunuda anlatamıyorum ona. Tamam yardım etmesi güzel fakat yardım edilecek insan var edilmiyecek insan var genelde birçoğuda menfaatleri için çağırıyorlar yani işleri olduğu zamanlar çağırıyorlar bir şey değil kendini yıpratıyor yaş ilerledikçe kendinde sıkıntılar olacak bunu söylememe rağmen yine aynı 64 yaşında olmasına rağmen bu yaşta hala bağda bahçede yaza doğru domates ekecek, salatalık ekecek, biber ekecek, soğan ekecek, ondan sonra yazın ağaçların tepesinde meyve topluyor anlıyacağınız komşular çağırmasın hemen orada yani. bu sadece bağda bahçede değil temizlik yapsınlar çağıran bile var kömür geldi taşımak için çağıran var yani herkesin yanında olmak istiyor yardım etmek istiyor tamam yardım etmesi güzel fakat kendini çok yoruyor ev ile ilgilenmiyor, heryer çöplük gibi evin içinde her şey üst üste doldurdukça doldurmuş burada kirada oturuyoruz ev sahibimizde kendi çocuğunu oturtacakmış eve bu yüzden şimdi çıkın dedi bende evde işe yaramıyacak ne var ne yoksa atıyorum yeni taşınacağımız eve buradan bişey getirmeyi düşünmüyorum birkaç parça eşya alırım buradakilerden diğerlerinide atarım diye düşünüyorum. Buda annemi etkilermi bilmiyorum. Evden bişey versem bunu at hadi desem tamam diyor atacam diyor ama atmıyor fark etttim bikaç defa denedim atacağı şeyin kabını kutusunuz poşetini değiştiriyor yine getiriyor. Hocam annemin geçmişini anlatsam size daha iyi olacak bu geçmişte yaşadığı sıkıntılardan sanırım bu yaptıkları. Annem babamın ikinci eşi geçmişte tam olarak bilmiyorum ne olduğunu babam annemi kandırmış diye düşünüyorum veya annemi sevmiş, babamın ilk eşi ise annemin ablası yani babam baldızınıda ikinci eş olarak almış. Ya bir hata yaptı sonradan çözümü için anemide aldı böyle bir şey ben araştırsamda sorsamda bişey söylemiyor annem. Sanırım anlatmalarına göre ilk zamanlarda aynı evde yaşamışlar annem o ablasının çocuklarına bile bakmış yani daha önce bikaç sene aynı evde yaşamışlar sonradan ayrılmışlar evleri. Babam iki evede bakıyordu yıllardır geçmişte durumu beya bir iyiydi ama sonradan bozuldu durumu diğer aileden olan oğlu onu mahvetti her şeyini bitirdi. Eskiden iki evede gelip giderdi daha sonradan 2005 senesinde bir kaza geçirdi beya bir ağırdı durumu o zamn bizi dışladılar telefonlarda bana sen kimsin arama sorma bile dediler sonradan bir akrabam sayesinde babamla telefonda konuştum oda benimle oğluymuş gibi konuşamadı ya onların eline düştüm diye böyle bir şey yaptı orasını bilmiyorum o tarihten sonra babamda benim için benim gözümde bitti. Bizde zaten o kazadan sonra ona karşı tavrımızı koyduk o yuzden gelip gidemiyor bize artık. Bu anlattığım olaylar annem için gerçekten kolay şeyler değil sanırım bu yaptıklarının sebebide bu yaşadığı sıkıntılar en baştada yazdığım gibi sanırım aç kalacam açıkta kalacam başkalarına muhtaç olacam korkuları ile bu şeyleri yapıyor diye düşünüyorum. Ne olur bana yardım edin ne yapabilirim. Bu rahatsızlığının tedavisi nedir. Artık kafayı yiyecem her şeyi düşünmekten bende. Yardımcı olursanız çok sevinirim. Bana bir yol gösterin ne olur. Şimdiden yardımlarınız için çok teşekkür ederim..

reco67 Tarafından Soruldu | 2014.05.09

Merhaba, öncelikle sorunuz dolayısı ile mahremiyet ve gizlilik konularında bir sorun yaşarsanız bize bildirin ve sorunuzu kaldıralım. Psikiyatrik rahatsızlıklar birçok durumda birden fazla olabilmektedir. Ya da geçmişte olan bir psikiyatrik rahatsızlık üzerine bir yada birden fazla başka rahatsızlıklarda eklenebilmektedir. Obsessif – Kompulsif Bozuklukta ki en önemli bulgu saçma ve takıntılı düşüncelerdir ve bunu takip eden kişinin yapmaya zorunlu hissettiği ve engel olamadığı tekrarlayıcı davranışlardır. Sıklığı daha alt sıralarda olsa bile, ”Biriktirme ve Atamama” da obsessif – kompulsif bozukluğun bir şeklidir. Bir gün işe yarar diye veya kendilerine göre bir mantıkla, gereli gereksiz her şeyi biriktirebilirler ve atamazlar. Çöpten yarısı yenmiş yiyecekleri toplayan, 2 tanenin yanında 1 tane bedava diye evin bir tuvaletini ortalama bir evin 3-4 senede tüketeceği kadar temizlik malzemesi biriktirenleri, artık kimsenin kullanamayacağı kadar eski banyo lifi çöpe atıldı diye çöp kutusundan lifini bulup yeniden kullananları görmekteyiz. Şizofrenide de çöp evler söz konusu olabilir ancak orada durum çok daha farklıdır. Obsessif Kompulsif rahatsızlığın tedavisi , rahatsızlığı olanların tedaviye uyumsuzluklarından dolayı zor olabilmektedir. Bir kısmı da tedaviyi reddetmektedir. İkna ve mantık yoluyla da evde yaşamayı zorlayan derecede biriktirdiklerini kendilerinin atmasını sağlamak (tedavi ve iyileşmeleri söz konusu değilse) neredeyse mümkün değildir. Onun için ailelerin evi yaşanır hale getirmek için fazlalıkları boşaltmaları söz konusu olmaktadır. Bu tür rahatsızlıkları olanlar başta tepki verse de duruma alışmaktadırlar. Ancak , yeniden biriktirmeye yada atmamaya devam edeceklerinden ev yeniden dolmaktadır. Bu tür sıkıntılar geç bir yaşta ve hafıza bozuklukları veya bedensel bir takım bulgularla beraber oluştu ise psikiyatrik değerlendirme ve tedavinin yanı sıra nörolojik bir muayene de faydalı olacaktır.

bi sorum olacaktı bu akıl hastanesi veya bildigin psikolog dosyoları ilerde sıkıntı yaratırmı iş falan veya dosyaları kapatabiliyor muyuz ve bu dosyalara başkaları ulaşabilir mi mesela suc işleyip yakalandın polis ulaşabilir mi veya başka birisi sana karşı zaaf olarak kullanabilir mi

scream155 Tarafından Soruldu | 2014.05.25

Merhaba, Hastanelerde yada psikiyatri veya psikoloji bölümlerinde olan dosyalarınızdaki bilgiler gizli tutulmak zorundadır. Bu dosyalara direkt ilgisi olmayan kişilerin ulaşması yasaklanmıştır. Mahkemeler kanalıyla, kurumlar suç durumunda bu dosya ve bilgilere kanunen ulaşma hakları vardır. Ancak bu durumda sizin de bilginizi mahkemeye sunan psikiyatrist veya psikolog tarafından bilgilendirilmeniz gerekir. Kişisel bilgilerinizin size karşı kullanılması bir suçtur. Psikiyatrist yada psikologlar tarafından tutulan dosyalarınızdaki bilgiler eksik, yanlış veya hukuka aykırı olması hâlinde ise silinebilir yada düzeltilebilir. Yok edilmesi , gerekli olduğu sürece söz konusu olmamaktadır. İnternet sitemizin “Psikiyatride Hasta Hakları” bölümünde bu konu ile ilgili geniş bilgiye ulaşabilirsiniz.

İyi günler hocam, Benim 4 yıldır beraber olduğum bir kız arkadaşım var. Kendisinde 4 yıldır gözlemlediğim bir durumu anlatmak istiyorum. Bu durum normal mı? değil mi? bu konu hakkında görüşlerinizi bekliyorum. Kız arkadaşım benimle veya başkasıyla konuşurken , karşısındakine bir şeyler anlatırken çevresinde tanıdık olsun olmasın sesini biraz daha yükseltip, sanki onlarında konuşmayı dinliyormuş gibi çevresindekilerin tepkisini ölçer gibi onlara bakıyor, göz teması kurmaya çalışıyor. Bu durum sadece benle konuşurken değil ben bunu başkalarıyla konuşurken de yaptığını gözlemledim. Konu çok ciddi olsun veya sıradan rutin konuşma olsun bu hareketi genelde yapıyor. Bunu kendisinin yüzüne karşı hiç söylemedim ama artık rahatsız ediyor bu durum. Bu durumu sadece ben değil bir kaç yakın arkadaşımda sorduğumda bana hak verdiler onlarda fark etmiş. Bu psikolojik bir rahatsızlık mıdır? Kişilikle alakalımıdır çözemedim? İnternetde de araştırdım ama herhangi bir cevap bulamadım.

Hasan01 Tarafından Soruldu | 2014.05.26

Merhaba, Bireylerin kişilik özellikleri davranış şekillerini de etkilemektedir. Bir grup bireyde İLGİ MERKEZLİ ( HİSTRİONİK) kişilik özellikleri daha ön plandadır. Bu bireyler nerede olurlarsa olsunlar, ilginin kendi üzerlerinde olmasını isterler ve bu olmadığı zamanda rahatsız olurlar. Bundan dolayı da ilgiyi üzerlerine çekmek için bir takım davranımlarda bulunabilirler. İlginin merkezinde olmadıklarını hissettiklerinde rahatsız olup , ilgi almayı sağlayan davranışlar içine girebilirler.

18 yaşındayım.öncelikle çok korkuyorum.daha önce başıma hiç böyle bir olay gelmedi. 3 gündür başkalarını öldürmekten korkuyorum.3 gün önce böyle arkadaşlarla cinlerden falan bahsettik.o akşam salondan kulaklığımı alırken durup dururken melek gibi babamı o kulaklıkla boğma düşüncesi geldi.akşam oldu gece3 gibi ağlamaya başladım böyle düşündüğüm için.dua ettim ve namaza başlamaya karar verdim dün gece tekrar kötü oldum aileme söyleyemedim. ciddi değildir diye.onları çok seviyorum çünkü.kokrkmasınlar diye söyleyemedim lütfen mail ile cevap yazın çok kötüyüm.böyle bütün vücudum titremeye başlıyor lütfencevap yazın ciddi isedoktora gitcem.çünkü çok yaşamak istyorum.annem panikatak hastası ama onunki farklı benmki nedir lütfen ilgilenin.çünkü sanki içimde başka biri var gibi kötübiri sanki lütfen cevp yazın!

gulsahkaradeniz Tarafından Soruldu | 2014.05.28

Merhaba, İnsanın aklına takılan düşüncelere takıntılar diyoruz, bu düşünceler saçmalık düzeyine gelirse saplantı adını almaktadır. Obsessif- Kompulsif Bozuklukta, insanın aklına gelen ve saçma ama düşünmesini engelleyemediği düşünceler (saplantı) ve bununla ilişkili davranışlar (zorlantılar) oluşmaktadır. Saplantılı düşünceler aniden oluşur ve kişinin yapısına tersdir. Yani temiz bir insanda kirlilik takıntıları oluşabilir. Çünkü kirlilik temiz bir insanı daha çok rahatsız eder. Takıntılar , Saplantılar , Obsessif Kompulsif Bozuklukla ilgili yazılarımı ve kendi kendine sorunu çözme önerilerimi internet sitemin “Makaleler” bölümündeki “Psikiyatri” makaleleri içinde bulabilirsiniz.

Merhaba. Ben 23 yaşında bir öğretmen adayıyım ve zorlu bir KPSS maratonunda olduğumdan çok stresliyim. Önceleri bende meydana gelen bazı tuhaf davranışların bu stres yüzünden ortaya çıktığını sanıyordum. Fakat geçmişe döndüğümde benzer davranışları gösterdiğimi fark ettim. Birçok insanda benzer şikayetler olduğundan çok ciddiye almayı düşünmüyordum. Son günlerde özellikle evde tuhaf davranmaya başlayınca kendimden şüphelendim. Aşırı derecede iç sıkıntısı ve boşluk duygusu hissetmeye başladım. Bazen nöbetler halinde sıkıntı geliyor, boğuluyorum; bazen de aniden neşelenip saçma sapan hareketler yapıyorum. Bu duygu değişimleri çok ani oluyor. Çoğu zaman insanlarla konuşurken düşüncelerimi toparlayıp düzgün cümleler kurmak yerine laf salatası yaptığımı fark ediyorum.Bazen kendimi hayvanlarla konuşurken buluyorum, kuşlarla, sineklerle kendimce iletişim kuruyorum. Zaman zaman nedensiz yere kendime zarar veriyorum. Kollarımı sivri bir cisimle çiziyor, eziyor ya da lastikle acıtıyorum. Bunların dışında kendimi çoğu zaman çok yalnız hisediyorum ve insanlar tarafından sevilmeyen biri olarak görüyorum. Elimden geldiği kadar arkadaş canlısı ve neşeli olmaya çalışıyorum fakat hiçbir zaman karşımdaki insanlara kendimi sevdirmeyi başaramadığımı düşünüyorum. Bu zamana kadar flört ettiğim erkekler de sevgilerini hak etmediğimi ya da bir adım ileri atamayacak kadar soğuk ve ilgisiz olduğum gibi şeyler söyleyerek beni terk ettiler. Karşımdaki kişinin benden mükemmel olmamı beklediğini düşünüyorum ve öyle olamayacağım için yine terk edilirim korkusuyla kimseye yanaşamıyorum. Kafamdan bu duygusallık, evlilik, ilişkiler konusunu çıkarıp ömrümün sonuna kadar yalnız yaşamayı bile planladım fakat içinde bulunduğum bu yalnızlık ve sevilmeme duygusu beni daha çok rahatsız ediyor. Bir de insanların ufak bir davranışından yola çıkarak kafamda onunla ilgili birsürü şey kurup yaşıyormuşum. Sonra da sanki gerçekten o olaylar yaşanmış gibi hissedip o kişiye ona göre tavır alıyorum. Hatta bazen abartıp aklımda yaşadıklarımı başkalarına anlatıyorum. Tabii ki bunları farkında olmadan yapıyorum. Mesela bir hocamın aslında öyle olmadığı halde bana karşı olumsuz duygular hissettiğini ve söylediği iğneleyici lafların ucunun bana dokunduğunu düşünüyorum.Kafamda onunla ilgili onlarca tartışma senaryosu oluşuyor. Eve gelip aileme onun o gün bana ters davrandığını anlatıyorum ve artık derslerine girmiyorum. Ya da birinin benimle birkaç cümleyi geçmeyen konuşma ve gülümsemesinden benden hoşlandığnı sanıp bazı arkadaşlarıma gerçekten öyleymiş gibi anlatıyorum. Sonradan o kişinin evli olduğunu ve anlattıklarımın tamamen benim kurmacalarım olduğunu fark ediyorum. Son zamanlarda bu anlattığım davranışların sıklığı arttı ve kendimi kontrol edemeyeceğimden korkmaya başladım. Herhangi bir psikolojik destek almalı mıyım yoksa bunlar stresten kaynaklanan geçici normal durumlar mı? Teşekkür ederim.

ysmnleyla Tarafından Soruldu | 2014.05.29

Merhaba, Bir kişinin yaşadığı şikayetler yada kendinden şikayetleri sadece psikiyatrik bir rahatsızlıktan dolayı değildir. Her insanın ruh hali ve duygulanımı olaylar karşısında faklı şekilde değişir. Yani olaylara verdiğimiz tepkiler kişiden kişiye farklıdır. Bu farklılık kişilik özelliklerinden kaynaklanır. Her kişinin ön planda olan bir kişilik özelliği vardır. Ancak kişilik özelliği bir insanda sadece bir tane değil birkaç farklı kişilik özelliklerinin karışımı olarak da karşımıza çıkar. Her insanın bir yada birden fazla bir kişilik özelliği yada kişilik özelliklerinin karışımı vardır ve bu da her insanda doğaldır. Sorun olan bir kişilik özellik yada özelliklerimizin kendi kendimizle veya ilişkilerimizde sorun oluşturup oluşturmadığıdır. Örneğin insanların ailelerine bağlı olmaları doğal bir durumdur ancak ailemden ayrı kalamam diye iş yada evlilik tekliflerini reddedip her yere ailesi olmadan gidememek Bağımlı kişilik özelliklerinin artık sorun noktasına geldiğinin bir göstergesidir. Yine aynı şekilde her insanın beğenilme ve ilgi çekmeye karşı bir hoşnutluğu vardır. Ancak kendini bencillik derecesinde abartılı beğenme - ön plana çıkarma ve sürekli etrafın ilgi odağının kendi üzerlerinde olmasını isteme Ben Merkezli (Narsistik) ve İlgi Merkezli (Histrionik) kişilik özelliklerinin sorun düzeyine ilerlemesinden kaynaklanır. Kişilik özellikleri bireyin yaşamında sorun ve ilişkilerini bozucu ise o zaman kişilik bozuklukları düzeyine ulaşmıştır. Kişilikle ilgili problemler, kişilik özelliği ile kişilik bozukluğu arasındaki bir derecede de gidip gelebilir. Bu gelgitleri çevre, ilişkiler ve yaşam olaylarından kaynaklanan stres de artırabilir. Duygusal Karmaşık (Borderline- Sınır Kişilik) özellikleri , kişide duygusal dalgalanmaların daha yoğun olduğu bir kişilik özelliğidir. Bu kişilik özelliğinin derecesine bağlı olarak, kişinin duyguları çok sıcak dan çok soğuğa aniden değişebilir. Duyguların belli bir aralıkta az dalgalanan olmaması , bu özelliğe sahip kişilerin yaşamlarında süreklilik gerektiren iş yada ilişkilerde daha az başarılı olmalarına da sebep olabilir. Bu kişilik özelliğine sahip olanlarda sebebi açıklanamayan bir sıkılma ve boşluk duygusu oluşur ve yakınlaştıkları ilişkilerinde kendilerinin terkedileceği korkusu ile yaşarlar. Bazen bundan dolayı , sevmelerine rağmen bu terkedilme korkusu içinde “ o beni nasılsa bırakacak, ben önce onu bırakayım böylece çok acı yaşamam” mantığı ile de hareket edebilirler. Bazen sıkıntıların ve stresin etkisi altında ruhsal sınırları zorlanıp , geçici mantıklı olmayan deneyimler yaşayabilirler. Boşluk duygusu ve terkedilme kendilerine zarar verme teşebbüslerine neden olabilmektedir. Bu kişilik özelliğine sahip olanların % 50 si yıllar içinde olgunlaşarak bu sorunlu özelliklerini kendi kendilerine çözmektedirler. Kişilik bozukluğu yada yakın düzeyde sorunları olanlar için yaklaşım olarak ben temelde terapi ve gerekirse destekleyici olarak ilaç önermekteyim.

Hocam merhaba, 6 ay once evlenmıs bı bayanım.esımle 6 yıllık bır ılıskımız oldu ardından evlendık.fakat evlendıgımızden berı esımde degısmeler oldu.sureklı onunla tanısmadan oncekı hayatımla ılgılı sorular sorup arastırıp gecmısı desmeye basladı.ardından sıddet basladı.sozlu ve fızıksel olarak sıddete maruz kalıyorum.benımde psıkolojım cok bozuldu.mutlu bır gunumuz yok artık,her an saldırı halınde ve bende artık sesımı yukseltmeye basladım.bu durumun tedavısı varmıdır? var ıse nasıl mumkundur?

nazo Tarafından Soruldu | 2014.05.30

Merhaba, Türkiye’de erkeklerin çoğu, eşlerinin geçmişte çıktıkları kişileri ve geçmişlerini sorun ediyorlar. Eğer eşlerinin onlardan önce bir ilişki geçmişi varsa, onu yok sayarak baş ediyorlar. Onun için evlilik öncesi ve sırasında, derecesi ne olursa olsun geçmişteki ilişkilerle ilgili konulara girmemek ve bahsetmemek çok önemli. Özellikle kişiliği alıngan ve şüpheci özellikler taşıyorsa , kafalarında küçük bir detay bile onlar için ciddi sorun oluşturabiliyor. Terapiler konusundaki mesleki deneyimim, bazen erkeklerin beraber oldukları kadınla ilgili onları rahatsız eden bir konuyu öğrenip , bunu paylaşmayıp kendi içlerinde büyüttükleri zaman, sözel ve fiziksel şiddet eğilimine girmeleridir. Günümüzdeki iletişim araçları ve sosyal medya vasıtasıyla kişiler eşleri ile ilgili geçmiş bilgilere ulaşabilmekte ve bunu kendi içinde büyütebilmektedir. Bu tarz problemlerde, sorun olan konunun paylaşılıp kendi içinde çözülmesi mümkündür. Eğer çözülemiyorsa, evlilik terapisi önermekteyim. Öfke ve şiddet, anormal veya patolojik bir kıskançlıktan kaynaklanıyorsa, tedavi daha çok bireysel olmakta ve psikiyatrik ilaç kullanımını da gerektirmektedir.

Yaklaşık 6 aydan beri, duyguları hissedemiyorum gibi geliyor. Sanki hepsi de sahte gibi, üzülmem gerekenlere üzülemiyor, sevinmem gerekenlere sevinemiyor.Aşırı duygusal olaylarda bile genellikle duygusal tepki bile veremiyorum. Benim sıkıntım nedir? Bir psikiyatriste gitmeli miyim?

quustion Tarafından Soruldu | 2014.06.01

Merhaba, Duygu donukluğunu en sık gördüğümüz durumlardan başta geleni depresyondur. Depresyonda bir grup kişide donukluk ya da hissedememe durumu oluşur. Örneğin mesleği müzisyen olan bir depresyonlu, müzik aletini çalar ancak bir his ve tat almaz. Depresyonun dışında ruhsal travmalar, uzamış yas ve bazı psikiyatrik rahatsızlıklarda da bu durum oluşabilmektedir. Bir anlamda ruhsal savunma sistemimizin bir parçası olarak da duygusal donukluk oluşabilir. Farkında olmadan , baş edemeyeceğimiz acı ve sıkıntılara karşı beyin ruhsal bir anestezi yada donukluk oluşturabilmektedir.

10 Ekim 2011 ile 3 Kasım 2011 tarihleri arasında zorla Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesinde tutuldum ve zorla kötü koşullar altında ilaç kullanmak zorunda bırakıldım. O tarihten sonra akademik başarım düştü ve daha yeni yeni kendime geliyorum. Kullandırdıkları ilaçlar bünyeme çok ağır geldi ve düşünsel ve çözüm bulma yeteneğimi ilaçlara ara verinceye kadar kaybettim. Gördüğüm tedavinin yanlış bir teşhis sonucu olduğuna inanıyor ve hastanede iken olgunlaşma haricinde daha fazla ruhsal çöküntü yaşattıklarını düşünüyorum. Bu konuda ne yapmamı önerirsiniz? Ayrıca gösterdiğim tepkinin insanlara zarar vereceğini nasıl düşünmüş olabilirler ki beni kısıtlama gereği duydular? Madem kendi kendime ihtiyaçlarımı gideremiyorum, nasıl olabiliyor da tek başına yaşayabiliyor ve öğrenim görebiliyorum? Herkes önce kendisinin hekimidir. Tıbbi anlamdaki merakımdan ötürü rahatsızlık olarak adlandırılan İki Uçlu Duygu-Durum Bozukluğunun psikiyatrik bir hastalık değil, bedendeki tiroit hormonu gibi değişkenlerin değişmesi ve beyin zarının geçirgenliği sayesinde beyne daha fazla kan gitmesi sonucu ortaya çıktığını belirtiyorum. Enerji patlaması bu sırada oluşuyor olabilir ancak ben ne kendime ne de bir başkasına zarar verdim. Ayrıca pek çok hekimin kendilerinin yanına giden kişilere "potansiyel hasta" olarak bakmasından ötürü mustaribim, böyle yaparak nice kişiyi daha ruhsal olarak çıkılmaz bir durumun içine sokabiliyorlar. Hekimlerin "hasta" olarak gördükleri kişiler önce insanlar. Bu durumu unutmamaları gerektiği kanaatindeyim. Saygılarımla. İyi çalışmalar dilerim.

BİLİM_AVCISI Tarafından Soruldu | 2014.06.02

Merhaba, Akıl Hastaneleri yada çok sayıda psikiyatrik hastanın yattığı Ruh ve Sinir Hastanelerinden ziyade toplum içinde tedavi 1970 li yıllardan itibaren tercih edilmektedir. Hastaların psikiyatri hastanesinden çok toplum içinde görev yapan psikiyatri ekibi tarafından hem takip hem de tedavi edilmesi, hastaneye yatış gereksinimini de ciddi oranda düşürmektedir. Gelişmiş ülkelerdeki psikiyatri bu temeller üzerinden kurulmuştur. Son yıllarda açılmaya başlanan "Toplum Ruh Sağlığı Merkezleri" de bu "Toplum Psikiyatrisi" dediğimiz yaklaşımın gecikmiş uygulamalarıdır. Ruh ve Sinir Hastaneleri , kişinin toplumda sorunlu kişi olarak damgalanmasına da yol açabilmektedir. Ayrıca hastalar bir bireyden ziyade hasta olarak muamele görürlerse , bu da onların iç dünyalarında kötü etkiler bırakmaktadır. Özellikle geçmişte psikiyatri hastanelerinde yaşanan hastalara karşı onur kırıcı ve bireyselliğini yok sayıcı yaklaşımlar, halende tamamen ortadan kalkmış olduğu söylenemez. Tıp dalları içinde en çok suiistimalin olduğu dal yurtdışında psikiyatri ve psikoloji olarak görülmektedir. Ayrıca akıl rahatsızlığı nedeniyle istem dışı yatan hastalar bir birey olarak değil de sadece teşhisleriyle değerlendirilen bir hasta olabilmekte ve hakları tam olarak verilmemektedir. Hastalar, zaman ve sabır kısıtlılığı ya da maddi çıkar nedeniyle çok da gerekli olmayan zahmetli ve pahalı tedavilere yönlendirilebilmektedirler. Hastanelere mahkemeler tarafından yollanan hastalar sağlık kurullarında onlarla ilgili verilen kararların açıklaması, sonuçları ve itiraz hakları konusunda bilgilendirilmemektedir. Kendileri başvurmadıkça, haklarını koruyamayan akıl hastalarının haklarını koruyacak bir sistemde yoktur. Bundan dolayı ruh sağlığı alanında hasta haklarını koruyacak “hasta temsilcisi” sistemine de gereksinim vardır. Tabi ki toplumda tedavi edilmesi başarısız kalan hastalar için her zaman yataklı psikiyatri servislerine ihtiyaç vardır ve var olacaktır. Bazı durumlarda da hastaların istemi dışında olsa bile tedavi gerektiği için hastanelere yatış söz konusu olacaktır. Bu konudaki kararı da hem etik hem de bilimsel davranan ve aynı hastaneden olmayan sadece bir değil birden fazla doktor verebilir. Gelişmiş ülkelerdeki yaklaşım budur. Önemli olan gerek hastanede gerekse hastane dışındaki tedavilerde hastanın birey olarak onurunun korunduğu ve tedavinin hem maddi hem de etik olarak hastanın aleyhine olmadığı bir yaklaşımın olmasıdır.

merhaba sayın hocam. ben on yıldır bipolar hastasıyım. 28 yasındayım.4 kez hastanede yatmak zorunda kaldım.hatta sonuncusunda ıkı ay yatırdılar ve 9 seans ekt tedavısı aldım ilaçlara ek olarak. hocam ben bipoların özellıklerının yanında sanrılar ve halüsilasyonlarda görüyorum. sürekli ölüm düşüncesı gecıyor tedavılere ragmen aklımdan. benim size sorum ben son ıkı yıldır calısamıyorum ataklarımın sıklıgından dolayı. eger heyete gırersem özur oranım kaç cıkar ve devletten maas alabılmem ıcın neler yapmam gerekıyor cunku herhangı bır gecım kaynagım yok. cevabınız ıcın sımdıden tesekkur ederim

snur Tarafından Soruldu | 2014.06.04

Merhaba, Özürlülük oranınızın değerlendirmesi klinik olarak sizi izleyen psikiyatrist doktorlar tarafından hastalığınızın seyri, ayaktan ve yatarak tedavideki değerlendirmeler ve dosyanız incelenerek yapılır. Özürlülük oranındaki en önemli nokta hastalığın bireyin sosyal ve iş yaşamını ne kadar bozduğudur. Hastanelerin sağlık kurulları sadece sağlık raporu ve özürlülük oranını belirlerler . Tek başına hastanenin verdiği sağlık kurulu raporu maaşa bağlanmanız için yeterli değildir. Sağlık kurulu raporunu değerlendiren ve onla ilgili nihai kararı veren Sosyal Güvenlik Kurumudur(SGK).

Merhaba. Benim oğlum 6 aylık. Çok güzel iş teklifi aldım ve çalışıyorum. Ama çok endişeliyim acaba bebeğim beni unutur mu? ve ya sevgisi azalır mı?

Melahet Tarafından Soruldu | 2014.06.05

Merhaba, Bebek ve çocuklarla geçirilen zamandan çok , o geçirilen zamanın kalitesi önemlidir.Bebekler 6 ay ile 30 ay arasında bağlanacakları anne yada kişileri belirlerler ve anneyi unutma gibi bir şey söz konusu değildir. Ancak anne bebeği unutur ve kendi yaşamına önem verirse o zaman çocuk bağlanmak için bakıcısına yönelebilir. Eğer bakıcı duygusal olarak yakınsa, bu bağlanma gerçekleşebilir. Aksi takdirde çocuk güvensiz bir bağlanma şekli geliştirebilecektir. Çalışma saatleri dışındaki zaman, duygusal yoğun olarak çocukla geçirildiğinde ve çocuk ve etrafa temel bakıcının anne olduğu hissettirildiği zaman , çocuk ve anne arasında bir duygusal bağlılık sorunu oluşmaz. Burada önemli nokta çocuk kadar annenin de çocuktan uzaklaşmamasıdır . 10.03.2014 tarihli danışanımıza verdiğimiz yanıtta da benzer bir sorun işlenmiştir.

mrb 35 yaşında bir öğretmenim..sayfanızdaki kişilikle ilgili anketi yaptım depresif,çekingen,alıngan özellikler çok yüksek çıktı.bunların bende olduğunu da biliyorum .sorunlarım;iletişim kuramamam ,her yerde ben ne konuşacam nasıl iletişim kuracam düşüncesinin olması,insanlar bu kadar konuşacak şeyi nerden buluyorlar düşüncesi aklımdan çıkmıyor.bende de iletişim konusunda hiç üretkenlik yok ,ancak birisi laf verecek de bende cevaplıcam ya da bişey söylicem...bulunduğum her ortamda varlığım yokluğum belli değil,çok zayıf bir kişiliğimin olması hatta kişilik sahibimiyim bilmiyorum çünkü herhangi bir durumda nasıl tepki vereceğimi bilemiyorum hep başkaları nasıl davranıyor onlar gözönüne geliyor ve beni yönlendiriyor.insanlarla iletişim kuramayınca yalnız kalıyorum ve önce kendimden sonra hereksten nefret ediyorum...bu yaşıma kadar böyle geçti bundan sonraki yaşantımında böyle geçeceğini düşünmek delirtiyor beni..inançlı biri olmasam çok kez intihar ederim...hiç zevk alamıyorum hayattan..zihnim hep sorunlarla meşgul .iç konuşmalarım bitmiyor hiç.ve hepsi de olumsuz oluyor..delirmekten de korkuyorum..sabah olmasın istemiyorum..eşimle annemle bile doğru düzgün muhabbet edemiyorum..çok alınganım herşeyden kendime kötü paylar çıkarıyorum..çevremde kimse yok,gezebileceğim muhabbet edebileceğim kimse yok..bütün bunlardan dolayı çok huzursuz mutsuz düşünceli bir haldeyim..karşımda konuşan insanları dinleyemiyorum bile ,göz teması kuramıyorum zaten,bir de dikkatimi veremiyorum..kendime karşı hiç güvenim yok,dünyanın en sevimsiz en gıcık en negatif insanıyım .kendimi bir hanzo gibi görüyorum .bu dünyaya ait olmadığı düşünüyorum..çünkü söylediğim yaptığım birçok şey insanlar tarafından yanlış değerlendiriliyor.ilaç tedavisi gördüm,1 kez grupla bir kezde bireysel psikoterapi aldım ama 5-6 hafta devam ettim ikisinede..düzelmeyeceğim duygusu ağır bastığı için yarım bıraktım.ne yapayım ben nolacak benim halim...

adamım Tarafından Soruldu | 2014.06.16

Merhaba, Psikiyatrik rahatsızlıklar bireylerin yaşamını ciddi derecede bozabilmektedir. Özellikle uzun süreli psikiyatrik rahatsızlıklar, bireyin kişilik gelişimini ve kendine bakışını da olumsuz yönde etkilemektedir. Psikiyatrik rahatsızlıklardan kaygı bozuklukları (örneğin sosyal fobi veya sosyal anksiyete bozukluğu) bireyin kendini rahatça ifade etmesi ve yaşamasına engel olmaktadır. Böyle olunca bireyler özgüvenlerini kaybetmekte, kendilerini eleştirmekte ve eleştirmeleri arttıkça da daha da karanlığa gömülmektedirler. Yani kendi içlerinde tek başına hücre hapsi yaşar bir duyguya gelmektedirler. Halbuki bu kaygı sorunları çözüldüğü zaman daha güvenli ve farklı bir yapıya dönüşmektedirler. Bu aslında olmaları gereken doğal yapıdır. Kaygı (anksiyete) bozukluklarına, karakter özellikleri ve ilaveten oluşan başka psikiyatrik rahatsızlıklar ve olumsuz koşullar eklenince , sorunlar daha da büyüyebilmektedir. Kaygı bozuklukları profesyonel bir terapi ve ilaç yardımıyla önemli ölçüde ve bazı durumlarda tamamen çözülebilen rahatsızlıklardır. %10-20 vakada tedaviye direnç söz konusudur. Dirençli vakalar tedavide daha tecrübe ve özen gerektiren durumlar olup, bunlarda da kısmi düzelme iyi bir tedavi ile mümkündür. Kişinin tedaviye teşviki iyi bir doktor –hasta ilişkisi ile mümkündür.

Merhabalar hocam ben 19 yaşındayım arkadaş cevremin yüzünden içtiği sigaraya bi madde koyup bana şaka yaptılar. Ben bu olayı atlatamadim. O uyuşturucu maddesinin sürekli kafasını yasiyordum insanlar yavaşlıyor yavaş hareket edip konuşuyor sanıyordum. Insan lara bakamiyordum sonra bu duygu yavaşlatıyor nefes alamama carpintim boğulma var diye hastaneye gittim bir şey çıkmadı en sonunda özel bi psikiyatri ye gittim panik bozukluk dedi. Çıplak kullandım 1 sene. Sonra artık bişeylere almam gerektiğini yenmem gerektigini düşündüm ve konuşup doktora yavaş yavaş 3 ay için de bıraktım. O yavaşlama olmuyor artık yada ne biliyim korkmuyorum ama bazen carpintim ve nefes alamama oluyor ama kendim yenıyorum. Deprem olunca da o gün korktum urktum ailem geldi aklıma ama atlattim Sizce tekrar ilaca başlamalıyım ilerler mi hani bu yüzden korkuyorum biraz ileri ki zaman da ilerler diye ve sık sık hasta oluyorum insanlar dan böyle bişey buluşacak hissediyorum ellerimi yıkıyorm sonra kendi kendime saçmalama deyip yapmıyorum engelliyorum kendimi acaba yanlış mı doğru mu yapıyorum ne yapmam lazım

melika Tarafından Soruldu | 2014.06.17

Merhaba, Esrar ve özellikle son dönemde maalesef kullanılan sentetik uyuşturucu olan Bonzai ve Jamaika ve değişik çeşitli isimlerdeki uyuşturucular, çarpıntı , sinirlilik, huzursuzluk , algı bozuklukları (hallüsinasyonlar) , dikkat konsantrasyon bozulması , bulantı, kusma, terleme, tansiyon düzensizliği, aşırı uyku hali , sıcak basması, gözde yanma hissi gibi şikayetleri ortaya çıkartmaktadır. Ayrıca panik bozukluk ( kaygı, ölüm korkusu, çarpıntı, nefes darlığı, uykusuzluk) bulgularına neden olur. Şizofreni benzeri psikotik bulgulara yani var olmayan hayaller,sesler görmeye ve etraftan şüphelenmelere ( Paranoya) ve takıntılara neden olur. Hatta esrar da bile görülmeyen sara (epilepsi) nöbetlerine yol açabilir. Uyuşturucular beyin kimyası üzerinde bilinmeyen bir sürü etki de yaratabilmektedir. Bundan dolayı bu sentetik maddelerin kullanılmasından sonra oluşan psikiyatrik rahatsızlıklara artık daha sık rastlamaya başladık. Bir kere kullanıma bağlı olarak oluşan panik benzeri şikayetlerin çoğu haftalar ve birkaç ay içinde çözülmektedir. Ancak kullanıma devam edenlerde kalıcı ve ilerleyici psikiyatrik hastalıklarda oluşmaktadır. Bu tür ortaya çıkan şikayetlerin nasıl ilerlediği yada çözüldüğünün psikiyatrist doktor tarafından takip edilmesi ve tedavinin buna göre düzenlenmesi gerekmektedir.

Merhaba hocam ben çok aşırı duygusal bir insanım. Bunun zararı olarak insanların yaptiklarina çok takılıyorum(üzülüyorum,küsüyorum). Herkesin her yaptiğindan etkilenip kendime fazla özeleştiri yapiyorum ve bu beni kısıtlıyo bazen içinden çikilmaz bir hal alıyor. Fazla alıngan olarak tanınıyorum bu yüzden yanlış anlaşılıyorum(kırılmasam bile kırılmısım gibi bende anormallik varmış gibi davranılıyo) ve karsimdakinin bu tabusunu yıkamıyorum buda karamsarlık yapıyor bende. Mutsuz ve sürekli insanların yanlışlarına üzülerekddüşünerek yaşıyorum. Bu bir rahatsizlik midir nasıl yenebilirim.

gncdmr Tarafından Soruldu | 2014.06.17

Merhaba, Kişilik özelliklerimiz etrafa verdiğimiz tepkilerin nasıl olduğunu belirlemektedir. Kişiliğimiz sadece bir kişilik özelliğini içermez , birden fazla kişilik özelliğinin etkisi altında tepkiler verebiliriz. Ancak genelde bir kişilik özelliğimiz daha ön plandadır. Kişilik özellikleri ve bunların oluşturduğu etkilerin ne olduğunu öğrenmek için uzman psikiyatri bilgisayar programlarımızdan "AKÖS" (Akıllı Kişilik Özellikleri Sistemi) ni yapmak, bireye kendi kişiliği ile ilgili bir farkındalık sağlamaktadır. Eğer kişilik özelliklerimiz ilişkileri bozacak yada iç dünyasında kişiyi zor duruma düşürmekte ise, bu bir hastalık olmasa bile bir problemdir ve çözülmesi gerekir. Eğer kişilik özelliklerimiz yaşantımızı önemli ölçüde bozuyorsa bu durumda kişilik bozukluğu söz konusu olmaktadır. Bazen de fark edilmeyen uzun süreli (yıllarca devam eden) bir psikiyatrik rahatsızlığı olanlarda , rahatsızlığın kişide yarattığı davranış ve tutum değişiklikleri sanki onun kişiliği gibi algılanabilmektedir.

Hocam varsayıyorum. 17 yaşında bir biri var. Bu kişi cinsellikle alakalı karşı cinsi aşalağıyıcı, hükmetmekle alakalı fantazileri var. Bu arkadaş bu arzularından nefret ediyor ama bazen dayanamıyor. Bu silsilenin sonunda kişide ne tür rahatsızlıklar gözükebilir? Duygu kaybı bunlara dahil mi?

quustion Tarafından Soruldu | 2014.06.19

Merhaba, İnsanların davranış ve tutumları , iç dünyasının bir yansımasıdır. Kişilerin iç dünyalarında çocukluktan itibaren gelişen sevgi ve duygunun yanı sıra öfke, kızgınlık ve çok farklı duygu kümeleri olabilir. Çok genç bireyler de henüz deneyim ve olgunlaşma eksiklikleri dolayısı ile karşı cinsle olan ilişkilerinde dengeli davranmayabilir, bir grupta bu zamanla aşılabilirken bir grupta artık kişiliğin yerleşik bir parçası halini alabilir. Hatta saldırgan ve baskın fantezilerini ilişkilerinde özellikle özel ilişkilerinde yansıtabilir. Bunlardan haz alıyorsa , gittikçe davranışını arttırabilir ve onun yaşamında ve ilişkilerinde , problem haline gelmeye başlar. Daha da ilerlerse ve duygusuz bir öfke yansıtmasına giderse psikiyatrik bir durum oluşmaktadır.

Merhabalar. Hocam Ben 29 yaşında 3 yıllık evli bir bayanım. (1,5 yaşında kızımız var)1 aylık evliyken eşimin porno sitelerine girmiş olduğunu öğrendim çok tepki gösterdim kavga ettik bana yaptığı açıklama şöyle oldu önceden olan alışkanlıklarım var kurtulmaya çalışıyorum... Aylar geçti yine yakaladım, yine yine derken en az 8-10 defa olmuştur, en son yeni yakaladım ne arıyosun niye yapıyosun dediğimde ise bilmiyorum diyor, yapmak istemiyorum ama oluyor diyor ben dedim rahatsızsan tedavi gör diye öyle birşeyin tedavisi varmıdır hocam ne yapmalıyız lütfen yardımcı olurmusuz düzelmezsen boşanacağım diyorum ona çünkü ben çok yıprandım artık dayanamıyorum benim de psikolojimi bozdu olanlar. Lütfen yardımcı olun bize.....

Fatkut Tarafından Soruldu | 2014.06.19

Merhaba, Porno izleme davranışı ve alışkanlığı kişide bir takıntı halini alabilmektedir. Kişiler izledikleri porno görüntüler ve bunların belli içerikte olanlarından haz aldıkları için de, bu davranışı bırakamama eğiliminde olmaktadırlar. Burada en sıkıntılı nokta , kişinin cinsel olarak pornografi yada pornografik bazı görüntülerden yoğun haz alması ve aynı hazzı başka şekilde yakalayamamasıdır. Bazı kişilerde de aşırı cinselliğe düşkünlük içeriğinde porno izleme de söz konusu olmaktadır. Aşırı Cinsellik Bozukluğu denilen bu grupta , fazla cinsel istek, porno izleme, kendi kendine fantezilerle tatmin , internet üzerinden yada telefonda cinsellik yaşama eğilimi de söz konusu olmaktadır. Bir anlamda psikiyatride bağımlılk tedavisi gibi çözüme yaklaşılmaktadır. Bu kişiler kabul edilmeyen yöntemlerle cinselliği yaşayarak bir rahatlama duygusu da sağlamaktadırlar.

mrb hocam öncelikle ilginiz için teşekkür ederim..sorularımıza hemen cevap veriyorsunuz.ben 16 .06.2014 de bir soru yazmıştım yine bununla ilgili olarak bir şey danışmak istiyorum..gerek tek başımayken gerekse insanlarla beraberken sanki zihnimde hiçbirşey yok,bomboş gibi geliyor..herkes bişeyler konuşup bişeylerle meşgul olurken ben her zaman donuk bir vaziyetteyim..bu durum kişiliğimle ilgili değişmez bir şey mi yoksa psikolojik sorunlarımdan bir tanesimi...teşekkürler..

adamım Tarafından Soruldu | 2014.06.20

Merhaba, Zihinde boşluk duygusu bir çok değişik psikiyatrik rahatsızlık nedeniyle meydana gelebilir. Örneğin depressif durumlarda kişi boş ve artık kafası çalışmıyor tarzında hissedebilir. Bu boşluk duygusu kişilikten çok , duygu durum dalgalanmalarına bağlı olarak meydana gelebilmektedir. Kaygı da bireyi duygusal " donma" tepkisine götürebilir. Bu yolda üzerine gelen otomobilin korkusu ile hareketsiz kalan kedinin durumu gibidir. Farkında olmadan iç dünyamızdaki bilinçaltı yaşananlar, fark edildiğinde çok acı verecek durumlardan kaçınmak için duygularda bir donma yada anestezi de oluşturabilmektedir.

17 yaşındayım lise öğrencisiyim ve özgüven eksikliği yaşıyorum. hiç bir sekilde kendime karşı öz saygım yok, kendimi ezilmiş ve değersiz hissediyorum bunun bazen aileden kaynaklandıgını düşünüyorum çünkü annem küçükken sürekli sen onu yapamazsın, bırak ben yapayım gibisinden bana hiç güvenmezdi sanırım bu yüzden de özgüven eksikliğim olmuş olablir. okulda kızlar muhabbet ederken kesinlikle ben konuşamıyorum konuşsam bile kekeliyorum onların yanında kendimi ezilmiş, değeersiz hissediyorum ne yapacağım bilmiyorum lütfen yardım edin

betusbrc Tarafından Soruldu | 2014.06.23

Merhaba, Özgüven ve bunla bağlantılı sorunlar bireylerin yetişme dönemindeki ailelerin olumsuz tutumu nedeniyle oluşabilmektedir. Aslında her insana yetersizlik duygularını içeren mesajlar verirseniz , zaman içinde öz güvenini yitirebilir. Yani başarısızlık ve yetersizlik duygularının verildiği kişilerin özgüveni hırpalanır ve özgüven zarar gördükçe birey kendine güvenini daha da kaybederek bir kısır döngüye girebilir. Ancak tersi de söz konusu olmaktadır. Yani kişi kendi güvenini arttıran bir ortama yada ilişkiye girdiğinde özgüveni yeniden oluşmaya ve güçlenmeye başlamaktadır. Bundan dolayı bireyler takım sporunun yapıldığı sporlara veya ilgilerinin olduğu uğraşı alanlarına yönelir ve orada özgüvenlerini toparlayıcı bir sistemin içine girerlerse , yeniden özgüvenlerini toplarlar. Özellikle gençler ilerleyen yıllar içinde kendilerini iyi hissettiren arkadaş ve sosyal çevre içinde özgüvenlerini toparlayacak fırsatlara sahip olmaktadırlar.

1-Genel (yaygın) sosyal fobi: Yani özetle sosyal fobinin bu tipinde kişi her yer ve her durumda sosyal fobiktir. Genel sosyal fobisi olan kişi genellikle; -diğer insanların kendisine baktıklarını ve yaptığı işi fark ettiklerini sanır. -yabancı insanlarla tanıştırılmaktan hoşlanmaz ve bundan rahatsızlık duyar -dışarıya, alışverişe, markete gitmekten çekinir. -kalabalıkta, bir toplum içinde yiyip, içmekten çekinir. -denize giremezler çünkü herkesin önünde elbisesiz olmaktan utanırlar. -özgüvenleri düşüktür ve çok iddialı olamazlar. Özellikle toplantılar ve davetler, kalabalık yerler, genel sosyal fobisi olanlar için çok zor yerlerdir. Kolay kolay kapıdan içeri giremezler. Bütün gözler onun üstünde sanır ve insanlara yaklaşamazlar.

horyes Tarafından Soruldu | 2014.06.24

Sosyal Fobi toplumda düşünüldüğünden çok daha fazladır. Değişik derecelerde yaklaşık 100 kişiden 5 i Sosyal Fobiden dolayı sıkıntı yaşamaktadır.Bu oran toplumda iyi bilinen panik bozukluk sıklığında hatta daha fazladır. Bazı kişilerde sosyal fobi daha az şiddette olup, günlük yaşamlarını bozmamakta , bazılarında ise evden dışarı çıkamayacak kadar insanlardan çekinen hale gelebilmektedirler. Sosyal fobi, kişilerin yaşamdaki başarılarını önemli ölçüde bozan bir durumdur. Sosyal Fobikler okuldan itibaren bildiğini bile söyleyemeyen, işte işini yapan ama kendini gösteremeyen bir yapıda olunca, hak ettikleri değeri de başkalarına kaptırmaktadırlar. Sosyal fobi terapi ile ve gerektiğinde ilaçların yardımı ile kısmen yada tamamen tedavi olabilen bir psikiyatrik rahatsızlıktır.

ben 20 yaşındayım , küçükken daha 6 yaşlarında aile içinde çok sıkıntılar yaşadım . annem ile babam çok kavga ederdi . babam çok içer eve gelir annemle tartışırdı herşeyi altüst ederdi, engel olamazdık , gider bi odaya saklanırdık.. ben olaylardan çok etkilenirdim gece yatağımda ağlardım sessizce, içmediği zamanlarda bile yine çok kavga olurdu ben oturur ağlardım onlar her kavga ettiklerinde bağırdıklarında.. çoğu kez rüyalarımda ağlardım annem gelir uyandırırdı ağlayarak uyanırdım..bu olaylar 6 yaşımdan 11- 12 yaşıma kadar devam etti .. ben aslen giresunluyum bu olaylarda giresunda bi köyümüzde yaşanmıştı.. şimdi bursa da yaşıyoruz 17 yaşındayken taşındık buraya.. ben de aşırı sinirlilik stres hemen ağlama gibi durumlar var ayrıca hiç kilo alamıyorum. çoğu kez doktora gittim metabolizma, diyetisyen ,gastro.. gibi hiç biri sonuç vermedi .19.06.2014 tarihinde sağlık ocağına giittim doktoruma anlattım çok sinirli olduğumu, büyük abdestime çok sıklıkla çıktığımı, bana ilaç yazdı : LASTROL + TRANKO BUSKAS. MİDEM İÇİNDE PURİDAT FORT adlı ilaçlar yazdı. lastrolu kullandım yan etkileri olduğunu farkettim ilk zamanlarda olurmuş .. ama mutluluk hissi ve umursamama gibi şeylerde oldu bu benim hoşuma gitti kendimi rahat hissettim.. 3 gün sonra pazar günü erkek arkadaşımla buluştum. bi yerlerde oturduk sonra dönüşte bi konu açıldı kıskançlık denilebilir, aşırı şekilde bağırdı ben ona bağırdım ,bilmiyorum onun bana o şekilde bağırmasından olabilir belkide bi anda çok sinirlendim ağladım kendimi arabadan atmaya kalktım tuttu kolumdan, nasıl yaptığımın farkında değildim bi anda kendimi kaybettim .. bunu yapmamın geçmişte yaşadıklarımdan dolayı bir etkisi olabilr mi ?? aile içinde yaşananlardan etkilenip bu tür davranışları bu yuzden mi sergiliyorum ??? cevabınız için şimdiden teşekkürler

çiğdemkılıç Tarafından Soruldu | 2014.06.25

Merhaba, Güvenli ,mutlu ve insanlarla barışık olmamız çocukluktan itibaren aile içindeki davranım ve tutumlarla belirleniyor. Sinirli, insan ilişkileri problemli, şiddet eğilimli bireylerin çoğu sorunlu ve duygusal olarak parçalanmış ailelerden geliyor. Yurtdışında da problemli ve karmakarışık yapıdaki ailelerin bireylerinde daha çok suça eğilim ve bir çok psikiyatrik sorun görülüyor. Özetle mutlu ve sevgi dolu ailelerde büyüyenler daha sevecen ve insan sevgisi fazla yetişirken , sevginin yerine şiddet ve saldırganlığın olduğu ailelerde yetişen bireyler , gerek kendilerine gerekse etrafa karşı daha kızgın ve saldırgan olabiliyorlar. Çünkü verdikleri tepkiler sadece o gün yaşadıkları olayla ilgili olmayıp, çok gerideki yaşanan benzer olaylara karşı da bir tepki olabiliyor. Ayrıca duygusal olarak parçalanmış ailelerde yetişip, çocukluk da travma düzeyinde olaylarla karşı karşıya gelen çocuklar birey olarak büyüyünce, Dissosiyatif bozukluk diyeceğimiz bir şuursuz hareketler yapabilmektedirler. Yani bugünün sıkıntıları her zaman geçmişle sıkı sıkıya bağlıdır.

merhaba ,35 yaşındayım ve 5 yıllık evliyim.erken boşalma problemim var..bu sorunu sadece ilaç kullanarak tedavi etmek mümkünmü.2-çekingen-utangaç ,depresif,sosyal fobisi olan birisiyim..bu sorunlarım için ilaç ve terapi tedavileri gördüm ama sonuç alamadık..hipnoz la tedavi konusunda düşünceleriniz nedir,önerirmisiniz...

adamım Tarafından Soruldu | 2014.06.27

Merhaba, Erken boşalma (Prematur Ejakulasyon) erkeklerde en sık görülen cinsel problemlerden birisidir. Cinsel Terapi ve ilaçlarla tedavisi zor olmayan bir rahatsızlıktır. Eşinde terapiye katılması süreci daha da kolaylaştırıcıdır. Psikiyatrik sorunlar cinselliği etkilemektedir ve erken boşalmaya da neden olabilir. Onun için , psikiyatrik problemlerin tedavisi cinsel sorunların düzeltilmesi için ana noktadır. Özellikle kaygı ve depressif bozukluklar cinsel işlev bozukluklarına da yol açmaktadır. Bu rahatsızlıklarla ilgili yapılan tedavilerin sonuç getirmemesi, tedavi olunmayacağı anlamına gelmez. Tedaviye cevap vermiyor yada tedaviye dirençli denmesi için belli kademelerde belli tedavi kombinasyonları ve terapilerin uygulanması gerekir. Tek başına hipnozla psikiyatrik rahatsızlıklar tedavi olmaz. Ancak bir terapi yöntemini bilen kişi bunu (uygunsa) hipnoz yardımı ile uygulayabilir.

Bundan yaklaşık 4 yıl önce ablamların ısrarıyla bir psikiyatra gittim. Özelinde muayene olduğumdan ara muayenelere gidecek ekonomik durumum olmadığı için 1 yıldan sonra ara muayenelere gidemedim. İşin garibi (bence garip) doktorum da merak edip beni aramadı bile. Kontrollere gidemediğim için Yaklaşık 3 yıl boyunca Efexor 75 kullandım. Bu ön bilgiden sonra şimdiki sorunuma geleyim; İLK VAKA: Özel doktorumun ilaçlarını kullandığım bir dönemde Ramazan ayında sahur sonrası uyku tutmadı. Sağa sola dönüp durunca daral geldi ve orucumu bozdum. Babam emekli imam-hafızdır biraz okudu bana. Ama geçmedi ve kendimi sokağa attım. Yşadığım sıkıntı daral maalesef normal insana anlatılır türden değil… Sabah olunca devlet hastanesindeki pskiyatr uzmanına gittim. Ona durumu anlattım. O ara 2 yada 3 gün unuttuğum için Efekor’u içmemiştim. Doktora bunu söyleyince bana “Bu ilaç bir program dahilinde bırakılır. Hemen ilaçlarına geri başla. Bırakacağına karar verdiğimizde program yaparız” dedi. Bu olay sonrası 1.5 yıl kadar daha Efexor kullandım. Tabi bizim özle doktor beni hiç arayıp sormadı. Sonra Alaşehir Devlet Hastanesi’ndeki psikiyatr uzmanı bana bir süre Efexor 37.5 ve ardından Prozac verip ilacı bıraktırdı. Efexor’u bıraktıktan sonra 2-3 ay kadar hiç sorun yaşamamıştım. İKİNCİ VAKA: Bundan yaklaşık 4-5 ay önce gece uyku tutmadı. Bir ara zorlukla dalmışım. Daldığımda üşütmeden dolayı burnumun bir deliği tıkanmış. Onun verdiği sıkıntı ile aniden uyandım. Uğraşmama rağmen burnum açılmadı. Ve en önemli ayrıntı; BEN BU TÜR SIKINTILARA GELEMİYORUM PSİKOLOJİM ÇOK HAFİF. Acayip daral geldi. Çatlayıp ölecek gibiyim adeta. İnanın çatlayabilirim o durumlarda. Babamı uyandırdım. Bana ayet-dua okuyuverdi ama geçmedi. Hemen giyinip sokağa çıktım. Dolaştım biraz rahatladım. Eve döndüm zorlukla uyudum. ÜÇÜNCÜ VAKA: Yattığım oda çocuk odası ve karanlık hem de küçük. İlk vakadan 2 ay kadar sonra bir gece uyumak için yatağıma yattığımda küçük ve karanlık odam bana mezar gibi geldi kendimi balkona attım. SON VAKALAR: Geçtiğimiz hafta sonu öğle saatleri tv’de film izliyordum. Filmde bir sahne uçağın içinde geçiyor. Bir baktım ki uçağın tavan yüksekliği otobüs kadar yani kısa. Camlar da küçük ve cam kenarında herkesin oturma imkanı yok. İçime daral geldi. Ben hayatta uçağa binemem çıldırırım dedim. Film bitti. Odama geçip uyuyayım dedim. Ama koridorda yine daral geldi. Hemen giyinip kendimi sokağa attım. Dün ikindi sonrası evde yalnızdım. Uyumuşum. Hatırlamadığım sıkıntı veren bir rüya sonrası birden kalktım. Baktım akşam oluyor. Rüyanın da etkisiyle bir daraldım kii. Bağırmama ramak kaldı. Abdest alıp dışarı attım kendimi; Güneş henüz batmamışken aydınlıktan faydalanayım dedim. Ve faydalandım. Biraz olsun rahatladım. * Akşam saatleri yaklaştıkça endişem artıyor. Karanlık zamanlarda sıkıntım artacak endişesindeyim, korkuyorum. * Daralmalarım yaşadığım sıkıntılardan hemen sonra geliyor (mesela uyumayı başaramama, burnumun tıkanması gibi) * Durumum daha da karmaşıklaşıyor ve ağırlaşıyor. Geçen hafta üniversite yıllarında dinlediğimiz şarkıları dinledim. Ağladım. O yıllara tekrar dönmek istedim. Bu noktaya kadar normâl. Ama bunun mümkün olmadığını anlayınca da daral geldi. Durumum ağırlaşıyor. Artık gündüz saatlerinde de korkuyorum. Uyumaya korkuyorum mesela. Lütfen bana yardım edin.

kadavraruh Tarafından Soruldu | 2014.06.28

Merhaba, Birçok psikiyatrik rahatsızlık başlamadan önce , bir ön belirti dönemi göstermektedir. Örneğin kaygı bozuklukları (anksiyete bozuklukları) başlamadan önce birçok kişide hafif huzursuzluk, kapalı ortamlarda sıkılma, nefes darlıkları gibi gelip geçici şikayetler oluşmaktadır. Prodromal dönem dediğimiz bu safhada bir çok şikayet yavaş yavaş artarak rahatsızlık düzeyine doğru gidebilmektedir. Bu dönem tedavi açısından çok önemli bir dönemdir. Çünkü iyi bir takip yada yaklaşım ile şikayetlerin rahatsızlık dönemine ilerlemesinin önüne geçilebilir. Terapi bu dönemlerde sıkıntıların çözülmesinde önemli bir yaklaşımdır. Terapiyi bir psikoterapi donanımı olan psikiyatrist doktor yaparsa hem rahatsızlığın teşhis ve tedavisinde de önemli avantajlar söz konusu olacaktır.

iyi günler ben güzel sanatlar fakültelerinin özel yetenek sınavlarına hazırlanıyorum 2yıldır profesyonel resim eğitim alıyroum normalde yetenekliyim çok iyi resim çiziyorum ancak resim çizmeyi bir gün bile ihmal etsem sanki daha önce hiç elime kalem almamış gibi oluyorum hiç birşey çizemiyorum ve eki halime gelmem yaklaşık 5-6 saatimi alıyor bu yüzden sınavlarda çok zorluk çekiyorum artık bu durum iyice canımı sıkmaya başladı daha önce psikiyatride muayene oldum ve kronik stresimin olduğunu söyledi bu durumn stresimle mi alakalı dır? bu sorun karşısında ne yapmalıyım cevaplarsanız sevinirim

rafiellada Tarafından Soruldu | 2014.07.04

Merhaba, Sıkıntılar ve anksiyete (kaygı) işlerimizi istediğimiz gibi yapmamıza engel olabilir. Özellikle kaygı kas gerginliğine yol açabilir. Onun için kaygıları belli bir düzeyin üstünde olanlarda boyun ve baş kaslarının kasılmasına bağlı baş ağrıları, çene kaslarının kasılmasına bağlı çene yada dişleri sıkma veya el kaslarının gerginliğine bağlı elde titremeler olabilmektedir. Çizim yapma ince el kaslarının hareketi olduğundan , bunların gerginlikle etkilenmesine yada kasılmasına bağlı çizim ve yazı yazma etkilenir. Hatta bilinçaltı çatışma ve sıkıntıları olan bazı yazı yazanların hiç yazı yazamayacak derecede ellerinde kasılma olmasına bile neden olmaktadır. Birkaç kere bu durum yaşanınca bireyde yine olacağı korkusu da ilaveten bir kaygı oluşturmaktadır. Bu durumlarda önerim başlangıçta ilaçtan çok gevşeme (relaksasyon) egzersizlerini , çizim yapmadan önce uygulayarak bir kas gevşemesi sağlamaktır. Gevşeme egzersizleri elde şu şekilde uygulanabilir. Gözler kapatılarak ve kendinizi iyi hissettiren bir görüntüye odaklanıp, eller ve parmaklar yumruk yapacak şekilde iyice kasılıp sonra bir tüyün yere düşüş hızında gevşetilir. Bu egzersiz kendinizin ve ellerinizin gevşediğini hissedene kadar örneğin 5 defa sürdürülür. Egzersiz sırasında gevşetici müzikler de dinlenebilir. Bu müziklere örnekleri "PsikiyatristDrArmaganSamanci "isimli facebook sayfamdan ulaşılabilir.

İyi günler.Yaklaşık iki buçuk senedir kafamda şarkılar çalıyor ve genellikle çalan şarkının bir kısmı beynimin içinde sürekli tekrar ediyor.çok rahatsız edici bir durum.bir şey okurken, ders çalışırken, düşünürken zorlanıyorum dikkatimi dağılıyor.ne yapmam gerekir ne önerirsiniz? görüşünüz için şimdiden teşekkürler...

efebah Tarafından Soruldu | 2014.07.05

Merhaba, Aklımızdaki müzik parçaları imajinasyonla ( hayal gücü) oluşturulabilir. Müzisyenlerin beste yaptıkları müzik parçalarını da bu şekilde oluşturması söz konusudur. Ancak imajinasyonla oluşan müzik istendiği zaman gelip istenmediği zaman kaybolan doğadadır. Kişiler müzik parçalarını zihninde hayal ettiğinde beyin kabuğundaki (korteks) işitme merkezini harekete geçirmektedirler. Bu şekilde de müzik parçaları harekete geçmektedir. Yani MP3 çaların düğmesine basmak gibi bir etki yaratmaktadır. Ancak istem dışı bir müzik ritmi oluştuğu zaman, işitme sistemi bozukluklarını yada beyindeki bir istemsiz dalga hareketine neden olan problemleri de düşünmek gerekir. Psikiyatriden önce bir Kulak Burun Boğaz ve Nöroloji muayenesi diğer sebepleri dışlamak için gerekmektedir.

merhaba doktor bey 26 gün önce sevgilimi lösemiden kaybettim. ilişkimiz başlayalı henüz 2 hafta olmuştu ki lösemi tanısı konuldu ve yaklaşık 15 ay süren tedavi ve nakil süresi boyunca hep yanında oldum. ve onu 15 ayın sonunda kaybettim 1 buçuk yıl öncesinde bana major depresyon tanısı konularak sırasıyla önce lustral daha sonra ilaç kilo aldırmasından şikayet ettiğim için prozac kullandım ama prozac etki etmedi ve tekrar lustral kullandım son 5 aydır ilacı bıraktım. o ilaç beni çok gamsız ediyor ve kilo alıyorum. tedavi süresince yaklaşık 18 kilo aldım. sevgilimi kaybettikten sonra yaşadığım hayattan hiç birşey anlamıyorum ruhumda onunla öldü gibi hissediyorum. sizce ilaçla tedaviye başlamalı mıyım yada bu durumla ilgili ne yapmam gerekiyor ?

Elif TOPALOĞLU Tarafından Soruldu | 2014.07.10

Merhaba, Kişiler sevdiklerini kaybettikleri zaman " Yas Reaksiyonu" gösterirler. Doğal olan Yas Tepkisinin bulguları içinde depressif şikayetler de vardır. Çünkü sevdiğinin olmadığını her hissettiğinde , bireyler onun eksikliğini fark eder buda onları ister istemez etkiler. Özellikle kişiler yaslarını yakın buldukları insanlarla paylaşmaz ve içlerine gömerlerse yas uzama ve çözülmeme eğilimine girebilir. Bu duruma da "Uzamış Yas" veya "Komplike Yas" diyoruz. Depressif şikayetler yasla açıklanabilenin daha ötesinde bir derecede ve yaşamı önemli ölçüde bozuyorsa , o zaman depressif şikayetler Major Depresyona (rahatsızlık) ilerlemiştir diye kabul edilir. Hem depresyon hemde bazı ilaçların etkisi ile kilo artışına sık rastlıyoruz. Kilo artışının bir nedeni de mutsuzluğun daha çok karbonhidratlı yiyecekler yememize sebep olması ve bunun da getirdiği kilo alımıdır. Yoğun yaşanan yaslarda yada uzamış yaslarda " Yeniden Yaslandırma Terapisini" tedavide esas olarak görüyor ve öncelikle uyguluyorum.

Merhaba hocam.ben 23 yasindayim.isim geregi adli vakalara maruz kaliyorum.1 ay once aldigim stajda gene baya maruz kaldim boyle vakalara.ama o zaman atlattim.10 gundur genellikle evde tekim ve ders calisiyorum.birden tekrar aklima geldi.ornegin soyle ben escinsel miyim iste cocuklara kotu davranir miyim?abime babama yanlis seyler hisseder miyim?bu sacma sapan dusunceleri kafamdan atamiyorum.bir psikologa gitmeyi denedim.o da bu konuya hic egilmedi cocukluguma inip durdu.sonra gitmedim sinrlenip.para tuzagi oldugu belli.normalde mutaassip yasayan bir insanim.sizce ne yapmaliyim?

guzelbirsabah Tarafından Soruldu | 2014.07.12

Merhaba, Akla gelen saçma düşünceler obsesyon ( takıntı) diye tanımlanır. Obsesyonlar başlangıçta hafif şekilde ortaya çıkar bir kısmı ilerler bir kısmı olduğu gibi kalır yada kaybolabilmektedir. Bu tarz takıntıların erken döneminde " Düşünce Bloku" dediğimiz düşünceyi durdurma yöntemini öneriyorum. " Düşünce Bloku yada Engellemesi " basit olarak şu şekilde yapılabilir, 1- Saçma takıntılar başladığında fiziksel bir uyaranla dikkatinizi dağıtın ( örneğin parmağınızı sıkın) , 2- Sonrasında bulunduğunuz ortam ve yaptığınız işi değiştirin ( örneğin kitap okuyorsanız mutfağa gidin ve yemek yapın ). Düşünceler yine de zorlarsa onlarla boğuşmayın ama ciddiye de almadan işlerinizi sürdürmeye çalışın. Tüm bu temel yaklaşımlara rağmen takıntılar azalmıyor hatta gittikçe artıyorsa ilaç ve daha detaylı bir terapi gerekecektir.

Hocam merhabalar ilk basta Allah razi olsun boyle bi site ve paylasimlarinizin olmasi bizleri adima soyluyorum nasil mutlu ediyor anlatamam. 5yillik iliskimizi evlilikle sonlandirdik ve 2 aylik evliyim. Cok sukur Rabbime cok mutluyum ama soyle bi problemim var. Esimin annesinde bipolar bozukluk var. 4 yil boyunca can ciger kuzu sarmasiydik. Ne zaman evlenecegiz dedik, nisan doneminde bana kan kusturmaya basladi. nedeninide esimde kayinpederimde hastaligina bagliyor. Gunde 11 ilac kullanan bi insanin normal olamayacgini soyluyorlar. Daha cok gencim ve icimde kin nefret ofke hic olmamisti su zamana kadar ama ofkem okadar hircinki annesine..Beni cok uzdu. Esim sonuna kadar arkamda cok sukur. Bencilce olabilir belki ama okadar uzuldum ben ama esim hala annesine karsi tutumunu degistirmedi. Bide gectigimiz hafta mesaj atmis annesine seni cok seviyorum diye. Yanlislikla bunu gordum. Bunu uzulerek utanarak diyorum ama bu beni rAhatsiz etti. Esim o hasta,o deli ,ne yapsa yeri ,yok gibi say ,he he de gec diyor ama yapamiyorum. Onun psikolojisi iyi olsun diye kendi psikolojim kotu oluyor. Yanina gitmiyorum mesela uzak olmak icin ama malumunuz bayram geliyor yine gorecegim cunku esim icin bunu yapacagim :( sizden istedigim su bu hastalikta olan kisiler art niyetli kotu dusunceli zalim mi olur? Benden baska herkesle iyi. Hatta disardan kumanda edilip uzerime bile saliyorlar. Yani bu hastalikta niyetle duygular birbirine giriyor mu?

Naz Tarafından Soruldu | 2014.07.13

Merhaba, Bipolar Bozukluk yada diğer isimleriyle İki Uçlu - Manik Depressif Bozukluk dönem dönem olan , ancak geçtiği zaman kişinin rahatsızlığının olmadığı bir psikiyatrik hastalıktır. Yani iyileşme dönemlerinde kişiler tamamen kendi normallerine dönerler. Bu klasik tanımda böyledir, ancak bazen rahatsızlık tam olarak geçmeyebilmekte ve kalıntı şikayetlerde olabilmektedir. Buda rahatsızlığı yaşayan kişilerin ruh haline , oradan da ilişkilerine yansıyabilmektedir. Ancak böyle durumlarda bipolar rahatsızlığı olan da kendi durumundan şikayetçi olmaktadır yada iyileşince şikayetçi olacaktır. Böyle durumlarda yada rahatsızlığın olduğu durumlarda, hasta olan duygu durumunu kontrol edemediğinden sadece bir kişiye değil çevresindeki herkese aşırı olumluluk yada olumsuzluğu yansıtmaktadır. Bipolar rahatsızlığın olması kişide başka bir psikiyatrik rahatsızlık yada kişilik probleminin olmadığı anlamına gelmemektedir. Hatta çatışmacı kişilik yapılarında olanların rahatsızlık dönemleri, yapı olarak daha uyumlu bireylere göre daha zor geçebilmektedir. Bir kişinin bir psikiyatrik tanısı var diye her hareket yada davranış ve düşüncesini psikiyatrik hastalığına bağlamak (özellikle iyileşme döneminde ise) doğru değildir.

mrb hocam.ben iş ortamında tanıştığım bir kıza zaman içinde sevdalandım.kendisine karşı bir şey hissetmezken sevda yakınlaşması onun girişimleri ile başladı. gece yarılarına kadar özel hayata dair sohbetler ettik.ben tamamen bağlandım ona.kendisini 6 ay boyunca bir kez olsun dışarı çıkaramadım.kendimi ona üç kez farklı zamanlarda ifade ettim ancak her üçünde de sevgime karşılık alamadım.fakat davranışları söylediklerini yalanlar gibiydi ,bu reddedişlere rağmen mesajlaşmaya devam ettik.bu süre içinde evlenmek istediğini bildiğimden kafamda hep bi başkası ile olursa diye vehimlerle yaşadım. bu arada 4 yıl önce birlikte çalıştığım , ikimizin de tanıdığı bi bayanla bi kahve içtiğimi duymuş birinden."kahve içtin ya bu yeter! "diyerek benim kendisine karşı dürüst davranmadığımı,ona ihanet ettiğimi hatta o kişiden -ki tanışalı bir yıl olmadığı halde o bayanı en yakın arkadaşı olarak görüyor- ondan intikam için kendisini kullandığımı söyledi.iletişim ve bağlar tamamen koptu.ben kendisi ile bunu konuşmak bunları söyleyenlerle yüzleşmek istedim hep.ama buna asla müsaade etmedi ve konuşmadı benimle.ben onu çok seviyorum.onun sanal ortamlardaki profil ve paylaşımlarına günde en az 25 kez bakıyorum.ve ilişki durumu değişmediği için rahatlıyorum.bu tavırlarım bi psikolojik rahatsızlık mıdır? ayrıca biz aynı işyerinde çalışıyoruz.bu durumun etkilerini de tahmin edebiliyorum ne yapmalıyım?

okur1980 Tarafından Soruldu | 2014.07.17

Merhaba, Tutkular, takıntıların duygusal eşdeğeri gibidir. Tutkular kişiye yada karşısındakinin yaşamına bir zarar verici etkisi olmadığı sürece doğal sınırlar içinde kabul edilir. Bazı kişiler ilişkileri bitse ve görüşmeseler bile, tutkuları olan kimsenin duygusu ile yıllarca ve bazen sonsuza kadar yaşayabilirler. Bu eğer ruhsal durumlarını bozuyor ve başkaları ile duygusal ilişkiler oluşturmalarına engel ise (ayrılıktan bir yıl sonrasında) , doğal sınırların dışına taşmıştır. İlişkileri belirleyen iki kişinin kişilik yapısı ve ruh halidir. Karşıdaki kişi geçmişte yaşadığı deneyimlerin etkisi ile güncel ilişkilerinde çok abartılı tepkiler verebilir ve ilişkilerini kopartabilirler. Herhangi bir kişi doğru yada yanlış karşısındaki insanı kötü diye nitelendirir ve ilişkisini ısrarlara rağmen kopartırsa , onu geri döndürmek imkansıza yakın derecede zordur. Yada karşısındaki insana karşı tutkuları olan bir insanın duygularını yok etmek de aynı derecede zordur. Yıllar sonra bireyler kendi iç dünyalarında onlara zarar veren duyguları çözebilirler, ancak bu geçmişte kopan ilişkiler için faydasızdır.

Hocam merhaba. benim ani sinirsel ataklarm oluyo. Bu ataklar hayatım boyunca hiç olmadı. Nişanlımla son zamanlarda yaşadğmz tartşmalarda ortaya çıkmaya başladı bu ani ataklar. Kendime ve etrafıma zarar verebiliyorum yani gözüm görmüyo sanki. Ve sonra yaşadığım pişmanlık duygusuyla baş edemiyorum. Ataklar geçirirken yaptığım şeylerden pişman olcağmı biliyorum ama yinede yapıyorum. Çünkü kendimi kaybediyorum bundan nasıl kurtulabilirim yada bu bi hastalıkmıdır??

Sinistasensei Tarafından Soruldu | 2014.07.19

Merhaba, Kızgınlık ve öfke kontrolunun anlık bile olsa kaybolduğu durumlara " Öfke Kontrol Problemi yada Dürtü Kontrol Bozukluğu" adı verilmektedir. Ancak bu tarz bir sorunu olan , sadece bir ilişkide değil yaşamının her bölümünde bu tarz öfke patlamaları olur(örneğin trafik yada işte). Sadece bir özel durumda olan "patlamalar" tahammülün azaldığı örneğin depressif durumlarda olabilir. Kaygı bozuklukları da (örneğin panikler de) sinirlilik yapabilmektedir. Ayrıca kişinin geçmişte yaşadığı duyguları anımsatan ve geçmişi canlandıran durumlara da kişi gereğinden çok fazla bir tepki verebilmektedir. Bazı kişilik özellikleri ve yeterince olgunlaşamama da öfke tepkisinin doğalın ötesinde olmasına neden olabilir. Öfke karşıdaki kişinin de oluşturabildiği ancak kişinin kendi içinde doğalın ötesine artan bir durumdur.

merhabalar, ben 22 yaşındayım, bir erkek olarak burnuma karşı aşırı hassasiyetim var,devamlı eğilecekmi, eğildimi korkusuyla yaşıyorum,size saçma gelicek ama bu soruma cvp almam benim için çok önemli, havluyla yüzümü silerken burnuma dokunamıyorum,burnumun üstüne sertçe değerde,eğilir diye...Örneğin;Berbere gidip saçımı kestirdim, adam saçımı yıkadıktan sonra havluyla yüzümü silerken burnumun üstünden sertçe geçti, burun kemerime bastırarak sildi burnumu, o kadar sinirlendimki adamın üstüne yürüdüm, acaba eğildimi diye çok korktum. Ayrıca dün elimde teneke kutu kola vardı, kafama dikince birden burnuma değip içe doğru bastırdı,yani cama burnunuzu yapıştırdığınızda burun basıklaşır ya, aynen o şekilde...Acaba eğildimi diye düşünmekten kafayı yiyecem...Bu yaşadığım olaylar yüzünden burnum eğilmişmidir, bu tür darbeler burnu eğermi, şeklini değiştirirmi Yalvarırım bu sorunun cvabı benim için çok önemli , bunalıma girdim, intiharı bile düşünüyorum

tarihçi Tarafından Soruldu | 2014.07.22

Merhaba, Vücutla ilgili saçma bulduğumuz ancak kafamızdan atamadığımız düşünceler" Obsesyonlar" ( takıntı-saplantı) diye adlandırılırken , kişiler bu düşüncelerini kendileri de anlamsız ve gereksiz bulurlar , ancak düşünmeden ve kontrol edemeden duramazlar. Takıntılar bazı psikiyatrik rahatsızlıklar sonucu oluşabilmektedir. Ayrıca, bireyler eğer bazı takıntılı düşüncelerine kendileri de inanıyorlarsa ve bunun etkisiyle davranıyorlarsa burada "Aşırı Değerlenmiş Düşünce" söz konusu olabilmektedir. Birçok düşünce bireyin kendi iç dünyasındaki sıkıntılarının sonucu olarak ortaya çıkabilir. Bazen ruhsal sıkıntılar ve çatışmalar kendini bir bedensel şikayet olarak da ifade edebilir. Kişinin ruhsal sıkıntıları bakış açısını ve algılarını da etkileyip , vücudundaki bir bölgeye ait kaygısını ve algısını arttırabilir. Aşırı Değerlenmiş Düşüncenin daha ilerisi yani mantığın saçma bulmanın da ötesinde bozulduğu durumlar sanrılardır. Bu daha az görülen bir durumdur.

Hocam bu sene universite snavina girdim cok buyuk bi stres yasadim panik atagimdan dolayi. Bir ayi geckin suredir hayatimda buyuk degisiklikler yasiyorum asiri derecede konsantrasyon bozuklugu var konusurken insanlarii anlamiyorum bile bir yerdeyken sadece bedenim orda gibi ne yaptigimi bilmiyorum sanki. Ozguvenim yok denecek kadar azaldi nesneleri elime almaya korkuyordum ya tutamassam diye bir sira. Unutkanlik var kafami toplayamiyorum hic bi sekilde . Insanlar ve hatta kendim elim kolum bacagim bile tuhaf geliyor bana yabanci geliyor nasil varliklariz diyorum. Yasama sevincim bitti hicbirsey zevk vermez oldu herkes unutmaya calis diyor ama yapamiyorum aklimdan cikmiyor size sorum bu durum herkesde gorulebilen bi durum mudur ilacsiz tedaviyle cozulebilir mi tam olarak iyilesme mumkun mudur ve ne kadar surer iyilesmwm bu bu sne baska bi sehre gidiyorum okumak icin yalniz da kalicam bir an once iyilesmek eski hayatima geri donmek istiyorum zira cok ama cok neseli uzulmek nedir bilmeyen biriydim lutfen yardim edin cevabinizi bekliyorum simdiden tesekkur ederim

hilalm Tarafından Soruldu | 2014.07.25

Merhaba, Gençlik dönemlerinde yani artık sorumluluk ve beklentilerin arttığı dönemlerde bazı bireyler yaşamdan zevk almama, yaşamı sorgulama, olumsuz ve karamsar düşüncelere girebilirler. Yani bir anlamda ergenlikten çıkma döneminin verdiği sıkıntılar dolayısı ile depresif şikayetler olabilir. Başlangıçta bu tarz şikayetler aile yada olgun bir tanıdığın yardımı ve yol göstermesi ile de çözülebilir. Tam aksine sorunlu ve çatışmalı ailelerde bu sorunlar daha da yoğun yaşanır. Ergenlikten çıkma dönemindeki gençler kendilerine iyi ve destekleyici dost ve okul arkadaşı çevresi oluşturduklarında , onların da bu sorunların çözümüne yararı olmaktadır. Kişilerin okul dışında bir faaliyet koluna yada çalışma hayatına girmesi de özgüven konusundaki sıkıntıların da olduğu, ergenlik döneminin aşılmasına faydalı olmaktadır. Tüm bunlara rağmen sıkıntılar yaşamı bozucu dereceye ilerliyorsa bir psikiyatrist ve psikoterapistten yardım almakta fayda vardır. Aslında üniversitelerin kendi bünyesinde de ergenlikten erişkinliğe geçiş yada psikiyatrik sorunlara destek verecek psikiyatri yada psikoterapi destek birimlerinin olması gerekir.

mrb hocam ben 28 yaşında bir bayanım hocam ben bikaçgün önce size feyste yazmıştım hocam ben çok şeyler yaşadım hocam ben biriyle konuşucam zaman içimde bir korku bir sanki konuşucam kişi bana birşey yapıcak gibi bişey söylicek gibi geliyor konuşamıyorum hocam hemen gözlerim doluyor aglıyorum hocam bu eşimle bile oluyor hocam konuşamıyorum içimden herşeyi diyorum fakat dışa gelince söyliyemiyorum hocam bana yardım edin eşimle bile ufak bir tartışmada o konuşur konuşr agzına geleni söylerr ben karşısına geçip sen haksızsın diyemem benm ailemle bile konuşmamda böyle hocam buda beni çok üzüyor hocambunu nasıl atlata bilirim hocam bazen çok büyük problem oluyor eşimle arada hocam cev bek hocam

meryem atalan Tarafından Soruldu | 2014.07.28

Merhaba, Kişilerin özgüven ve kaygı konusunda problemleri , kendi istedikleri gibi rahat ve güvenli hareket etmelerine engel olmaktadır. Çocukluk ve gençlik çağında gelişen özgüven, bir de ailelerin verdiği korku hissi ile baskılanırsa, problemler daha da artmaktadır. Bu sıkıntıların etkisi ile kişi kendini eleştirmeye başlarsa bu sefer depressif şikayetler ortaya çıkmakta, bu da kişiyi daha güçsüz ve çaresiz hissettirmektedir. Bundan dolayı benzer şikayetlere sahip olanların , özgüvenlerini arttıracak ve kendilerini buldukları iş yada gönüllü faaliyetlere katılmaları önemlidir. Toplum içinde bir şeyler yapmak ve etrafta onlara yardımcı destek arkadaşlarının olması, bu kişiler için bir grup terapisi gibi olmaktadır. Ev kadınlarının da kendi aralarında toplanmaları ve güvenli bir ortam ise dert ve problemlerini ortaya koymaları da , grup terapisinin faydalarından olan katarsis ( sıkıntıları boşaltma), diğerlerinden öğrenme, çözeceğine umutlanma ve bir anlamda kendini başkalarının gözünden de görme gibi olumlu bir etki yaratmaktadır. Profesyonel olarak bir psikiyatrist psikoterapistte bu konuda yardımcı olacaktır.

Merhaba hocam.ben dün yaygin anksiyete bozuklugu obsesyon baslangici tanisi aldim.psikiyatrist ilac kullanimini bana birakti.ben de kullanmayi sectim cipralex 10 mg verdi.ben size sunu sormak istiyorum.tip fakultesi ogrencisiyim.ileride asistanlik hayatimda bu tani bana sorun cikarir mi resmi olarak?doktoruma sordum.eger bu sorun cikarirsa doktorlarin yarisi atanamazdi diye bir cevap verdi.simdiden tesekkur ederim.bir de ssrilarin affektte kuntlesme etkisi ne zaman ortaya cikiyor?bu ilac uyku vb yan etkiler yapiyor mu?tekrar tesekkurler.

berna keskin Tarafından Soruldu | 2014.07.31

Merhaba, Psikiyatrik rahatsızlık yada bozukluklar ile "Akıl Hastalığı" farklı kavramlardır. Toplum yanlış bir şekilde psikiyatrik rahatsızlıkları, " Akıl Hastalığı" kavramı ile karıştırmaktadır. "Akıl Hastalıkları" genel isim olarak "Psikozlar" diye tanımlanabilir. Psikozların da geçici olanları vardır. Maalesef Psikozlar da delilik kavramı ile eşleştirilmektedir. Halbuki psikozların (örneğin şizofreninin) tamamen de iyileşen formları vardır. İyileşmeyen psikozlar, mantıklı ve özgür düşünme yetisini bozdukları için, bireyin sağlıklı çalışmasına engel olmaktadırlar ve bundan dolayı özellikle hassas mesleklerde çalışmaları uygun olmamaktadır. Ancak psikiyatrik rahatsızlıklar kişinin mantıklı düşünce ve düşünme yetisi üzerinde bozucu etkisi olmadığından, kişilerin çalışmasına engel bir durum oluşturmamaktadırlar. Bundan dolayı da kişi çalışma hayatında bir ayırımcılığa tabi tutulamaz ve çalışma hakkı engellenemez. Psikiyatrik rahatsızlıklar toplumun en tepesinden en alt kademesine kadar herkesin yaşamının bir döneminde yaşayabileceği rahatsızlıklardır. Psikiyatride kullanılan bir grup ilaç duygusal yoğun hissetmeme yada boşvermişlik duygusu yaratabilmektedir. Affektif küntleşme ( yani duygunun donması-kaybolması ) derecesi ve yoğunluğunda bir durum yaratmazlar. Kaygı azaltıcı yanı daha fazla olan antidepresanlar uyku yada gece uykuya erken dalma yapabilirler.

Merhaba ben feyza 18 yaşındayım ve ikizim .Benim sorunum şu bu zamana kadar ikizimle ayrı hiç bir şey yapamadık ikizim bnden ayrılmak istemiyor .Surekli ikizimle vakit geçirdiğim için hiç istediğim şeyleri yapamıyorum . Şöyle ki istediğim bi yemeği bile yiyemiyorum. Çünkü bu zamana kadar hep siz ikizsiniz denildi ikizimin düşüncesi neyse bnde o görüş altına alındım bizi hep bir elma olarak gördüler bn ise bir dalda olan iki ayrı elma olduğumuzu söylüyorum ikizimle ayrı ayrı şeyler yapmak istiyorum ama sürekli ağlıyor sürekli ilgi bekliyor. Ve ailemde ağlamasin diye sürekli bana kızıyor dediğini yapsan ne olur sanki diye. Ve çok sorumsuz her istediği olmak zorunda olmazsa tüm dünyayı başıma yıkar. Artık ailemde yaptığı hatanın farkında ama ... Bütün sorumluluk bnde yani ailemde artık çok ilgilenmiyor. Onu idare eden tek kişi bnm . Ve artık bnde bundan yoruldum. Artık içimdeki bana ait kişiliği çıkarmak istiyorum. . Teşekkür ederim

Züleyha Tarafından Soruldu | 2014.08.01

Merhaba, Tek yumurta ve çift yumurta ikizleri ayrı büyütülseler bile, bir birlerine davranım açısından benzemektedirler. Ancak her davranım ikiz olmakla açıklanamaz. Aslında ikizlerin bağımsız hayatlarının olması her ikisi içinde sağlıklı olacaktır.Birinin diğerinden bağımsız bir davranıma girmesi, eğer bağımlı bir ilişki içindeyse diğerini rahatsız edebilir. Sürekli bağımlı bir ilişki içinde olmak ise kişinin olgunlaşma ve bağımsız olma sürecini bozacağından , gittikçe daha da bağımlı bir ilişki geliştirmesine neden olabilir. Olgunlaşamayan bireyler daha çocuksudur ve istediğinin yapılmaması durumuna çok daha tepkilidirler. Kişileri bağımlılıktan kurtarmak için , sorun olsa bile onlardan küçük ve gittikçe artan ayrı bulunma alanları yaratmak gerekir. Bağımlı olan tepki verse bile, bağımlılığında dolayı kaybetmeyi riske edemeyeceğinden , zamanla bu duruma uyum gösterebilir. Okul hayatında ayrı şehir ve okulların seçilmesi de bu sürece katkıda bulunabilir.

merhaba..ben remeron ilacını kullandıktan sonra ağız içinde yanağım da küçük bir şişlik apne gibi bişey oluyor.sonra da ilacın etkisi geçtikten sonra dağılıyor..bunun sebebi nedir?son 2 yıldır bu şekilde.teşekkürler.

yasin özkan Tarafından Soruldu | 2014.08.07

Merhaba, Remeron adlı ilacın aktif maddesi Mirtazapindir.Bu tür ağız içinde yaralara neden olabilir. Doktorunuza bildirmeniz gerekir. Çünkü bazen kan değerlerinde bozulma sonucu bu tarz ağız içi ülserler olabilmekte ve sağlık açısından risk teşkil etmektedir. Bir çok psikiyatrik ilacın cilt ve mukozada (ağız içi gibi) alerjik etkileri söz konusu olabilmektedir. Bunların çok küçük bir kısmı toksik dermatitler dediğimiz , ciddi cilt problemleridir. Çoğunlukla hafif cilt tepkileri , hastanın ve psikiyatristin dikkatinden kaçmaktadır.

Merhaba anneme 4 yıl önce depresyon tanısı kondu. Ancak hastalığı kabullenmediği ve ilaçlarını kullanmadığı için hastalık ilerlemiş durumda. Annemi sürekli doktora götürüyoruz ancak doktorun verdiği hiçbir ilacı kullanmıyor hasta olmadığına inanıyor. En son gittiğimiz doktor obsesif kompulsif bozukluk teşhisi koydu. Ancak durumu daha ciddi hale geldi kendi kendine konuşuyor gülüyor ve olmayan şeyler uyduruyor. Bir hastanede tedavi olması gerektiğini düşünüyorum ancak bunu duyunca hırçınlaşıyor ben deli miyim ne işim var orada tepkisiyle karşılaşıyorum. Bazen çok normal davranıyor ancak genellikle kendini soyutluyor sürekli tekrar ettiği hareketleri var. Bu aralar kendi kendine oldukça sık konuşmaya başladı. Olmayan olayları olmuş gibi anlatıyor sürekli başkalarının bize kendisi hakkında bir şeyler söylediğini iddia ediyor. Deprexs, norodol ve sülpir ilaçları ancak bunlardan hiçbirini düzenli olarak kullanmadı. Dolayısıyla hastalık sürekli ilerliyor. Bu konuda bana yardımcı olabilir misiniz? Ne yapmam gerekiyor? Ankara'da yaşıyoruz burada düzenli olarak gidebileceğimiz bir doktor arıyoruz. Bir hastanede tedavi olması da gerekiyor ancak hastalığını bir türlü kabullenmiyor.

elmasdlsk Tarafından Soruldu | 2014.08.17

Merhaba, Psikiyatride hastaların tedaviye devam etmemesi yada düzensiz tedavi kullanımı en önemli sorunlardan bir tanesidir. Psikiyatrik tedavi gören hastaların yaklaşık %50 si tedavilerini aksatıyor yada almıyor. Bu durum özellikle ciddi tedavi gerektiren bireylerin, psikiyatrik rahatsızlıklarının tekrarlaması ve artması gibi bir sonuç meydana getiriyor. Tedavide olanlar ve iyileşme gösterenler, tedaviye daha çok uyum göstermektedirler. Ancak psikiyatrist doktor ve hasta ilişkisinin iyi olmaması ya da yeterince zaman ayrılmaması da hastaların ilaca uyumunu bozmaktadır. Tedaviyi reddeden ve bunu düşüncesindeki mantık bozukluğu nedeniyle yapan ve sağlığını ve çevreyi riske eden hastalar , istemleri dışında da psikiyatri hastanelerine yatırılabilmektedir. Bundan önce Sağlık Bakanlığı Devlet Hastanelerinin sunmaya başladığı evde bakım hizmeti ile hasta değerlendirme ve tedavisi de yapılabilir. Kaymakamlığa başvurarak ve 112 yardımı ile hastalar hastaneye götürülüp , psikiyatrist tarafından istem dışı yatış için işlemleri tamamlanmaktadır.

hocam 17 ağustos depreminden sonra ben kendi kendime konuşurum kendi kendime gülerim telefonu sessize alıp kendi kendime askerlik anımı anlatıyorum bana yardımcı olurmusunuz hiç bir doktorada gitmedim saygılarımla

aras41 Tarafından Soruldu | 2014.08.29

Merhaba, Kişiler sıkıntıları ile baş etmek için değişik yöntemler kullanabilirler. Özellikle ergenlikte hayal yada fantezi dünyasına dalarak sorunlarla baş etme sık görülen bir durumdur. Çok sevdiği yakınlarını kaybedenlerin bir kısmında da , fotoğrafa bakıp onunla konuşma söz konusu olmaktadır. Kendi kendine gülme veya konuşma kişinin günlük yaşam , iş yada ilişkilerini bozmuyor ve düşünce mantığında bir aksamaya sebep olmuyorsa, farklı ancak patolojik bir durum değildir.

Merhabalar hocam,benim sorunum yıllardır devam eden bir sorun sanırım.Ben çok güzel ama kilolu bir bayanım.İş ortamında birinden hoşlanıyordum. Oda bana yakın davranıyordu yada ben normal hareketlerini bile yanlış anladım,malesef ben bana yakn davranan her erkekten hoşlanıyorum bunun nedeni kilo problemim olması mı yoksa yıllardır babamla ilişkilerim kopuk olması yada ailem hep beni eleştirdirmesi ve yaptığım hiç bir şeyin onları mutlu etmemesimi bilmiyorum.Fakat hoşlandığım çoçuk kendi yakışıklı olmasada (çok iyi bir konumda ),fiziksel güzelliğe çok önem verdiğini i fade eden şeyler söylediği zaman aslında beni beğenmeyeceğini tahmin ettim.Fakat yinede ondan hoşlanmaya başladım,şimdi oda başka birisiyle birlikteymiş,kız arkadaşı gerçekten fizigi çok güzel ve çok iyi bir konumda ben kızı çok kıskandım.Hem iyi bir konumda olması hemde güzel olması ,benim özgüvenimi kırdı. Ben nasıl özgüvenimi tekrar kazanacağım ,hayatım boyunca Hoşlandığım erkeklerden hep platonik aşık oldum.Hiç erkek arkadaşım olmadı zaten kimseyide beğenemiyorum.Bu platonik aşklarım 5 yıl bile sürdü hiç görmeden sanırım takıntı ve bağımlılık şeklinde.Lütfen yardım edin!

ÇAĞLA Tarafından Soruldu | 2014.08.31

Merhaba, Sosyal kavramlar yüzyıllar içinde değişmektedir. Bir yabancı doktorun 1800' li yılların sonu 1900' lü yıların başındaki Osmanlı İstanbul'u anılarını anlatan kitabında, her gittiği evde ondan "şişmanlatıcı" ve daha çok çocuk yapmayı sağlayıcı ilaçlar istendiğini anlatmaktadır. Ancak günümüzde maalesef zayıflık estetik şişmanlık ise hastalık diye adlandırılabilmektedir. Halbuki önemli olan sağlıklı bir kilodur. Ancak özellikle obesite (aşırı kilo) , bireylerde özgüveni bozmaktadır. Özgüveni bozulan bir grup birey ya kendisine uygun olmayan ve kendisinden maddi ve sosyal olarak çok daha gerideki kişilerle ilişkiye girmekte yada kendi hayal ve fantezi ( platonik ) dünyasında bir sığınak bulmaktadır. Buradaki önemli olan nokta özgüvenin, ilişkilerle ilgili tecrübe ve bilincin artmasıdır. Fantezi dünyasında yaşayan bireyin beklentileri de gerçek kişilerce kolay karşılanamayabilir. Onun için kolay beğenmeme söz konusu olmaktadır. Önemli olan kendi iç dünyası ile barışık, gerçekçi beklentileri ile yaşayan ve ilişkilerinde tecrübe edinen bir yapının oluşturulmasıdır. Bu kilo vermekle tek başına sağlanamaz. Tüm sorunları tek başına kiloya bağlamak da çok doğru değildir. Kilo dışındaki psikososyal nedenlerin de çözümlenmesi gerekir.

benim bir dayım var ve kadın kıyafetleri giymekten hoşlanıyor çocuk iken bir havale geçirmiş ve psikolojisi bozuk yürümesinde ve konuşmasında aksaklıklar oluyor bazen ve televizyon izlemeyi çok seviyor bu sevgi bazen öyle artıyor ki dalıp kalıyor hatta kapıya tekme tokat vursak bile duymuyor. Bu kadın kıyafetleri giymesi yüzünden bir kaç kezde karakolluk olmuştu 5 - 6 yıldır yapmıyordu fakat 3 - 4 gün önce yine kadın kıyafetleri giyip sokağa çıkmış annesinin anlattığına göre küçük iken de varmış böyle bir rahatsızlığı evde kimse olmadığında kız kardeşinin kıyafetlerini giyermiş annesi bir kaç kere yakalamış ve kızmış hatta dövmüş ve ona açık renk kıyafetler almış kardeşinin kıyafetlerini giymemesi için ama yine de evde kimse yokken giyiyormuş şu anda evli ve 2 erkek 1 kız çocuğu var psikolağa falan gönderdik psikolog ona hap yazmış fakat hala bir değişim yok bu duruma karşı neler yapmalıyız nasıl önlemler almalıyız yardımcı olursanız size minnetkar kalırım.

kmd66 Tarafından Soruldu | 2014.09.01

Merhaba, Parafililer normal olamayan cinsel davranışlardır. Örneğin bir erkeğin kadın elbisesi giyerek cinsel olarak haz alması " Transvestik Fetişizm" dir. Kadın elbisesi giyenlerden bazıları sadece kadın elbisesi giyerek cinsel haz alırlar, bazıları ise bu elbisenin içinde kendilerini kadın gibi hissetmekten haz duyarlar. Bu normal olmayan davranış eğer kişiye rahatsızlık veriyor ve başkasına da zarar veriyorsa o zaman bir psikiyatrik rahatsızlıktan bahsedilebilir. Bu kendine özgü doğal olmayan davranışını kendine özel tutan ve yaşamını bozmayan ve başkasına zarar vermeyen bireyde bir psikiyatrik bozukluk söz konusu değildir. Parafililer tedavisi ilaçla olmayan durumlardır. İlaç sadece destek amaçlı kullanılır. Parafililere özgün terapiler , kişi bu durumundan rahatsız ve bu durumu düzeltmek istiyorsa etkindir.

merhaba hocam , benim yaşım 18 küçüklüğümden itibaren sessiz bir kişileğe sahibim çekingenim, asosyalim,beceriksizim,eleştirilmeyi hiç sevmem insanlara karşı aşırı sevgi beslemem sevgimi içimde hissederim ara sıra gösteririm ama genel olarak göstermem ortama ayak uydurmak oldukça beni zorlar.Ailem ve bazı kişiler beni beceriksiz uyşuk olarak söylerler.Ve özellikle karşımdakiyle tartışırsam bendeki olumsuz özellikleri söyler.kin tutarım bana yapılan yanlışı unutmam affederim ama aklımdan çıkmaz.Ve lise mezunuyum ama okumak veya istedigim bir meslegim bir hedefim yok kısacası sizden yardım beklıyorum saygılarımla...

crazyyong18 Tarafından Soruldu | 2014.09.02

Merhaba, Kişilik ve karakter gelişimi kalıtsal yapımızın etrafımızdaki yaşamla etkileşmesiyle şekillenir. Bazıları çok daha olumlu koşullarla , duygusal olarak sıcak ve güvenli ortamlarda yetişerek kişiliği olumlu şekilde belirlenir, bazıları ise duygusal soğuk ve güvensiz ortamlarda yetiştiğinden kişilik gelişimi olumsuz olarak şekillenir. Yaşam sürekli olarak yıllar içinde olumlu ve olumsuz durumlar sunarken, kişinin duygusal olumlu şartlarda kendisini yetiştirmesi , birçok sorununun aşılmasını sağlamaktadır. Bir ruhsal destek eşliğinde , duygusal olarak sıcak ilişki ve ortamların içinde bulunmak sorunların zaman içinde azalmasına ve farklılaşmasına yol açar. Ancak genetik yapımızın da belli bir dereceye kadar değişime izin vereceği gerçeğini de göz önüne almak gerekir.

merhabalar bir kaç sorum olacak 18 yaşındayım 5 yıldır yüzüm kızarıyor ve kaybettiğim çok şey var sizce yüzümün kızarmasını gidermek için ameliyat olmalı mıyım (ets) fakat bu ameliyat avrupa ülkelerinde yasaklanmış.Zararlı diyorlar.Bende bu yüzden psikolojik yola başvurayım dedim.Acaba bulunduğum şehirde bir psikologdan randevu almalı mıyım? Sağlık sigortam var.Devlet hastahaneleri yardımcı olur mu? Ya da siz ne önerirsiniz.Birazcık asosyalim bu sene üniversite sınavı yüzünden iyice asosyal olucam zaten.Tek istediğim yüzümün ve kulaklarımın kızarmaması..

vidyomuz Tarafından Soruldu | 2014.09.03

Merhaba, Sosyal Fobisi olanlar yada sosyal ortamlarda kaygısı çok olan bireylerde yüz kızarması sık görülen bir durumdur. Cerrahi müdahelelerle bu şikayetlerin giderilmesi , eğer öncelikle bir psikiyatrist değerlendirmesi ve tedavisi uygulanmamışsa, aslında bu kötü bir tıp uygulaması olacaktır. Bir psikiyatrist değerlendirmesi ile soruna teşhis konulduktan sonra tedavi seçenekleri düşünülmelidir. Bu durum sosyal kaygı bozukluğundan kaynaklanıyorsa , iyi bir terapi ve psikiyatrik tedavi ile çözülebilir.

merhaba hocam erkek arkadasımın arkadasına duygusal olarak bişeyler hissettim bu bi sığınma yanlızlık duygusuyla ilgili bişeydi ve erkek arkadasımdan önceydi bunu erkek arkadasıma itiraf ettik ayrıldık 2 ay sonra yine barıstık beni sevdiğini ve benle evlenmek istediğini soruıyo ama ben korkuyorum evlendikten sonra aramızda güven sorunu olusursa diye üstelik erkek arkadasım arkadasıyla görüşmeye bildiği halde devam ediyor nasıl davranmalıyım bana yardım ederseniz cok sevinirim

İYİMSER Tarafından Soruldu | 2014.09.04

Merhaba, Güven uzun sürmesi isteniyorsa bir ilişkinin olmazsa olmazıdır. İlişkide yaşanan bir güvensizlik ise vücutta görünmeyen ancak yenilenmeyen bir doku yada organ kaybı gibi kalıcı olmaktadır. Özellikle ülkemizdeki erkek grubu bu güvensizliği aşma konusunda kadınlara göre daha başarısız olmaktadır. Bunun sonucu olarak da ilişkinin ilerleyen yıllarında sorunlarına neden olarak hep bu konuyu öne sürebilmekte ya da yıllarca içinde kendi içinde büyüterek duygularının yıpranmasına yol açmaktadır. İlişkiler güven sıkıntıları ile de devam edebilir ancak burada kişisel bir seçim söz konusudur. Güvensizlikler ilerleyen yıllarda karşılıklı olarak büyütülmezse, zaman içinde küçülür.

Hocam ben 16 yaşında bir erkeğim bir iki aydır herhangi bir erkeği görünce aklıma homoseksüellik geliyor ve tiksiniyorum. Bunun sebebi nedir? neden aklıma böyle bir şey geliyor? (Böyle şeyler olduğu aklımdan çıkmışsa, aklıma böyle şeyler gelmiyor)

quustion Tarafından Soruldu | 2014.09.09

Merhaba, Akla istenmeden gelen ve saçma bulduğumuz zorlayan düşüncelere " obsesyonlar" (takıntılar) denmektedir. Obsesyonlar bir psikiyatrik rahatsızlığın sonucu olarak ortaya çıkabildiği gibi , ruhsal dünyamızdaki çözülemeyen iç çatışmaların sonucu da ortaya çıkabilmektedir.

Hocam önceki soruma verdiğiniz cevap için teşekkür ederim. Peki bu obsesyonun utangaçlık ve bir hayal dünyasında yaşamakla alakası olabilr mi?

quustion Tarafından Soruldu | 2014.09.11

Merhaba, Özellikle ergenlerde kaçınganlık ve içe dönüklük , sosyal ilişkiler yerine hayal (fantezi) dünyasına yönelinmesine yol açabilir. Fanteziler , çok çabuk ulaşılan yapılar olduğu için bir düşünce zincirinin sonunda istenmeyen noktalara da götürebilir. Bu istenmeyen fanteziler bu sefer de , gerçek yaşamla bağlantısı varmış gibi değerlendirildiğinde huzursuzluklara ve bu düşünceleri atma çabasına götürür. Ancak hoşa gitmeyen fanteziler hafıza da kaldığı için, bunların hatırlanması ve bunları akıldan atma çabası sıra ile birbirini takip ederek " takıntı " yada obsesyonlara yol açabilir.

mrh hocam ben 27 yasındayım..namazımda niyazımdayım..ama aşırılığa kaçan bazı dönemlerde mastrbasyona yöneliyorum..bundan nefret ettmeme rağmen nefsime hakım olamıyorum...işin zevk ttarafınada asla ınanmıyorum bı ezıyet ve vıjdan azabı...bundan nasıl kurtulabılırım..defalarca tövbe ettım ağladım..aylarca yapmadım ama herdefasında benı yenıyo..

mizgin melek Tarafından Soruldu | 2014.09.14

Merhaba, İnsanoğlunun dürtülerini kontrol etme çabası , yüzyıllardır süren bir mücadeledir. Dürtülerin kontrolü oldukça zordur. Özellikle genç yaşta , doğal cinselliği olmayan bireyler cinsel dürtüleri etkisiyle mastürbasyona(kendi kendine tatmin) yönelmektedirler. Masturbasyon doğada diğer canlılarda da görülen bir olgudur. Kendi kendine tatminde, ağırlıklı olarak fanteziler kullanıldığı ve iki bireyin yaşadığı cinsel paylaşım yerine tek kişinin haz almasının hedeflendiği bir durum olduğu için , hızlı ve paylaşımsız bir boşalma söz konusudur. Çok sık yaşanan masturbasyonun olumsuz tarafı , ileriki yıllarda doğal bir beraberliğin cinselliğinden yeterince haz alamayıp , yeniden geçmiş fantezi ve mastürbasyon benzeri tatmin eğiliminin oluşabilmesidir .Uzun süreli yoğun mastürbasyon yaşayanlarda gördüğüm, eşleriyle paylaşımcı bir cinsellik yerine, eşlerinden tek taraflı tatminin olduğu daha saldırgan bir cinsellik beklentisine girmeleridir.

merhaba hocam ben 18 yaşındayım ve yaptığım bazı hatalar yani çok büyük değil ama çok kafama takıyorum takıntılarım var yakın zamanda bir insanı üzdüm vicdan azabı çekiyorum çok çekingen bir yapım var ne yapmalıyım

nadya Tarafından Soruldu | 2014.09.18

Merhaba, Özellikle titiz ve mükemmeliyetçi kişilik yapısında olan kişiler, olumsuzluklardan dolayı kendini yada çevreyi çok eleştirebilmektedir. Yani kişilik yapımız ve yetiştirilme tarzımız çevreyi ve kendimizi değerlendirme ve tepki şeklimizi de belirlemektedir. Kişiler özellikle gelişme ve büyüme-olgunlaşma sürecinde içe kapalı yaşar ve tüm olayları kendi iç dünyasındaki yapıya göre değerlendirirse sıkıntı yaşamaktadır. Ancak diğer insanlarla iletişime daha çok geçtikçe kendi iç yargılarının aslında gereğinden fazla sıkıntı yaratıcı olduğunu fark eder. her birey diğer insanlarla beraber yaşayarak ve iletişime geçerek gerçek kendi "ben " ini fark eder ve çevreye göre kendi iç dünyasını şekillendirir.

merhaba hocam ben üç gün önce paxil 20 mg kullandım 3 gündür sürekli devam eden bir titremem var önce sağ taraftaydı şimdi sola geçti. nereye gitsem bir çare bulamıyorlar ne yapmalıyım

gönülll42 Tarafından Soruldu | 2014.09.19

Merhaba, Paxil ( Paroksetin aktif maddesi olan ilaç) bir Serotonin grubu(SSRI) antidepresandır. Ancak moleküler yapısı ve etkileri göz önüne alınırsa aslında hem serotonin hemde noradrenalin sisteni(SNRI) üzerinden etki gösteren bir yapısı vardır. Tremor (titreme) bu grup ilaçlarda görülebilen bir yan etkidir. Çok sık olmasa da görülebilir. Bazen de tek başına bu ilaçların başlatılması ile oluşan , başlangıç sıkıntısından kaynaklanabilir. İlacın bir haftayı geçen kullanımına rağmen günlük işi engelleyecek derecede titreme oluşuyorsa , bir sıkıntı azaltıcı ilavesi yada titremeye yönelik bir beta-bloker ilavesi durumu rahatlatabilir. Israrla geçmeyen ve haftalarca devam eden özellikle kaba tremorlarda , bir hareket bozukluğu olasılığı da göz önüne alınmalıdır.

merhaba hocam ben yaklaşık üç aydır psikiyatri doktorumun bana verdiği ilacı kullanıyorum ismi selectra doktorum bana takıntılarının olduğunu söyledi sinirlenince başımı bir yerlere vuruyorum kendimi çok sıkıyorum ne yapmalıyım

nadya Tarafından Soruldu | 2014.09.20

Merhaba, Psikiyatri kişinin kendi ile ilgili sıkıntılarını detaylı bir şekilde anlatılmasının, sistematik olarak dinlenilmesiyle ilerleyen bir tıp dalıdır. Verilen bilgilerin sıkıntılara çözüm bulmak için kullanılması , kişinin yaşadıklarını ve nedenlerini çok daha geniş bir içerikte düşünmesi ve aktarması ile mümkün olur. Kişi ne kadar iç dünyasına bakar ve duyguları ve sıkıntılarını ne kadar çok fark ederse , tedavi ve terapisi o kadar kolay olmaktadır. Psikiyatride de tedavi ve terapi bir anlamda kendini tanıma sürecidir, ancak kişinin kendi iç dünyasını keşfetme ve anlamaya çalışma isteği ile olur.

hocam sizide hep rahatsız ediyorum ama bir çare bulmak istiyorum aslında size yazdıklarım asıl temeli bir erkek arkadaşım vardı 8 ay konuştuğum çok alışmıştım ona ama babamlar onunla görüşmememi istemediler o gerçekten çok iyi bir insandı 5 aydır görüşmüyoruz benden hep haber bekliyor ona herşeyi anlattım ama o hala görüşmek istiyor elimden telefonu aldılar ne bende çok kafama takıyorum onu çok üzdüğümü düşünüyorum bana bir çare bulun hocam ona bittide diyemiyorum seviyormuyum onuda bilmiyorum ne yapmalıyım bana bir yol gösterin

nadya Tarafından Soruldu | 2014.09.21

Merhaba, Kişilerin özgür iradeleri ile karar vermelerinin engellenmesi aslında çok etik değildir. Ancak aileler güç ilişkisi içinde oldukları çocuklarının kararlarını engelleyebilmektedirler. Diğer taraftan kişilerin çok acele ve çok genç yaşta verilen kararlarını da , ileriki yaşlarda sorgulandığını görüyoruz. İlişkide bir ayrılık sürecine dayanmak ve duygusal olarak kapanmadan bireyin kendini geliştirmesine devam etmesi kişiyi geliştirir ve ilişkisine bakışını daha da olgunlaştırır. Ayrılık sürecinde kişiler görüşememelerine rağmen duygusal bağları sürüyorsa ve yeniden görüştüklerinde birbirlerini artık yabancılaşmış ve değişmiş bulmuyorlarsa , ilişkiler aradan yıllar geçse de yeniden canlanır.

merhaba hocam psikiyatri doktorum selectra 25mg ken 50 mg yaptı ancak nöroloji doktorun bana verdiği lamictal ilacı ile kullanabilirmiyim

nadya Tarafından Soruldu | 2014.09.25

Merhaba, Vücuda aldığınız her madde diğeri ile etkileşir. Yediğiniz gıdaların içindeki maddeler de birbirleri ile etkileşirler. Önemli olan kötü etkileşimin olup olmadığıdır. Birçok insan etkileşim olmasın diye ilaçları aralarına zaman koyarak alırlar halbuki , önemli olan ilaçların kanda birbirleri ile karşı karşıya gelip etkileşimidir. Araya ne kadar zaman konulursa konulsun ilaçlar kanda mutlaka karşı karşıya geleceklerdir. Sertralin ve Lamotrijinin etkileşimi sorunlu değildir. Ancak nörolojide antiepileptik olarak da kullanılan lamotrijinin verilme sebebi , epilepsi ise , antidepresanların dikkatli seçilmesi gerekir. Çünkü bazı antidepresanların ve psikiyatrik ilaçların epilepsi (sara) nöbetlerinin ortaya çıkışını kolaylaştırıcı etkileri vardır.

24 yaşındayım .neyi ne zaman nasıl yapacağımı ve tam ne istediğimi bilemiyor çok kararsız yapımdan dolayı çok sıkıntı yaşıyorum.istediğim birşeye ulaşırken bile vazgeçtiğim görülmüştür.insanları çok sevdiğim halde etrafımdakilere zaman ayırmada eksik kalıyorum.birkaç farklı alanda severek çalıştım ve başarılı olmama rağmen belli bir süreden sonra sıkılıp ayrılma kararı aldım. karmaşık duygulardan dolayı dönem dönem bunalım yaşadığım oluyor bir dönem psikiyatri tedaviside gördüm.bu karakteristik bir sorun mudur.

KÜBRA söylemez Tarafından Soruldu | 2014.10.11

Merhaba, Birçok özelliğimiz kendimizden kaynaklansa bile , iç dünyamızdaki çözülemeyen çatışmaların ve sıkıntıların etkisi altındadır. Bu çözümsüzlükler de dönem dönem kişiyi zor duruma düşürerek psikiyatrik şikayetlerinin ortaya çıkmasına neden olabilir. Kişinin kendisi ile de uyumsuz duygu ve davranışların temelinde iç dünyamızdaki çatışmalar vardır. Psikoninamik temelli terapiler de bu iç dünyada kişinin bir türlü anlam veremediği sorunları çözüme yardımcı olur. Birçok kişi bu durumunun farkında olmaz , çünkü iç dünyalarına bakarak bunu sorgulamazlar. Bu sıkıntılarını fark eden ve sorgulayan bireylerin terapiden fayda görme olasılıkları çok daha yüksektir.

doktor bey merhaba. benim sorum şu. konuşamıyorum! çekingen biri değilim ama konu açma ya da devam ettirebilme gibi özelliğim yok. sadece soru cevap. iç dünyam ise oldukça renkli ve hayal kurmayı seviyorum. düşünebiliyorum, hemen hemen her konuda bilgi sahibiyim, kendime ait akılcı çözümlerim var ama bunu aktaramıyorum. yazılı iletişimde çok iyiyim ama konuşmaya gelince yok. ve toplum içine girince bu durumdan dolayı kısa bir süre sonra enerjim düşüyor uykulu ya da bitkin hissediyorum kendimi. ailemde de benzer durum var. ama benim kadar ileri değil. ilaçla veya herhangi bir yöntemle düzelme ihtimali var mıdır?

rosse Tarafından Soruldu | 2014.10.11

Merhaba, Kişilerin konuşma yetileri farklıdır. Özellikle kadınların zihinsel gelişim açısından konuşma özellikleri daha ön planda olabilmektedir. Konuşma da beynin bir bölgesinin işlevi olup, toplum içinde ve işi gereği konuşması çok daha fazla olan bireylerde daha iyi gelişir. Yani konuşma gücünün kalıtsal bir tarafı da vardır. Ancak kişiler iç dirençlerinden dolayı da ,konuşmaları az yada engellenmiş olabilir. Bazı psikiyatrik rahatsızlıklarda yada bu rahatsızlıkların silik özelliklerine sahip bireylerde de, konuşma içerik ve hız olarak daha düşük olabilmektedir.

Merhabalar hocam. Benim kelimelerdeki harfleri bolme takintim var. Yani sokakta,televizyonda,kitaplarda,kisacasi etrafimda okudugum her seyi esit bir sekilde bolme takintim var. Eger esit olmazsa harf ekleyip esitliyorum. İlk zamanlar iki ye ,uce,bolme takintisi vardi. Bu zamanla 15 oldu. Yani ornek vermem gerekirse soyle: 'sizden geliyorum' u 'sizde-ngeli-yorum' gibi beslik gruplara ayiriyorum. Bunun 15 olmasini sagliyorum. Eger harfler 15 olmasina yetmiyorsa harf ekliyorum. Umarim iyi anlatabilmisimdir. Bu durum iki yildir var. Gittikce ilerliyor. Gunluk hayatimi iliskilerimi evliligimi ve encok ta anneligimi etkiliyor. 4 yasinda oglum var. Onunla oyun oynarken verimli olamiyorum. Konusunca soyledigi kelimeleri saymaktan ne istedigini anlayamiyorum. İleri derecede dikkat eksikligi olustu. Okudugumu konusulanlari anlamiyorum. Bu da iletisimimi etkiliyor. Su an size yazdiklarimin cogunu hesapladim:). Lutfen yardim edin. Kurtulmak istiyorum. Simdiden tesekkurler

semrasari Tarafından Soruldu | 2014.10.12

Merhaba, Kelime sayma, renk sayma, plaka sayma vs. tarzında takıntılar (obsesyonlar) , obsesif kompulsif bozukluğun belirtileridir. Bazı takıntılarda saymaları tek yada çift belli rakama bağlama da söz konusudur. Bunları yaptıkça obsesyonlar ilerler ve obsesyonlar ilerledikçe de bu saymalar artar. Böylece kısır döngüye de girilmiş olur. Obsessif kompulsif bozuklukta en önemli nokta erkenden terapi ve tedavinin başlamasıdır. Özellikle ailede de takıntısı olan akrabalar varsa , tedaviye mutlak başvuru gerekir . Erken tedavi ile ilerleme engellenmiş olur.Obsessif Kompulsif Bozukluğu olanların çoğu hastalığın çok ilerlemesi ile takıntılarına esir düşerler ve tedavide zorlanıp sonu bitmeyen takıntıları içinde kaybolabilirler.

Merhaba,kalabalığa girince ellerde titreme oluyo,özellikle çay servisi yaparken,ben misafirliğe gittiğimde çay alırken bardagı tutamıyorum birçok kez doktra gittim kansızlıkla alakalı olabilir dediler ama ara ara oluyo bende bazen çok sık anlayamadım ne oldugunu yardımcı olursanaz sevinrim.

peri67 Tarafından Soruldu | 2014.10.13

Merhaba, Titreme ( tremor) 'un psikiyatrideki sebeplerinden birisi de heyecandır. Özellikle sosyal kaçıngan yada çevrenin eleştirisinden çok çekinen yapılarda olan kişilerde , sosyal ortamlarda el titremesi olabilir. Ayrıca ailede var olan bir el titremesi var ise , bu dış ortamdaki hafif bir stres artışı ile de artabilir. Psikiyatrik nedenlerden dolayı olmayan el titremelerinde bedensel ve özellikle nörolojik muayene ve tetkiklerin yapılması önerilir.

Merhaba, 3 yıl önce otomobil kazası geçirdim, ciddi bir durum olmadığı halde bundan sonra otomobile bindiğim anda dizlerimde titreme, uyuşma, kalp atışlarımda hızlanma, heyecan ve panik hissediyordum. Bir kaç kez buna rağmen kendimi telkin etmeye çalışarak ve zorlayarak bir yerlere gidebildim, ama 2 yıldan beri arabama binmek istemiyorum. Sürekli bahaneler arıyorum. Bu durumdan kurtulmam mümkün mü? Bu korkularımın çaresi var mı?

JFR Tarafından Soruldu | 2014.10.14

Merhaba, Trafik kazalarından yada araba ile bir kaza yaptıktan sonra fobiler , korkular oluşabilmektedir. Genelde alt yapısında kaygılı bireylerde bir olay, daha yoğun kaygıyı harekete geçirebilmektedir. Eğer otomobile binme kişinin işi gereği mecburi ise kişiler bu kaygılarının zorunlu olarak üstüne giderek yenmektedirler. Ancak otomobil kullanmanın zorunluluk olmadığı durumlarda, bireyler otomobil sürmekten korku ile kaçarak aslında korkularını daha da arttırmaktadırlar. Yani korku kaçınmayı kaçınmada korkuyu arttırmaktadır. Böylece tüm fobilerde gördüğümüz kısır döngü de başlamaktadır. Bu durumlarda önerim, kademeli olarak sakin yollarda gittikçe artan mesafelerde otomobil kullanmaktır. Başlangıçta sıkıntı olsa bile , üstüne gidildikçe zamanla sıkıntı ve kaygı azalacaktır. Vücudun aşırı heyecan tepkisini azaltan ancak sürüşü etkilemeyen bazı ilaçlarda , bedensel heyecan ve korku belirtilerini azaltarak sürüşe yardımcı olmaktadır.

iyi günler ben 2 aydır cymbalta kullanıyordum (60 mg) ilacı birden bıraktım 1 haftadır almıyorum fakat çok acayip şeyler yaşıyorum beynime 15 sn de bir elektrik verilmiş gibi hissediyorum her an bi baygınlık hissi var sanki aniden soğuk suyun altına girmiş gibi oluyorum ve hareket ettikce bu belirtiler artıyor sizce neyapmalıyım?.. teşekkürler..

rafiellada Tarafından Soruldu | 2014.10.19

Merhaba, Psikiyatride kullanılan bazı antidepresanlar (depresyon ilaçları) aniden kesilirse yada uzun süre kullanıldıktan sonra kesilirse , " kesilme belirtileri " denilen şikayetler oluşturabilmektedir. Özellikle Paroksetin, Venlafaksin , Duloksetin aktif maddeli antidepresanlarda bu durumu daha sık ve yoğun olarak görmekteyim. Bazı ilaçların piyasa isimleri farklı olmasına rağmen, piyasa isimlerinin altında daha küçük harflerle yazan aktif maddeleri aynıdır. Bundan dolayı bu üç aktif maddeli ilacı içeren , farklı piyasa isminde antidepresanlar bulunmaktadır. Bu ilaçların dışındaki diğer antidepresanlarda da bu durum görülebilir. Ancak daha az ve daha hafiftir.Bu durumdan kaçınmak için en sık yapılan uygulama bu ilaçların dozunu yavaşça azaltarak yavaşça kesmektir. Ancak bazı hastalarda bu uygulama da kesilme belirtilerine engel olamamaktadır. Benim hastalarımın yada danışanlarımın biyokimyasal olası profiline göre yaptığım uygulama ile bu durum ya hiç yaşanmamaktadır yada çok hafif şekilde atlatılmaktadır.

Değerli hocam, 6 yıldır pisikiyatri ilaçları kullanmaktayım.belediyede sendikalı olarak çalışmaktayım.daha önce evrakcı olarak gorev yapıyordum.2 ay önce bölüm değişikliği yaptılar.çöp toplama arac arkasında görev yapacagımı yazılı bildirdiler.o günden beri psikolojim çok bozuk çalışamıyorum.araç arkasında hızlı ve koşarak çalışmak gerekıyor.tansiyonum düşüyor ve yukselıyor başım dolanıyor.halsizlik yaşıyorum.midem bulanıyor.sabah 5 de kalkmam gerekıyor kalkamıyorum.müdürümle görüştüm farklı bir bölüme gonderebılmem için agır iş yapamaz raporu almam gerektıgını soyledı.2 ayda 8 kilo zayıfladım.ailevi huzurum kaçtı hayattan hiç zevk almıyorum.psikiyatri doktorumdan nasıl bir rapor istıyebılırım.bu konuda neler yapmam gerekır yardımlarınızı rica ederim. saygılarımla

mesutgulsum2011 Tarafından Soruldu | 2014.10.22

Merhaba, Kurumlar kendi iç yapılarına göre sağlık raporlarını değerlendirebilmektedirler. Ciddi fiziksel yada psikiyatrik rahatsızlık raporları , her kurumda aynı önemde dikkate alınmakta ve uygulanmaktadır. Ancak bunlar dışındaki raporlarda , kurumun kendi iç kararları da belirleyici olabilmektedir. Psikiyatristiniz teşhisinize göre sizi Sağlık Kurulu yada Heyetine çıkarabilir. Başka fiziksel rahatsızlıklarınız da var ise bunlarda heyetteki diğer hekimler tarafından değerlendirilip özürlülük oranlarınız üzerine eklenebilir. Sağlık kurulunun verdiği rapor sonucundaki özürlülük oranını kurumunuza sunabilirsiniz. Ancak bu belli bir oranın altında ise , bu işte çalışmanıza engel yoktur anlamına da gelebilir. Psikiyatristiniz ve sağlık kurulu üyeleri , tedaviniz için gerekli ise size tedavi için bir istirahat raporu verip , ardından tedaviniz tamamlandığında işe dönmesinde bir sakınca yoktur kararı da verebilir.

HOCAM 5 YILDIR SSK ANLAŞMALI ÖZEL HASTANENİN PSİKİYATRİSİNE GİDİYORUM.DOKTORUM HAFİF İŞLERDE ÇALIŞMASI UYGUNDUR YAZISI VEREYİM DEDİ DÜNKİ YAZIMDADA SORUNUMU ANLATMISTIM İŞ YERİM ACABA KABUL EDERMI YADA DOKTORUM NASIL BIR YAZI YAZMASI GEREKIR AYRINTILI ANLATIRSANIZ SEVINIRIM.

mesutgulsum2011 Tarafından Soruldu | 2014.10.23

Merhaba, Sağlık nedeniyle alınacak iş ve özürlülükle ilgili (istirahat raporları dışında) bu tür yazılar ile resmi işlem yapılabilmesi için, bir devlet yada üniversite hastanesi resmi sağlık kurulu heyet raporu olması gerekir. Tek tabip yada psikiyatristin tek başına vereceği raporlar , ancak kurumun kendi iç yapısına göre değerlendirmeye alınabilir veya alınmaz.

değerli hocam neyapmam gerektiğine karar veremedim. yardımcı olursanız rahatlıycam sorun büyük oğlum ile ilgili. evlilik yaptığı bayan ve ailesi evlendiklerinden bu yana yalnız bırakmadılar evlerini çok az kullandılar oğlum eşinin ailesi ile aynı evde yaşıyor.altınları 3tanearabası satıldı. biz defalarca kredi kartlarının borcunu ödedik bayramdan önce 105000lira borcu yani kredi kartları ödendi. fakat bayramda gelip bayramlaşmadı bile. şu anda biz sessiz onlar sessiz iletişimsiz duruyoruz. bu durumda ne yapmam gerektiğini bilemiyorum.nasıl bir yolda yürümem gerekiyor acilen beni aydınlatın hocam yalvarıyorum yolumçıkmazda.

sahavet Tarafından Soruldu | 2014.10.25

Merhaba, ülkemizde ailelerle ilgili problemler evlilikte önemli sorunlara yol açmaktadır. Özellikle kadınların sahiplenme ve anaç duygularla eşini ailesinden uzaklaştırması, yada kayınvalidelerin anaç duygu ile oğlunu bırakmak istememesi , temel çatışmalara sebep olmaktadır. Burada önemli olan olgun olmayan bireylerin ilişkilerde denge kuramaması ve çatışma eğilimine girmesidir. Kişilik yapısı dolayısı ile çatışan taraflardan biri , pire için yorgan yakan yapıda ise ilişkiyi ciddi sıkıntılara hatta ayrılığa götürmekte , ayrılıktan sonra da çatışmaların sürmesine neden olmaktadırlar. İlişkilerde bu dengeyi tam olarak olmasa bile sağlamak için, maddi ve manevi dengeli bir ilişki oluşturmak ve gerekirse bunun getireceği olumsuzlukları da taşıyabilecek güçte olmaktır. Çünkü , bu dengeyi sağlamak için yapılan adımlar , ilişkinin gelecekte yaşayacağı sıkıntıların daha önce yaşanmasına ve ileride daha büyük sıkıntılarla karşılaşılmamasını sağlayacaktır.

Hocam Merhabalar, ben psikoloji öğrencisiyim ve bir ödev hazırlıyorum. Ödevim adli psikoloji alanında ve ileride de bu alana yönelmeyi düşünüyorum. Sizce bir adli psikolog ağır bir ceza işlemiş (cinayet,tecavüz vs) danışanına nasıl yakşalmalı ve takınacağı tavır ne olmalı, hangi konulara dikkat etmeli, hangi hususlarda hassas olmalıdır? Eğer yardımcı olabilirseniz çok memnun olacağım, saygılarımla..

beyzaacelik Tarafından Soruldu | 2014.10.26

Merhaba, Meslek etiği olarak sağlıkta çalışanlar hasta ve danışanlarını cins, ırk , cinsel yada politik seçim vs. ne olursa olsun eşit kabul etmelilerdir. Gittikçe kutuplaşan dünyada sağlık çalışanları tarafsız ve ön yargısız kaldıkları sürece sağlık çalışanıdır. Adli vakalarla çalışan psikiyatrist doktorlar ve psikologlar, diğer çalışanlar da bu kurala uymak konumunda oldukları sürece işlerini sağlıklı yapabilirler. Ancak suç işleyen hükümlü ve mahkumların bazılarının işledikleri suçlar , sağlık çalışanlarında da ister istemez bir tepkiye neden olabilir. Önemli olan bu tepkinin fark edilip , bu çatışmanın giderilmesi ve hastaya ve tedavisine ait bir iç direncin önüne geçilmesidir. Ancak , örneğin bazı parafili ( cinsel anormal davranış ) tipleri gibi özellikle çocuklara karşı işlenen suçlarda bu grup ile çalışırken , kişinin anormal davranışlarını çözmeye yardımcı olmaya çalışırken bazı bireylerin ne kadar olursa olsun terapi yada tedaviye dirençli oldukları gerçeği göz önüne alınmalıdır. Bazı adli vakalarda kendi çıkarları için psikiyatrik tabloları gerçeğe yakın taklit edip sağlık çalışanlarını yanıltmaya çalışabilir. Bu duruma tepki ile değil, bu durumun arkasındaki problem ve soruna çözüm diye yaklaşmak gerekir. Adli vakalarla çalışanların bireyi korumak birinci görevi iken, toplumun ve zarar verebileceklerinin korunmasını da eşit ağırlıklı düşünmeleri de gerekmektedir.

MERHABA HOCAM. ANNEM DEPRESYON TEDAVİSİ GÖRÜYORDU AMA SANIRIM YANLIŞ HEKİM SEÇİMİ VE DOLAYISIYLA YANLIŞ İLAÇLARA MARUZ KALDI. İLAÇLAR ANNEMİ DAHA KÖTÜ HALE GETİRDİ. VE BIRAKTI. TABİKİ YANLIŞ AMA DÜZELECEĞİNİ SANDI. VE TABİKİ DAHA KÖTÜ OLDU. PAZAR GÜNÜ ONU RUH SAĞLIĞI HAST. ACİLİNE GÖTÜRDÜM. UYUYAMIYOR, OTURMUYOR, BİŞEY YEMEK İSTEMİYOR, AĞLAMAKLI SÜREKLİ, DOKTORADA ANLATTIK PROZAC YAZDI. SABAH BİR PROZAC, AKŞAM BİR TRANKO BUSKAS. ZATEN ŞEKER, TANSİYON, TROİD, KALP İLAÇLARI VAR GÜN İÇİNDE İÇTİĞİ. PROZAC İYİ BİR İLAÇ BELKİ AMA UYKU SORUNUNU NASIL ÇÖZEBİLİRİZ? BEN ÇALIŞTIĞIM İÇİN HER ZAMAN DOKTORA GÖTÜREMİYORUM MALESEF. AKŞAMLARI ONA ATARAX, PASİFLORA GİBİ İLAÇLARMI VERSEK YADA BİTKİ ÇAYI YAPSAM ETKİLEŞİMİ OLURMU KORKUMDAN YAPAMIYORUM. PROZAC DÜZLETİR İNŞALLAH AMA UYKU İÇİN BİR DESTEK ŞART GİBİ GÖRÜNÜYOR. NE ÖNERİRSİNİZ? TEŞEKKÜRLER ŞİMDİDEN.

sevalmatyar Tarafından Soruldu | 2014.10.29

Merhaba, Psikiyatrik tedavide ilaç ve tedavi seçimi kişiye özel yapılmalıdır. Teşhisi aynı olsa bile her hasta aynı ilaca cevap vermeyebilir . Yan etkiler içinde aynı durum söz konusudur. Aynı ilaç farklı kişilerde farklı yan etkiler yaratabilir. Çünkü ilaçların parçalandığı karaciğerdeki enzimleri toplumun % 80' in de benzer iken % 20 'sinde farklıdır. Buda farklı yan etkilerin oluşmasına nedenlerden bir tanesidir. İlaç seçimi eş seçimi kadar dikkatle yapılmalıdır. Uygun olmayan ve iyi düşünülmeden verilen ilaçlardan bazı hastalar zarar da görebilir. İyi bir psikiyatrik ilaç seçimi, tecrübe, bilgi ve hasta ile sürekli iletişim içinde olarak sağlanabilir. Birçok ilacın yan etkileri ilaç piyasaya çıktıktan sonra daha iyi anlaşılmakta, bazılarının yan etki ve etkileri uzun yıllar sonra ,dikkatli hekimlerin bildirmeleri ile ancak anlaşılmaktadır. Dikkatli hastalarımın fark ettiği ve benim de bildirdiğim bir ilaç yan etkisi, ilaç piyasaya çıktıktan yıllar sonra uluslararası prospektüse ( ilaç içinden çıkan bilgilendirme yazısı) de girebilmiştir. Bazen bir ilacın şikayetlere yeterli olamayacağı durumda , ilave ilaçlarda kullanılır. Bu kararı psikiyatrist doktor ile hastanın yada danışanın karşılıklı bilgilendirmesi oluşturur.

Hocam ben gönüllü asosyal birisiyim ama bazen her insanda olduğu gibi benimde sosyal olmam lazım oluyor bu zamanda ufak tefekde olsa sorunlar yaşıyorum gereksiz heyecan gibi ne yapmam lazım ?

faraziye Tarafından Soruldu | 2014.10.30

Merhaba, Kişilerin sosyal yaşamı kendi özgür seçimleridir. Ancak birey kendini kapadıkça , dış ortama karşı yabancılaşır ve uzaklaşır. Buda dışarı çıkıldığında bir uyum problemi olarak ortaya çıkabilir. Bunun üstesinden gelmenin yolu , sosyal ortamı, dış ortam ve ilişkilerden kopup yabancılaşmayacak derecede tutmak ve sosyal çevre ile iletişimi sürdürmektir.

       Soru sorabilmek için üye olmalı yada üye girişi yapmalısınız..


Kişiliğinizi ve karakterinizi size söyler Kişiliğinizi ve karakterinizi size söyler

Kişiliğinizi ve karakterinizi size söyler

  Kişiliğinizi ve karakterinizi size söyler
İlişkinizin ayrılığa mı yoksa beraberliğe mi gittiğini önceden size söyler İlişkinizin ayrılığa mı yoksa beraberliğe mi gittiğini önceden size söyler

İlişkinizin ayrılığa mı yoksa beraberliğe mi gittiğini önceden size söyler

İlişkinizin ayrılığa mı yoksa beraberliğe mi gittiğini önceden size söyler
Evliliğinizin geleceğini tahmin eder Evliliğinizin geleceğini tahmin eder

Evliliğinizin geleceğini tahmin eder

Evliliğinizin geleceğini tahmin eder
Psikiyatrik rahatsızlık riskinizin ne olduğunu bulun Psikiyatrik rahatsızlık riskinizin ne olduğunu bulun

Psikiyatrik rahatsızlık riskinizin ne olduğunu bulun

  Psikiyatrik rahatsızlık riskinizin ne olduğunu bulun