Doktora soru sor, Psikiyatriste sor, Psikoloğa sor, Doktora sor

Tweet

SORU - CEVAP

Siz soruyorsunuz, Doç. Dr. Armağan Samancı cevaplıyor.

sayın hocam önceki gün size bu iletişim kanalından şikayetlerimi göndermiştim herhangi bir değerlendirme yapabildinizmi ?

slk29 Tarafından Soruldu | 2013.02.28

Soru alanına yaşamınıza ait özel kalması gereken alanları yazdığınız için ilk sorunuza yanıt veremedik.Sorunuzu birkaç cümle ile sınırlandırırsanız ve özel yaşamınızın farkedilmesini önleyen bir içerikte yazarsanız memnun olacağım.Psikiyatrik şikayetlerinizin azalması için aynı psikiyatristle düzenli bir tedavi süreci talep edin.Hastanede yada size bu hizmeti sunan hastanelerde ilaçla tedaviniz yanında terapi de talep edebilirsiniz.Rahatsızlıklarınızın bir terapi desteği olmadan düzene girmesi kolay olmayabilir.Ayrıca tedavinizin yanı sıra sizin rahatsızlıklarınızda önemli olan bir diğer konuda; yaşamınızın merkezine sadece hastalığı almayıp ,kısmende olsa iyileşince psikiyatrik şikayetlerinize rağmen yaşama ve çalışmaya devam etmeniz önemlidir.

15 yıldır kaşlarımı yoluyorum. Bunun yanında bazen daha yoğun olmak üzere tilklerim var. Artık bu sorunlarımdan kurtulmak istiyorum. Daha önce terapi aldım fakat sanırım terapi bana uygun bir yöntem değil. Teşekkür ederim.

figen Tarafından Soruldu | 2013.04.29

Sayın takipcimiz, Saç yolma toplumda düşünüldüğünden daha fazla görülen bir rahatsızlık.Birçok birey bu durumu saklayarak yıllarca yaşayabilmektedir.Herşeyden önce tedavinizin özellikle obsessif hastalarla deneyimi olan bir psikiyatrist doktor tarafından düzenlenmesi gerekir.Tiklerinizin olması ve takıntılı yolma davranışınız bu rahatsızlığınıza ait belli ilaçların kullanılması için ipuçları vermektedir.İyi düzenlenmiş ilaçlar, terapinizi kolaylaştırabilir ve tedaviye uyumunuzu da arttırır.Takıntılı (obsessif) bozukluklarda iyileşme oluncaya kadar dozlar daha yüksek tutulduğu için ilacı bir psikiyatristin önerisi olmadan azaltmamanız önemli. Daha ileri tarihte yayınlamayı planladığımız "Saç yolma-Trikotillomani" yazımı , sizede yardımcı olması için sitemizdeki Makaleler bölümündeki Psikiyatri yazılarına ekledik.İyileşmeniz dileğiyle.

Son 3 ay gibi bir süredir iş hayatındaki birim değişikliği ile ilgili kaygı ve mutsuz günler geçiriyorum. Gelecek ile ilgili karamsar oldum. Düzenli uyuyamıyorum ve 8 kilo kadar zayıfladım. Yaptırdığım tahlillerden bir olumsuzluk çıkmadı. Her zaman ki kadar yiyorum, sadece bağırsaklarım son 3 aydır daha hızlı çalışıyor. Önereceğiniz ilaç yada tedaviler benim için çok önemli.

Semih Tarafından Soruldu | 2013.07.21

Sayın üyemiz, İş yaşamındaki problemler ve mutsuzluklar bireylerde birçok psikiyatrik şikayete sebep olabilmektedir. Genelde sizin de yaşadığınız gibi, bir olay sonrası bu olaya tepki olarak başlayan psikiyatrik rahatsızlıklara "Uyum Bozuklukları" diyoruz. Sorunun çözülmesi ile de uyum bozuklukları geçmektedir. Ancak sorunun çözülmesinin çok da kolay olmadığı durumlarda ,şikayetler sürmektedir. Sizde depressif şikayetler daha ön planda gibi görünmektedir. Öncelikle sorunun zaman içinde çözüleceğini düşünün. Sizin için problem çözme yollarını bir arkadaşınızla paylaşarak ilerlemeniz önemli. Problemi tam istediğiniz gibi olmasa da zamanla çözebilme yolları oluşturabilirsiniz. Somatik denilen ruhsal duruma bağlı psikiyatrik şikayetlerinizin yani bağırsak problemlerinin oluştuğunu da göz önüne alırsak , size en yakın psikiyatri uzmanına başvurarak bir değerlendirme ve tedavi imkanından fayda görebilirsiniz. İş dışındaki yaşamınızda alacağınız doyum, iş problemlerinin getirdiği problemlerin hafifletilmesini de sağlar.

hocam çocukluğumd dini obsesyona yakalandım sonra temizlik obsesyonu üniversite yıllarında sosyal fobi teşhis bırakıldı en son da obsesif kompulsif bozukluk tanısı bırakıldı bir uzman pisikiyatrist tarafından 5 yıldır anti depresan ilaçlar alıyorum ama rahatsızlığım azalacağına git gide artıyor birçok uzmana görünmeme rağmen hep ilaç tedavisi verdiler ama düzelemiyorum çocukluğumdan beri hayatım berbat bir şekilde gidiyor pisikolojik sorunlarımdan dolayı öğretmenim ama işimi tam anlamıyla sorunlarımdan dolayı yapamıyorum zengin olsam mesleği bırakmayı bile düşünüyorum çok kötüyüm yarın yine başka bir uzmana görüneceğim yani ilaçlar fayda etmiyor.

murat12 Tarafından Soruldu | 2013.07.22

Sayın danışanımız, Obsessif Kompulsif Bozukluk kesin tanınız ise ; tedavisinde zorluklar olabilen bir rahatsızlıktır. Bir kısım hastalarımızda tedavi ile azalıp tamamen geçmeyebilir. Tedavi olmadığı zamanda artış gösterme eğilimine girebilmektedir. İşinizi etkilemesi , rahatsızlığınızın istenilen düzeyde tedavi olmadığını göstermektedir. İlaçlar tedavinizin önemli bir parçasıdır ancak özellikle davranışçı-bilişsel terapilerin tedavi planınızın bir parçası olması gerekir. Öncelikle psikiyatristinizden size daha fazla zaman ayırmasını rica edin. Tedavide yinede ilerleme yoksa eğitim araştırma yada üniversite hastanelerinin anksiyete bozuklukları birimine başvurun bu konuda sizi takip eden psikiyatristinizin önerisini alın. Obsessif Kompulsif Bozukluk tedavisinde kullanılan bazı ilaç kombinasyonları tedavi de etkinliği arttırabilmektedir.

son 1 yıldır aşırı derecede sinirleniyorum. Birşeyler kırmak istiyorum veya kava etmek istiyorum bunları yapamayınca kendime zarar veriyorum.Günün yarısını yalnız geçirmek istiyorum.İnsanların yüzünü görmek istemiyorum güvenim kalmadı kimseye yardımcı olurmusunuz?

rabıa66 Tarafından Soruldu | 2013.07.23

Sayın danışanımız, Sinirlilik bir karakter özelliği olarak gözükse bile bazen altta yatan bazı psikiyatrik rahatsızlıklardan kaynaklanabilmektedir. Daha önce bu derecede sinirliliğiniz yoksa , majör depresyon yada depressif bozukluk bu tür tahammülsüzlük ve sinirliliğe sebep olabilir. Ayrıca ailenizde (anne yada baba tarafı) bir bipolar yada manik-depressif bozukluk teşhisi almış kimse varsa , buda sinirlilik gibi bir takım şikayetlere sebep olabilmektedir. Tüm bunların ve diğer olasılıkların değerlendirilmesi için yakınınızdaki bir psikiyatri uzmanına başvurmanızı öneririm. PAT(Psikiyatrik Akıllı Ön Teşhis Sisteminde) tüm sonuçlarını görmeniz de size psikiyatrik bozukluk riskinizle ilgili bir fikir verebilir. Ayrıca PAT sonuçlarının altındaki ilk 3 en yüksek rahatsızlık riskinizle ilgili detaylı açıklamalar ve vaka örneği de yardımcı olacaktır. Ayrıca bazı kişilik özelliklerinizde sizi daha sinirli olmaya yatkın hale getirebilmektedir.Psikiyatristinizin size yardımcı olmasını kolaylaştırmak için PAT sonuçlarını da psikiyatristinizle paylaşın.

Selam, Bir yakınımın 30 yasında 2. fakulyeti bitirmek uzere olan kızı, oncelikle anxite ( kaygı bozuklugu ) teshisi konularak... Duzenli olmadan ilac alıyor ve sonra bırakıyor... 1 yıl sonra sacma sapan konusmalar baslayınca... Paranoya baslangıcı teshisi konuluyor... Doktor... Hastanın duyarlı yapısı uzerine, annesi aracılıgı ile yiyeceklerine enjekte edilen ilac veriyor... 1-2 ay icinde oldukca duzelme yasanıyor... ama Hasta hastalıgını kabul edip yuzlesmedigi icin.. evden ayrılamıyor...ilacı aksamasın diye... yasam sekli arap sacına donuyor... Merhamet ve duygusal yıkılmasın diye... Hastaya ne kadar sure GİZLİ ilac verilir... bu gizli verilen ilac belli surede tedavi edermi... Bunun GENEL- STANDART kurallarını nasıl ogrenebilirim... ben hasta durumunu kabullenmeden tedavinin cevap verremiyecegi gorusundeyim.... Genel Kurallar nedir... nasıl ve nereden ogrenebilirim... Tesekkurler...

Noory Tarafından Soruldu | 2013.07.23

Sayın danışanımız, paranoid bozukluk, paranoid şizofreni vs. gibi akıl hastalıkları başlangıçta depresyon yada kaygı bozukluğu gibi ön belirtilerle başlayabiliyor. Hasta başlangıçta kendinde yaşanan değişikliklerin sıkıntısı ile bu şikayetleri geliştirebiliyor. Yaşadıklarına başlangıçta tam bir anlam da veremiyor onunda sıkıntısı ekleniyor. Hastalara bilgileri ve istemleri dışında ilaç vermek etik ve hukuk açısından sakıncalı bir durum , ancak hastanın hastaneye zorunlu yatışını ve zorunlu tedavisini gerektiren durumlarda hastaya hukuki çerçevede istem dışı ilaç verilebiliyor. Ancak azda olsa bazı aileler çaresiz duruma düşüp yiyecek ve içeceklerine ilaç katma eğilimine giriyorlar. Bunun şu açıdan sakıncaları var; birincisi hasta bunu fark edince güvensizlik ve şüpheleri daha da artıyor. Bu durumda hasta ile uzun süreçte bir tedavi işbirliği sağlamak daha da zorlaşıyor. Halbuki hasta ile iyi bir ilişkiyi koruyup zaman alsa ve zor olsa bile tedaviye ikna etmek uzun planda çok daha yardımcı. İkincisi , ilaç dozlarını ve alınma sürelerini ayarlamak ilaç tedavisinde önemli bir nokta. Yiyeceklere katarak bunu sağlamak pratikte mümkün değil. Üçüncüsü akıl hastalıklarında ilaçla tedavi kadar hasta ile terapötik iyi bir ilişki kurmak çok önemli, bunu bozulmaması lazım. Düzenli ilaç almayan hastalar için uzun aralıklarla verilebilecek bazı ilaç çeşitleri de bulunuyor. Bir psikiyatrist ile yüz yüze görüşerek ve hastanızı daha detaylı anlatarak da bilgi almaya çalışmanızı öneririm.

otuz yılı aşan bir evlilikte bir kaç yıldır kötüye doğru giden bir ilişki yaşıyorduk ve görmezden geliyorduk.Son iki yıldır işim gereği uzakta yaşıyoruz ikimizin yaşıda ellinin üstü eşim 58 ben 55 yaşındayım ve nihayet ben burada değilken eşim beni ilk kez aldattı ve bunu bana kendisi söyledi ben anlamıştım çok panik yapmamakla birlikte kadınlık onurum kırıldı o kişini önemsiz biri olduğunu ve bunu herkesle yaptığını söyledi o sadece mutsuz olduğu için bu yola başvurduğunu söyledi ve biz anlaşmalı boşannma davası açtık ben şimdilik ısrarın ve çabanın gereksiz olduğunu anladım çünkü beğenmeme geçmişe dönük pişmanlıklar başladı aynı sizin dediğiniz gibi ve son sevgi kırıntılarını kaybetmek istemedim herşeyi bırakarak çocuklarımdan da uzaklaşarak uzağa yabancı bir yere kaçtım ama tabi acı çekiyorum kendime acımaya başladım hayattan kopmak istemiyorum ancak bir kaç ay sonra istanbula gelince sizinle iletişime geçicem beni iyi edeceğinize inanıyorum yalnızca biraz ruhumu iyileştirmek için önerillerinize ihtiyacım var,şimdiden teşekkkürler

engin Tarafından Soruldu | 2013.09.01

Sayın danışanımız, Uzun yıllar süren bir evlilik zaman içinde birçok bağın oluşmasına neden oluyor. Çünkü iki eş de birçok şeyi paylaşmış ve bir anlamda beraber büyümüş oluyorlar. İlerleyen yıllarda ilişki de sorunlar oluşup artsa bile yine de ilişkinin birçok iyi parçası da kalabiliyor. Bunu bir meyvenin çürümesine benzetebiliriz, çürük alanlar dışında sağlam alanlarda kalır ancak meyvenin artık tadı kaçar. Bundan dolayı ne olursa olsun bireyler uzun yıllar süren evliliklerinde anlaşmalı da boşansalar üzüntü ve hüzün duyuyorlar. Ayrıca aldatılma, kadında başkasına tercih edilme, beğenilmeme ve istenmeme duygularını uyandırıyor ve bu da daha yıkıcı olabiliyor. Bunun sonucu da bireyler kaybettikleri geçmişleri ve evliliklerine ait bir yas sürecine giriyorlar. Daha erken yaşlarda bu yasın acısı sağlıklı olmayan bir şekilde hemen başka bir ilişkiye başlayarak kapatılabiliyor. Bir grup bireyde ise sağlıksız olarak kendi içlerine kapanıp ya da yaşamlarında büyük değişiklikler ya da kaçışlar yaparak bu süreci yaşıyorlar. Bu süreç en az aylarca bazen azalarak yıllarca sürüyor. Önerim, yaşamınızda acılarınızı azaltma ya da sadece geçmişi düşünerek çözme yerine, yaşamınızda yeni ve iyi alanlar yaratın. Kendinizi işinize verme, yeni ve iyi arkadaşlıklar yaratma, kendinizi gerçek olarak değerli hissedeceğiniz ortamlara taşıma bunlardan birisi. Yani bir anlamda yaşamınızı yeniden şekillendiriyorsunuz ve yeni kazanımlarla bu kaybı kapamaya çalışıyor olacaksınız. Duygusal boşlukta olmanıza rağmen karşı cinsten size gelebilecek ilgiye de kapılmamanız gerekir. Uzun yıllar yaşamınız evlilikle dolduğundan bu süreçte yaşamınızda yeni boyutlar açma ya da bulma çok kolay olmayabilir. Ama buna yoğunlaşırsanız birçok uğraşı yavaş yavaş karşınıza çıkacaktır. Yeter ki kendi içinize kapanmayın. Çocuklarınız ve yakınlarınızdan uzaklaşmayın ama bütün konuşmalarınız da ayrılık üzerine olmasın. Artık bu konuyu yaşamınızda bir kutuya koyup bir yere kaldırma düşüncesini olgunlaştırın. Bu süreç her ne kadar zor ve sıkıntılı olsa bile üstesinden geldiğinizde daha da olgunlaşarak ve yaşama bakış açınız farklılaşarak çıkacaksınız. Bu dönemde depresif şikayetleriniz artarsa ve depresif bozukluk ya da majör depresyon geliştirirseniz bunun tedavisi de sizin değişiminizi kolaylaştıracaktır. Yaşamda bir kapı kapandığında bir kapı açılır inancını lütfen kaybetmeyin.

22 yaşında bir bayanım 3,5 yıldır süren ve resmiyete dökülen bir ilişkiim var. Çok yakın bir zamanda nişanlanacağız fakat benim bazı konularda şüphelerim var. Nişanlımla aramız çok iyi birbirimize karşı sevgimiz bağlılığımız çok iyi fakat benim onun ailesi hakkında olumsuz düşünce ve duygularım var. özellikle annesinin fazla oğluna düşkün olması, benden kıskanması, bencil istekleri, yanlış konuşmaları ve hareketleri var. Bunun dışında yüzüne gülüp menfaatine uymayınca tavrını hemen bozan bir kayınvalide var karşımda.Her türlü işini ve isteğini oğlundan beklemesi evlenince sorunlar yaratacak diye düşünüyorum. Bunun yanında nişanlımda çoğu zaman ailesinin yanlışlarını görmeyip onlar için bana sert tavır sergiliyor. Birkaç maddi konuda benden gizlediği şeyler de olmuş öğrendim ama bunların dışında nişanlımla kopamıyoruz ve hiç sorunumuz yok diyebilirim. Ama evlenince ailesi yüzünden mutsuz bir evlilik yaşamak istemiyorum.Hata yapmak pişman olmak istemiyorum. Değerli fikirlerinizi almak isterim. Teşekkürler.

Gt22 Tarafından Soruldu | 2013.09.13

Sayın danışanımız, Ülkemizde birisi ile evlenince ister istemez onun ailesi ile de evleniyorsunuz. Ailelerden kaynaklanan problemlerde iyi yönetilmezse ilişkilere ciddi zararlar veriyor. Buradaki en büyük problem çok olgunlaşmamış anne, baba ya da kardeşlerden geliyor. Yaş insanı tek başına olgunlaştıran bir etken değil. Yaşı geçkin olmasına rağmen halen ergenlik çatışmalarını aşamamış kayınvalideler de var. Özellikle anne çok güçlü görmediği ve mutlu olmadığı eş yerine, ailenin güçlü ve kendine yakın bireyini ''duygusal eş " gibi seçip ondan ayrılmak istemiyor. Çünkü onu kaybederse yaşamında büyük bir boşluk olacak ve o boşluğu dolduracak başka birisini de bulması artık mümkün olmayacak. Böyle olunca bu grup erkek çocuklar, annelerine çok yakın büyütülüyorlar ve farkında olmadan kendilerini annenin koruyucu kollayıcısı olarak hissetmeye başlıyorlar. Duygusal olarak bağlı olduğu anneye bakışı da doğal olarak objektif ve tarafsız olamıyor. Bu açıdan başlangıçta annesi ile ilgili ikazlarınızı haklı olsa bile anlayamayacaktır ya da sizi mutsuz etmemek için anlamış gibi davranabilecektir. Annesi ile açık çatışmaya girerseniz, anne oğlunun mutsuz olup olmayacağını düşünmeden sizi "kötü" sınıfına koyup evliliğinizde sorun çıkartabilir. Bu açıdan kayınvalide ile açık çatışmaya girmeyin ve özellikle tartışırsanız bile geri dönüşü olmayan kırgınlıklar oluşturmayın. önce sizi seven nişanlınızla ilişkinizi güçlendirin ya da bu konudan dolayı yıpranmasına izin vermeyin. İlişkiniz ne kadar güçlü, nişanlı ya da eşinizin size bağlılığı ne kadar fazla ise zamanla annenin olgun olmayan taraflarını fark edebilir. Annesini hep eleştirirseniz sizin tarafsız olmadığınızı ve annesinden hoşlanmadığınızı düşünüp söylediklerinizi haklı olsa bile çok dinlemeyebilir. Onun için annesini eleştirdiğiniz kadar iyi taraflarını da konuşun. Annesinin kişilik yapısını ve özelliklerini daha iyi bilebilmek için sitemizde olan "AKÖS-Akıllı Kişilik Özellikleri Sisteminde" kayınvalideniz yerine, onun gibi soruları yanıtlayıp, onun kişilik özelliklerini görün. Ona göre nasıl davranmanız konusunda kendinize bir yol çizmeye çalışın. Ne olursa olsun kayınvalideden nefret etmemeye çalışın. Nefret duygunuz gelişirse problemleri çözmeniz çok zor olacaktır. Bu süreç yorucu olacaktır ancak sadece profesyonelce bir yol izlerseniz uzun yıllar geçmeden problemi çözebilirsiniz. Nişanlınızın tutumu ve yapısı da bu sürecin önemli belirleyicisidir. Onun problem çözme yetilerinin de iyi olması gerekir.

hocam 5 ay önce ikinci evliliğimi yaptım ve şehir değiştirdim ailemden herkesten uzaklaştım,eşimle nişanlılık dönemlermiz iyi idi ve son 1 aya kadar bir anda eşim kaba bencil ve çok inatcı bir kişiliğe büründü,benimde inatcı bir yapım vardır ilk zamanlar kendimden hep özveride bulundum ama artık tahammülüm kalmadı sürekli olur olmadık şeylerden birbirimizi kırıyor ve günlerce konuşmuyoruz,ve işimden ayrıldım evliliğim için bir anda sosyal hayattan asosyal bir hayatın içinde buldum kendimi,yalnız olduğum için beklentilerim çoğaldı onlarıda hissedemeyince iyice içime kapandım ve desresyona girdiğimi düşünüyorum,hatta ayrılmayı bile teklif ettim,ve eşimin en kötü huyu hiç konuşmaması sürekli dediği ben konuşmayı sevmiyorum dinlemeyi tercih ederim diye,bu sefer deliriyorum konuşamazsak bu sorunları nasıl çözeceğiz,lütfen yardımcı olun onun nasıl konuşturabilirim veyahut benim nasıl bir çözüm yolu bulmam gerekiyor,saygılar.

misra Tarafından Soruldu | 2013.09.14

Sayın danışanımız, Özellikle yeni evliliklerde birbirini tanıma ancak aynı evi paylaşınca gerçek anlamda mümkün oluyor. Bir insanı tanımanın tek yolu aynı evi paylaşmaktır. Onun için çiftin birbirine çok iyi olduğu ve sadece iyi zamanları geçirdiği flört ya da nişanlılık dönemi birbirini tanıma için yeterli olmamaktadır. İlaveten ilişkide inatçılık ögeleri bir evliliği en çok zora sokan kişilik özelliklerinden bir tanesidir. İnatçılığınıza engel olamasanız bile küslük ve kırgınlıkları bir günün ya da en fazla üç günün ötesine götürmeyin. Problemlerinizin kısa sürede çözülmeyeceğini göz önüne alırsak, öncelikle kendinizi iyi tutan sosyal ortamlar oluşturun. Değer verildiğinizi hissettiğiniz ortamlara girin. Samimi arkadaşlarınızla sorunlarınızı paylaşın, depresyona girip çözümsüzlük girdabına kapılırsanız problemleriniz daha da artacaktır. Hep tek taraflı özveride bulunmayın, ama açık çatışmaya da girmeyin. Evde kendinizi de iyi hissettirecek bir ortam yaratın. Eşiniz konuşma isteklerinizi evliliğinize tehdit diye algılıyorsa konuşmaktan kaçınacaktır. Ayrıca her insan duygusal olarak çok açık olmayabilir. Eşinizi konuşmaya zorlamak, bu konudan daha da kaçmasına yol açabilir. Kendiniz değil de başkalarını konuşarak evde bir sohbet ortamı yaratmaya çalışın. Duygusal olarak eşinize iyi hisler yaratmaya çalışın ve kızgınlıklarınızı ve hayal kırıklıklarınızı kendi içinizde büyütmeyin. Yakında sitemizde devreye girecek olan AER programını eşiniz yapmasa bile tek başına yapın . AER' in size özgün olarak sunacağı detaylı evlilik önerilerini ve problemlerin nereden kaynaklandığı tespitlerini dikkatle inceleyin. Saygılarımla.

iyi günler armagan bey bn 3 sene önce evlendim ve 1,5 yasında olum var.eşimimn telefonunda bi kaç defa kadın mesajları yakaladım.bilgisayarda bi kere kadın fotorafına bakerken gördüm birde cisellik porno vıdeoları izledigini farkettim biz bi kaç defa boşamnmaya kadar geldik mesajlar yüzünden ben artık güvenmiyorum kavgalıyken kaşınan kadın olursa yaparım ömr boyu b,pila yenmez gibi laflar beynmde artık şüphe oluştu ve dinleme cihazı koydum üstüne koydugumda haklı oldugumu gördüm kadınlara laf atmalar bakmalar sürekli kadınlar hakkında konuşmalar falan filan benim güvenim tammen bitt ve cinsellik olayıda bitti bana dokunmasını falan artık hiç istemiyorum ne yapmamız lazım yardımcı olun

elifozi Tarafından Soruldu | 2013.09.15

Sayın danışanımız, Evlilik sevgi, paylaşım ve güven üzerine kurulu bir yapıdır. Bu temeller evliliğin, daha doğrusu iyi bir evliliğin olmazsa olmazıdır. Bir ilişkide özellikle güven kaybolursa ve karşıdaki insan da kaybolan güveni kazanmak için çaba göstermezse, ilişki sağlıklı ve mutlu bir şekilde yürümez. Gittikçe yıpranan ve güvensizliklerin arttığı bir evlilikte duygusal kopma kaçınılmaz olacaktır. Ancak sorunu çözmek için çaba göstermek ve karşınızdaki insanı sorunları paylaşmaya teşvik etmek gerekir. Yani evlilikteki sorunları çözmek için elden geleninde fazlasının yapılması gerekir. Çünkü günün sonunda yapılacak her şey yapıldı ancak yine de olmuyor duygusunu kazanmak gerekir. Karşıdaki insan evlilikteki sınırları bozar hatta kendi yanlışlarının doğru olduğu duygusunu sizde uyandırmaya çalışırsa, bu onun sorunları anlayamadığı ve çözmek içinde bir çaba içine girmeyeceği anlamına gelir. Karşınızdaki insanın " sex bağımlılığı" rahatsızlığı varsa bu da ilişkinizi, çözülmezse tıkayabilecek bir durumdur . Sex bağımlılığı ile ilgili bir yazımız önümüzdeki haftalar içinde makalelerin psikiyatri bölümünde yayınlanacaktır. Eğer karşınızdaki insan kurallarla problemleri olan, sorumsuz bir yapıda ve aklına o an ne gelirse onu yapan bir karakterde ise onunla sorunları çözmek çok zor olacaktır. Saygılarımla.

sayın hocam 5 aylık evliyim.eşim haftada bir dışarı çıkıyor arkadaslarıyla bırlıkte gec saatlere kadar dısarıda oluyor.aslında şüphelenecegım bı durum yok ama elımde olmadan hırçınlaşıyorum.aynı şekılde bı aksam eşim ve arkadaşlarıyla bırlıkte oturuyoduk.eşimin çok yakın bı arkadaşı kardeşim dedıgı ınsan bana bı kac olaydan kırgınmıs.onları anlatırken ıstemeden sesını yukselttı ve benım 12 yıllık arkadaşım senın daha 5 aylık eşin.sınırlarını bılmıyosun şeklınde bı konusma gectı.eve geldıgımızde eşimle bunun üzer,ne hiç konusmadım aynı şekılde oda ama eşim suan ark hiç bisey olmamıs gıbı hala konusuyo bu normalmı benim düşüncelerim mi yanlış orda benı savunmalıydı şeklınde düşünüyorum.şimdi benım napmam lazım.yardımcı olurmusunuz ?

NURGÜL Tarafından Soruldu | 2013.09.17

Sayın danışanımız, Yeni evliliklerin ilk yılları çift için en riskli dönemlerdir. Eşinizi daha derin tanımaya ve onun ilişkileri ve bağlılıklarını da fark etmeye başlarsınız. Ayrıca kişilik ve karakter farklılıklarınız da birbirine uymaya ve bu uyum sürecinde de sürtüşmeye başlar. Yani denemeden numarası size uygun diye aldığınız güzel bir ayakkabının ayağınıza alışma süreci gibidir. Ayağınıza dar gelirse burada esneyen tarafın genişlemesi ile ancak sorunlar aşılabiliyor. Evlilik aynı zamanda bireylerin olgunlaştığı ya da olgunlaşmasını sağlayan bir süreçtir. Burada ana esas karşınızdaki insanın ilişkinizdeki bağlılıklarını arttırarak ilişkinizi güçlendirmek ve size bağlılığını arttırmaktır. Ancak onun diğer ilişkilerine ayırdığı zaman size karşı sorumluluklarını bozmadığı sürece kabul edilebilir. Sevilen bireylere herkes sahip olmak ister ve arkadaşları veya yakınları onu kaybetmek istemediklerinden zaman zaman size karşı bir tutuma da geçebilirler. Onları kızdırırsanız onlarda size, sizde kızgınlık yaratıcı mesajlar verirler. Bunlara dikkat edin. Her kızdıran söze yanıt ve tepki verirseniz ilişkiniz daha yıpranacaktır. Özellikle alıngan, duygusal ve ben merkezli kişilik özellikleriniz varsa bu sizi daha çok çatışmaya yönlendirebilir. Ülkemizdeki kadınların fazla anaç yapıları eş ve çocuklarına çok bağlanmayı da getiriyor. Buda yine eşinize bağlı diğerleri ile onu paylaşma sorunlarını oluşturabiliyor. İlişkinizi güçlendirerek eşinize sahiplenmek daha kolay bir çözümdür. Açık ve sert tepkiler ilişkide eşinizin size olumsuz bir bakış geliştirmesine yol açabilir.

Sayın Hocam, Daha once 13.09.2013 tarihli sorduğum soruya verdiğiniz yanıt için tesekkurlerimi sunarım.O yazınız benim için yol gösterici oldu, sık sık okuyorum ve iimden tekrar ediyorum.Ayrıca depresyonla mucadele etmek için psıkolojık tedaviye de başladım.Söylediğim gibi eşimin yaşı altmışa yakın benim de 55 biz birden bire anlamadan bir kaç ay içerisinde bu işi yapmaya karar verdik.İki taraf için de iyi olmasını diliyorum.Eşimin hayatında aklını başından alıcak bir birliktelik ve kadın yok herkese olmadıgını söylüyor ve davranışları o yönde ama dört beş ay önce ayrı ülkelerde yaşamasına ragmen kendini özgür hissetmediğini ayrı eve taşınmak istediğinden söz etmişti ve o arada bu güne kadar tek eşli yaşamasına ragmen mutsuz oldugu ve ıhtiyaçları için dışarıda ki kadınlara gittiğini söyledi ve şimdi herkese ve tabii ki bana evlendiği günden beri mutsuz olduğunu kabul ettirmeye uğraşıyor.Ama bir süreden beri hayattan zevk almayan depresif durumu var.Benim öğrenmek istediğim bu periyodda acaba eşlerin arasındaki cinsel yaşamın doğal olarak yavaşlaması nedeniyle erkeğin genç bedenleri tercih etmesi evlilikten ve eşinden kolay vazgeçebilme sebebi oluyor mu? Bir de bu yaşlarda ayrılan çiftlerde özellikle erkek geçmişe bir özlem aileyi arama özleme duygusu yaşıyor mu? Şimdiden teşekkür ederim,saygılarımla

engin Tarafından Soruldu | 2013.09.17

Sayın danışanımız, Önerilerimin size sınırlı da olsa yardımcı olmasından dolayı mutluyum. Evlilik ve ilişki gibi detaylı bir yapıda oluşan sorunlara kısa yanıtlarla çözüm üretmek oldukça zor. Onun için AİR ve AER bilgisayar programlarını geliştirdim. AİR ve AER aslında kendi içinde yapay zekâsı olan ve tecrübeli bir evlilik-ilişki terapisti gibi size özel çözümler de üreten programlardır. Yaş grubu olarak bu yaşlar aynı genç yaştaki evlilikler gibi riskli bir evlilik yaşı oluşturuyor. Buradaki riskler genç yaş evliliklerden doğal olarak farklı. Öncelikle bireyler daha önceki yaşadığı sıkıntı ve hırpalanmaları da ilişkilerine taşıyorlar. Ayrıca sıkıntıların ve geçmişteki sorumlulukların getirdiği tükenmişlikleri kendilerine kurdukları ve aslında onları yalnızlığa götürse de tek başlarına ve sadece kendileri için yaşadıkları bir hayat ile çözmeye çalışıyorlar. Bu da bireyleri biraz bencil, artık sıkıntıya katlanamayan ve sıkıntıyı paylaşımdan hoşlanmayan bir çizgiye götürebiliyor. Genç yaşlarda olduğu gibi çok güçlü bir duygusal bağlanma da olmadığı için çabuk vazgeçme eğilimine girebiliyorlar. Ayrıca eğer kendi iç dünyalarına bakışları yok ve sorunlarını anlama eğiliminde değilseler, mutsuzluklarının sebebini kendilerinden çok çevre ya da en yakınlarında aramaya başlıyorlar. İlkönce de eşlerini mutsuzluklarının nedeni olarak görebiliyorlar. Bu bireyler için, duygusallığı olmayan cinsellik de sadece sıkıntı rahatlatıcı bir eylem olabiliyor. Erkekler psikiyatrik problemlerini daha zor kabul edip bunu bir güçsüzlük olarak gördüklerinden psikiyatriste başvurmaları da çok zor oluyor. Psikiyatrik sorunlarını çözmek yerine onlarla yaşıyorlar ve bu da yaşamlarını bozuyor. Sıkıntılarla baş etme ve çözüm arama gücü olmayınca da geçmişe özlem ve geçmişin rahatlatıcı hayallerinde kendilerine bir sığınak bulabiliyorlar. Bu bireyler kendi iç dünyalarında sorunları çözmeye karşı ciddi bir direnç de oluşturabiliyorlar. Bazıları sorunlarını paylaşmaya başlarsa onlarda geçmişin unuttukları sıkıntılarını yeniden ortaya çıkaracağından korkabiliyorlar. Bu da psikiyatrik tedavi ya da terapiye kapalılıklarını ve dirençlerini arttırıyor.

4 yıldır ileri derecede aşık olduğum kız onun da bana boş olmadığı fakat fakülteden sonra iş bulma telaşıyla beraber benim onun hakkındaki uyarılarımın onu sıkması da içinde olup benimle bir celsede ayrıldı numarası yok hiçbiryerden ulaşamıyorum ve kendimi çok kötü ve suçlu hissediyorum benden ayrıldığı için çok kötü oluyorum eğer başkasıyla evlenirse yaşayan ölüyüm demektir...benim bazı kıskançlıklarım oldu bunu konuşabileceğimizi söyledim fakat beni bıraktı ve ben onsuz çok kötü bi haldeyim... Allah sonumu hayır etsin aklımı sağlıklı kullanamıyorum o yokken..Bana onu bulup getirin yoksa iyileşemem bana çare bulun...cevap yazarsanız sevinirim...onu çok seviyorum fakat kendisi bana verdiği sözde durmadı fakülte bitince çekip gitti...bütün ilişkisini bitirdi böyle birşeyin olmasını asla düşünmüyordum fakat beni terketti...yardımcı olun lütfen çok kötü bi durumdayım...öyle birşey söyleyin ki beynimden vurulmuş olayım...saygılar hürmetler ederim...

halis Tarafından Soruldu | 2013.09.18

Sayın danışanımız, Genç yaştaki bireyler ruhsal olarak büyüdüklerinde, ilişkilerine bakışları da doğal olarak değişir. Genç yaşlarda bu değişim daha hızlıdır. Çiftler beraber değişmedikleri zaman, bir birey ilişkiden kopabiliyor. Diğerinin ondan kopamayacağı ya da onu istemesine rağmen bırakmayacağı duygusunu alınca da aniden kopma oluşturup, hiçbir şekilde iletişime geçmeme kararı alıyorlar. Ayrıca, özellikle ülkemizdeki bireylerde, genç yaşlarda kendi iç dünyalarındaki güvensizlikler ve ilişkiye bağımlı olma sorunları nedeniyle oluşan kıskançlıklar aşırı olup, diğer bireyi bunaltabiliyor ve ilişkisine bakışı olumsuz olarak değiştirebiliyor. Ani ayrılıklarda, ayrılmak istemeyen bir yas sürecine giriyor. Ayrılıkla ilgili şarkı sözlerinin çoğu bu yas sürecinde yazılmıştır. Yas süreci doğal olarak 3 ay ile 14 ay arasında normalde azalarak sürer. Aslında yaslar bireyi olgunlaştıran süreçlerdir. Çünkü kendi iç dünyalarına ve geçmişteki ilişkilerine bakışı arttırır. Doğal olarak kaybedilen kişi bu süreçte her yerde aranır. Ama kaybedilenin artık farklı bir duyguda olduğu ve onun seçimine saygı duymanın da onu gerçekten sevmek olduğunu kabul ettikçe yas çözüm sürecine girer. Onun seçimini kabul etmemek, bir anlamda onun için değil sadece kendimiz için bir ilişki isteme olacaktır. B uda ilişkinin temel paylaşım ögesine tamamen terstir. Bir grup birey, bu tarz ayrılık sonrası oluşan yaslarını yıl geçse de aşamamakta ve tüm yaşamları boyunca yaşamaktadırlar. Psikiyatride böyle bir durum Uzamış ya da Komplike Yas Reaksiyonu olarak tanımlanır ve tedavi edilmesi gerekir. Her yastan sonra bir duygu ilelebet iç dünyada kalır, ancak bu güzel bir anı olarak tutulup ilerideki yaşamı bozmadığı sürece sağlıklıdır. Özellikle bir kadın duygusal olarak tamamen koptuğu zaman, onun duygularını yeniden oluşturmak mümkün değildir.

Sayın Hocam, Gunaydın konuyu sadece benim anlattıklarım çerçevesinde ve kısa cümlelerle o kadar güzel özetlediniz ki.Evet eşim aynı dediğiniz gibi mutsuzluğuna sebep bulmaya çalışıyor ve tabii ki en zayıf halka benim erkeklerin ellerinde ki tek silahları da cinsellikleri.Eşim maalesef kişilerin kendi mutlulukları ve mutsuzluklarının yetkilisi olduğu gerçeğini kabul etmiyor ve yalnızlığını sanırsam onu mutlu edecek birini bulma ya da bulduysa değerlendirme yoluyla gidermeye çalışıyor.Sizin de dediğiniz gibi ben artık bu konuları bir kutuya koydum ve kapadım tabiiki acısını yaşıyorum yaşıyacağım da ama artık kendimi birinci sıraya koymak istiyorum .Burada önerdiğiniz üzere terapi ve ilaç tedavisine başladım Aralıkta 20 günlüğüne ya da kalıcı olarak istanbula dönücem bu sürede size gelip terapi alma şansım olursa çok sevinirim. Sağlıcakla kalmanız dileği ve saygılarımla

engin Tarafından Soruldu | 2013.09.18

Sayın danışanımız, Evlilik ve ilişki problemleri çözüm odaklı olduğunuz zaman daha kolay oluyor. Burada en olumsuz gelişim, kötü giden ilişkilerine takılı kalan ve bunu da hayatı boyunca bir mağduriyet olarak yaşayan bireyler oluyor. Tabi ki, ilişki problemleri zordur ve duygusal olarak yaralayıcıdır ve kolay geçmez. Ancak birçok durumda karşınızdakinin girdiği ruhsal problemleri bütün çabanıza rağmen aşamayabilirsiniz. Burada önemli olan kendinize verdiğiniz değer duygusunu yitirmeden bu zor süreç boyunca ilişkiniz için elden geleni yapmak. Yapılanlar bittiğinde ise ne olursa olsun karşınızdaki ile kötü olmamaktır. Karşınızdaki sizi kötü diye görürse hem kendini haklı çıkarması daha kolaylaşacaktır hem de sizden ayrılmasını kolaylaştırabilirsiniz. Ayrılık süreçlerinde en riskli davranış, hızla kendiyle ilgilenen bir insanın çekim alanına girerek sorunu çözme yoluna gitmektir. Bu yeni bir hayal kırıklığı ile sona erebilmektedir. Yeniden kendine güven oluşup, ruhsal olarak daha hazır hissedildiğinde ancak yeni ilişkiler için hazır olunabilir. Evlilik ya da ilişki kaybı ile başlayan bir dönem, bireylerin kendi ve etraflarında yeni değerler yaratması ve onlara bağlanması ile kademeli olarak aşılmaktadır.

merhaba armağan bey, gevezelik bir hastalık mıdır? komik bir soru gibi gelebilir ama benim için ciddi bir sorun. teşekkürler şimdiden...

azul Tarafından Soruldu | 2013.09.18

Sayın danışanımız, Gevezelik bir hastalık değildir. Ancak, bununla ilgili şikâyetler bireyin yaşam ve ilişkisinde önemli ve etkiler derecede sorunlara sebep oluyorsa, bu düzeltilmesi gereken bir problemdir. Ayrıca altta yatan psikiyatrik rahatsızlık nedeniyle de gevezelik şikâyet olarak ortaya çıkabilmektedir. Bazı durumlarda psikiyatrik rahatsızlıklar kendilerini çok açık olarak göstermeyip daha hafif şikâyetlerle de ortaya çıkabilmektedir. Bazen de kişilik özellikleriyle bağlantılı da olabilmektedir.

Merhabalar hocam öncelikle böyle faydalı bir site için size ve ekibinize sonsuz teşekkürler.ben 2 senelik evliyim eşimle çok mutlu ve huzurlu bir hayatımız var birbirimize karşı yeterince nazik ve şevkatliyiz.genel olarak güzel vakit geçiriyoruz ve her şekilde bana karşı sabırlı,sakin ve sevgi dolu elinden geldiğince beni mutlu etmeye çalışan bir insan.biz sorunumuz evliliğimizin ilk ayından itibaren cinsel anlamda birliktelik yaşayamıyoruz eşim bunu forex ile ilgilendiği için ona bağlıyor. Bir nevi borsa gibi bazı maddi kayıplarda yaşadı.bunun haricinde bir sıkıntım yok diyo benden de kaynaklanmadığını söyledi. Benim anlayamadığım şey birbirimize bu kadar iyiyken neden bu sorunu yaşıyoruz?bağlılığımız olmayacak diye korkuyorum çünkü zaten yeni evli sayılırız.birde kayınvalidem eşinden ayrı ve hayatımızın o kadar içindeki,eşimi bir erkekten ziyade annesinin küçük oğlu olarak görüyorum bu da beni onu çekici görmekten alıkoyuyor.eşimi kayınvalidem,ben ve kendisinden oluşan3 kişilik bir aileden daha çok sadece onun ve benim yeni bi aile olduğumuza nasıl ikna edebilirim?kendimi evli bi kadından çok çocuk gibi hissediyorum yeme içmemiz kayınvalidemle her şey önce onun fikrinden okeyinden geçiyo çocuklarını yanlız büyüttüğü için hem anne hem baba rolü üstlenmiş ama eşimin annesinden kalan artığıyla yetinmek durumunda kalıyorum ama eşimin bi şikayeti yok bu durumdan..bu konuda da sıkıntım var.eşimin ailevi sıkıntıları pek çok dolayısıyla bizim sorunlarımıza vakit ayırmaya kafa yormaya ne zamanı ne de zemini kalıyo bende anlayışla karşılamaya çalışıyorum ama yoruluyorum... Yardımlarınız için şimdiden teşekkür eder saygılarımı sunarım.

Naile Tarafından Soruldu | 2013.09.19

Sayın danışanımız, Evlilik sorunu demek sadece çatışma, tartışma ve kavga demek değildir. Birbirini çok seven ve uyumlu çiftlerin de evlilik ya da ilişkilerinde problemleri olabilir. Bu problemlerde evliliğin farklı dönemlerinde farklı şekillerde ortaya çıkabilir. Cinsellik, aslında evliliğin önemli paylaşımlarından bir tanesidir. Bir anlamda duygusal yakınlığın ve güvenin biyolojik bir ihtiyaçla kaynaşmasıdır. Bir grup çiftte biyolojik ihtiyaç ögesi ön planda olup, evlilikleri çok problemli olsa bile, cinselliklerini ayrı ve iyi tutabiliyorlar. Ancak çiftlerin çoğunda ve özellikle duygusallığı yüksek çiftlerde, ilişki sorunları cinselliğe yansıyıp cinselliği bozuyor. Bu bozulma, eşe karşı onu uzak hissetme ve ona karşı yabancılaşma duygusu arttıkça artıyor. Özellikle kadında bu daha çok oluyor. Bir ilişkinin içinde eşlik, sevgililik, dostluk, arkadaşlık, annelik, babalık, sırdaşlık parçaları farklı derecelerde vardır. Ancak bütün bunların içinde eş olma ve sevgililik parçalarının hem en önde hem de daha ağırlıklı olması gerekir. Evlilikte eşinizi yakın arkadaş ya da kardeşiniz gibi hissetmeye başlarsanız ona karşı cinsel duygularınız kaybolmaya başlar. Bu duyguyu da aslında size veren eşinizdir. Onun bu duyguyu yaşamasını oluşturan ise onun yetişme tarzı ve geçmişteki duygusal eksiklikleridir. Cinsellikte bir güven, karşısındakinin bedeniyle beraberlikten korkmamayı gerektirir. Ama kadınlara karşı çekinme, onları incitme kaygısı olan erkeklerde cinselliklerinden haz alamadıkları için eşe cinsellikleri az olabilmektedir. Bir grup bireyin, cinsel istekleri evlilik öncesinde de çok az ya da hiç olmayabilmektedir. Ya da evlilik öncesi kendi başlarına yaşadıkları cinselliklerinden, bir eşle cinselliğe geçişte zorluk yaşayabilmektedirler. Doğal olarak cinsellik özel yaşanan bir yapı olduğu için, evde hep eşlerden başkalarının olması da cinselliğin istendiği gibi yaşanmasını bozar. Cinsellik ile ilgili özellikle isteksizlik sorunlarını ötelemek, cinsel problemlerin zamanla daha da artmasına neden olur. Ancak karşınızdaki bu sorunların konuşulmasını bir güçsüzlük ve yetersizlik diye algılıyorsa, bu sorunları konuşmadan hep kaçınacaktır ya da nedenler söyleyerek geçiştirecektir. Bu sorunları yakınlarınızla paylaşmanızı fark ettiğinde de kendini daha kötü hissedebilir ve kapanabilir. Onun için bu konuda, eşin özellikle güvende hissettiği bir profesyonel yardım önemlidir. Konusunda ve tutumunda yeterli olmayan bir terapistle kötü bir başlangıç, problemin daha da artmasına neden olabilmektedir. Sadece eşlerin gideceği ve her günkü iş ve gündelik yaşamlarını geride bırakacakları tatiller, cinselliğin başlamasını da sağlayabilmektedir.

Merhabalar Armağan Bey 27 yaşındayım ve yaklaşık 9 yıldır süren ilişkimi evlilik tarihine aylar kala ayrılma kararı aldım. evliliği son 1 yılda isteyen taraf bendim. aramızdaki ilişki, saygımız sevgimiz,birbirmizle anlaşmamız,arkadaşlığımız ve sosyal cevremızle ilişkılerimiz çok iyiydi.aramızda güven sonsuzdu.ilişkimiz boyunca bir kere bile ayrılmadık.fakat evlilik tarihi yaklaştıkça acaba doğru mu karar veriyorum, arkadaş gibi olduk aramızdaki istek arzu bitti mi gibi şeyler düşünmeye başladım.çunku ne kadar birlikte sohbet edip eglensekde çok monoton bir ilişkimiz var gibi görmeye başladım.sureklı organizasyonlar,planlar yapan taraf bendım. bunlara uyum sağlasa ben kendimi sureklı bişey talep eden taraf gibi güruyordum.evlenınce 40 senelık evlı ınsanlar gibi olacağız gibi gördüm o zamanlar.ayrıca cinsellik konusu beni cok tedirgin etti. cunku aramızda her zaman problem olmuştu.ben genelde ısteklı degıldım ve evlenınce bu daha buyuk problem olacaktı. bunları konuştum bır sure ayrı kalalım dedım.bırbırımızı ozleyecekmıyız,anlamayacak mıyız diye,fakat bende hiçbir değişiklik olmadı. o şekilde evlenmek istedim ve ayrıldım. o benı sevdıgını soyledı. o donemde hıc goruşmedık sadece 2 kere konuştuk.ben bulundugumuz cevreden uzaklaştım.ama her arkadaşımız ortak oldugundan cok zor oldu. bende, o da sureklı arkadaslarımız sayesınde haber aldık ve almaya devam ediyoruz.6 aydan fazla suredır ayrız. aklıma geldıgı i ozledıgım seyler oluyor ama hala alıskanlıkdan mı anlayamıyorum. belkı evlensem mutlu olacaktım ama aklımda o sorular varken evlenmeye cesaret edemedım. şuan tekrardan konuşsak başlasam mı yoksa hayatıma yeni bir sayfamı açsam hala bılmıyorum.hayatımdaki cogu şey,gıttıgım yerler,arkadaşlarım,cevrem herşeyim değişti.evlılıkte cınsellık cok onemlı ve o uyumui ıstegı kendımde goremedım. onun dısında ufak tefek sorunlar dışında hıcbır sorunumuz yokdu. sonsuza kadar guvenecegım,zaman gecırmekten zevk alacagım bırıydı. o donemde evlılık stresı dıye bana bu kadar zor ve olumsuz geldı herşey yoksa doğru şeyler mi düşünmüşüm. hala bılmıyorum cunku. bazen evet dogru karar verdım dıyorum ,bazen ozluyorum.bazen mutluyum bazen çok mutsuz ve yanlız hıssedıyorum kendımı. ne yapmamı onerırsınız. yaklasık 6 aydır ayrıyız.tekrardan görüşmek ıyı olur mu, yoksa cınsel ıstek ,ten uyumu duzelmeyecek bır durum mu?

bien Tarafından Soruldu | 2013.09.24

Sayın danışanımız, Bir ilişki ilerledikçe kendi içinde olumlu tarafları arttırırken aynı zamanda olumsuz tarafları da ortaya çıkarır. Bu ilişki evlilik olsun ya da bir beraberlik olsun fark etmez, aynı süreç işler. Benim düşüncem evlilik süreci ve dinamikleri, sevgili olarak çıkmaya başladığınız ilk gün başlar. Bir ilişki ilerledikçe de, evlilikte olduğu gibi olgunlaşır ya da bozulur. Mesleki deneyimlerim, bir ilişkinin 3 yıl içinde bir evliliğe gitmesidir. 3 yıl içinde bir ilişki ciddi bir ilişkiye dönüşmezse kendi içinde yıpranmalar ya da farklı değişiklikler yaşar. Bu da bireylerde ilişkileri ile kaygılarını arttırır. Bir insanı ve ilişkiyi çok iyi tanıdıkça ona bakış açınız olumlu ya da olumsuz yönde değişir. Daha önceki olumsuz deneyimler ya da etrafın anlattığı olumsuzluklarda eklenince bireylerin kafası iyice karışabilmektedir. Bir birey yaşamında neyi derinlikli olarak sorgulasa onla ilgili olumsuz ve olumlu tarafların ikilemi ile karşı karşıya kalacaktır. Her insan karşısındaki ile ilgili az ya da çok ikilemleri olabilir. Özellikle ilişkinin başındaki duygusal yoğunluklar, bu ikilemlerin fark edilmesini önler ve kapatır. Ancak uzun süreli ilişkilerde (evlilikte olduğu gibi) duygusal yoğunluk, daha mantığı bozmayan seviyelere indikçe, ilişkiyi değerlendirme ve sorgulama da artar. Bu ikilemleri olan bireylerde eğer karşısındakine karşı bir tutkusu varsa, tutkunun etkisi ile sorgulama hep olumlu yönde bir sonuçla sona erer. İyi bir evlilik için bireylerin birbirine sevgi, güven ve paylaşım duyguları esastır ve ilişkinin olmazsa olmazıdır. Ancak tutku yoksa bile bu üç ögenin güçlü varlığı ile iyi bir ilişki oluşabilir. Ancak yıllar geçtikçe özellikle bayanlarda bu tutku eksikliğini hissetme ve arama söz konusu olacaktır. Cinsellikte bu tutku ile kısmen ilgilidir. Sadece var olan ilişkide cinsel isteksizlikler yaşanıyor ama bunun dışında cinsel bir isteksizlik yoksa bu da tutku eksikliği ile ilgili olabilmektedir. Evlilik kararlarında eğer tutku ön plana koyulursa farklı, güven ve uyumlu beraberliği ön plana koyulursa farklı karar verilir. Her ikisin de de kayıp ve kazanç söz konusudur. Bireyler kişisel bir seçimle buna karar verir. Kararsızlıklar, kötü karar kadar risklidir.

cevap verip vermeyeceğinizi düşünmeden direk konuya gireceğim.cevap vermeseniz bile ben anlatmış olacağım.5 yıllık evliyim.iki oğlum var.eşimi de çok seviyorum.ama mutlu edemiyorum. evlendiğimiz hafta düğünümüzden bir hafta önce alkol aldıktan sonra en yakın hanım arkadaşının kankasıyla öpüştüğünü kendi yazdığı mailden anladım.daha önce de böyle buna yakın bir vakaya şahit olmuştum.hayatında çok kadın vardı.ama o kadar çok aşıktım ki ileride daha düzgün yaşar evlilik gereklerini yerine getirir gibi saçma gerekçelerle ilişkimi devam ettirdim. sorunun güvensizlik olduğunu ve bunun aşk ne kadar çok olursa olsun ilişkimize çok zarar vereceğini, benim aşmayacağımı hesaba katmadım.evliliğimiz sürece gerekleri yerine getirdi.işi sebebiyle yurt dışına çıkıyor.bir yemekte iki bayanla çekilmiş resmini gördüm.anlamsızdı dedi.koydum bir köşeye.daha sonra bayan bir iş arkadaşını erkek olarak kayıt etmiş.2 ay sürekli aramış.servisteki değişiklik nedeniyle dedi.neden erkek olarak kayıt ettiği ile ilgili yorum yapamıyor.bunlar güncel olanı.onun dışında iyi yanları da var.öncelikle kesinlikle mükemmel bir baba.iyi bir insan.hamileliğimde lohusalığımda kesinlikle mükemmeldi.çocukları ile ilgilenir.işinden vaktinde gelir.kazancı nettir ve benim yönetmemi ister.çocuklarını çok düşünür.evlediğimizde düzneli işi olmayan askerliğini yapmamış hayat anarşist evliliğe hapis olarak bakan birinden çıktı düzenli işi olan eğitmini askerliğini tamamlayan uzun saç küpe kargo pantolondan takım elbiseye geçiş yaptı.çok şaşırttı beni.ama benim güvensizliğimi iyileştiremedi. hem tembel biraz da bencil.oldu bitti geçti.diyor.aileme çok saygılıdır ve çok sever.... acaba beni aldatmasa idi ben onun bir iki resmini veya iş arkadaşını aramasını sorun yapar mıydım bilmiyorum.bunlarla karşılaştığım zaman sürekli 5 yıl önceye dönüyorum.aynı tepkiyi veriyorum.canım çok acıyor.geçmişe dönmenin yanlış olduğunun farkındayım.bana göre o yanlış bir şey yaptı.hep dikkatli olmalı.özen göstermeli.çünkü hatalı.ona göre oldu bitti.hayat devam ediyor.eşini aldatmış erkekmiş gibi davranmasına gerek yok.istediğim mutlu olmak mutlu etmek.bunun içinde eşimin karşı cins konusun da gereğinden fazla itinalı davranması gerekiyor.iş yerinden bir bayanın onu kafaya taktığını düşünüyorum.çünkü her yerde karşıma çıkıyor.iş maillerine baktığımda ona eşime daha özel davrandığını görüyorum.yurt dışına çıktığında ondan yardım istediğini görüyorum.iş servisi ile ilgili durumda ilk ona döndüğünü görüyorum.bu bayan eşimin doğum gününü es geçmez ama bebeğimiz oldu hayırlı olsun demedi.ilk defa eşimin iş yerine gideceği hafta sonu tesadüf oda geliyor falan filan.büyük bir kısmı benim takıntım abartmam.çünkü eşimin evliliğimizden önceki iki aldatma vakası beni eşimi her gördüğüm bayanla beni aldatıyor mu kuşkusunu geliştirdi.ilk yıllar daha yoğundu.şimdi azaldı.fakat tam bitmedi. benim bu bayanla hissettiklerim benim hüsnü kuruntum mu yoksa bir şey mi var bilmiyorum.eşim öyle özel gün falan bilmez,sohbet etmez,ben bir şey bulup onun önüne aha beni aldatıyorsun diye sunacağım dan benle pek paylaşmaz.beni ortama alıştırıp ortamı yakın hale getirmek için de erinir.az sosyalleşir.ve benden saklar.yani çözüme istekli ama tembeldir. netice bir daha aldatılmak istemiyorum.netice eğer olursa dürüstçe söylesin istiyorum.netice mutlu olmak istiyorum:(( artık kaygı ve korkularımdan kurtulmak istiyorum. tabiki de eşimi çok seviyorum.çocuklarımı çok seviyorum.elbetteki aile olarak devam etmek istiyorum.ama bu hastalıklı ruh halinden kurtulmak da istiyorum.bu halimin sebebi eşim.ama acımı arttıran benim. yani eşimle veya eşimsiz mutluluk huzur güven istiyorum.eşimin beni aldatıp aldatmadığını düşünmekten başka işlerle de meşgul olmak istiyorum.artık Allahın beni cezalandırığını düşünüyorum.hayatta tek derdim eşimin beni aldatması olmuş.ruh hastası olmuşum.çok ciddi yarıma ihtiyacım var.bir an beni aldatmayan sırtımı güvenle yasladığım eş düşünüyorum ve yarabbi ne güzel duyguymuş diyorum.umarım şansım yaver gitmiştir.ve sonuna kadar okumuşsunuzdur.ve de umarım cevap yazarsınız.çocuklarım ailem için yardım edin.

byhnztrk Tarafından Soruldu | 2013.10.09

Sayın danışanımız, Güven ilişkinin sevgiden sonra en önemli parçasıdır. İlişkide var olan güvenin kanıtı yoktur. Ancak güven kaybolunca da kanıt olsa bile güven geri yerine tam olarak gelmez. Evlilikte kadınların güvensizliği karşısındaki erkekten (eş) aldığı duygular ve kendi kişilik yapısının karışımı olarak ortaya çıkmaktadır. Ancak bir aldatılma ya da aldatılma teşebbüsü olayları sonrasında bütün kadınlarda bir güvensizlik parçası kalmaktadır. Bir grup kadında ise aşırı ve yaşamını bozan düzeyde güvensizlik düşünceleri oluşmaktadır. Yani güveni bozan bir olay ilişkide kalıcı derecede bir güvensizlik hissi bırakmaktadır. Ancak bunun derecesi bireye ve eşin oluşturduğu güveni yeniden sağlamaya göre farklı olmaktadır. Güvensizlik yaratan birey bunu bir daha tekrar etmez ve tam aksine güven verici bir tutuma girerse ilişkide güvensizlik az derecede hatta göz ardı edilebilecek derecede kalmaktadır. Ancak bazı kadınlar çözülse bile bir güvensizlik problemini eşinin önüne bir problem olunca getirip onları yaşam boyu suçlu ve artık hiçbir şeyde haklı olamaz konuma getirmektedirler ki bu da ilişki için yıpratıcı olmaktadır. Bir evlilikte aldatılma riskini azaltmanın tek yolu evlilikte iyi bir ilişkinin ve duygusallığın oluşmasını sağlamaktır. Bir grup kadında ise psikiyatride “ Aşırı Değerlenmiş Düşünce “ dediğimiz abartılı bir şüphecilik ve güvensizlik duygusu oluşmaktadır. Bu paranoid bozukluğa yakın ancak mantığın bozulmadığı bir durumdur. Yani bir anlamda takıntı ile hafif paranoyanın karışımıdır. Eğer eş bu duyguları oluşturacak tutumda değil ve çevredekilerde bu güvensizliğinin aşırı olduğunu söylüyorsa, bu durum bireysel bir takım sorunların, geçmişte yaşanan güvensizlik olayı ile daha da yoğunlaşmasından ortaya çıkabilmektedir. Kişilik yapısı olarak da alıngan ve şüpheci bir yapı varsa bu da “aşırı değerlenmiş düşünceyi” arttırabilmektedir. Doğal olarak bu yapıya sahip birisi eşine yakın hisseden diğer bayanları daha çabuk fark eder y ada eşiyle paylaşımı azalınca ve ondan aldığı değerli hissetme duyguları yeterli olmazsa şüpheleri daha da artar. Psikiyatrik durumu değerlendiren sitemizde bulunan PAT psikiyatrik rahatsızlık risklerinin ne derecede olduğunu gösterecektir. Bu gibi durumlarda önce bireysel olarak bir psikiyatrist-terapiste başvurup, bireyden kaynaklanan problemleri bir çözüme koymak sonrada bu terapiyi eşin katılması sağlanabilirse çift sağlanamazsa da yine tek olarak evlilik terapisi olarak sürdürmek problem çözümüne yardımcıdır. Güvensizlik duyguları ve şüpheler yüzde yüz kalkmasa bile yaşamı ve ilişkiyi bozmayacak dereceye gelmesi sağlanabilmektedir. Bu gibi sorunlarda bireyin kendini evliliği dışında iyi ve değerli hissedeceği bir uğraşı ve ortam oluşturması da önemli olmaktadır. Yani evlilik dışında alınan değer duygusu bireyin özgüvenini arttırıp kaygı ve şüphelerini azaltmaktadır. Yani sadece evlilikte var olan bir kadın modelinden evlilik dışında da değerli ve yararlı hisseden bir kadın modeline geçmek de önemlidir. Samimi bulduğunuz ve evliliği iyi olup evliliğinde güvensizlik yaşamayan bir dostunuzla da düşüncelerinizi paylaşmak, sıkıntılarınızı azaltabilir. Kendi içinizde bu düşünceleri yaşarsanız hem gittikçe bu düşünceler daha kalıcı hale gelecek hem de oluşturduğu sıkıntılar psikiyatrik sorunlar geliştirme riskinizi arttıracaktır.

28 yasindayim.hayatimda su anda hissetmedigim kadar depresifim, agresifim ve bir ergen gibi davraniyorum.Cok mutsuzum.Intihar bile etmeyi dusundum.Aslinda iki universite mezunu, yuksek lisansin tez asamasina gelmis bir insanim ve uluslararasi bir firmada muhasebe ve finans uzmani olarak calisiyorum.ama isimi de sevmiyorum ve beni manevi olarak tatmin etmiyor.egitim veren , danismanlik yapan bir firmada calismak istiyorum ama tum bunlar icin enerjim yok.en son 4 aylik bir iliskim oldu ve ben 6 kez ayrildim karsi taraftan.Aslinda bu ilk degildi surekli iliskilerimde ayrilma egilimindeyim.son ayrilisimda karsi taraf beni istemedi ve ben yaklasik 3 aydir cok ciddi anlamda kendimi sucluyorum, dibe vurdum.cok pismanim hala iliskiden cikamadim.Surekli onu dusunuyor ve onunla yasiyorum.o ise beni gormek bile istemiyor.ben neden hem bu kadar ayrilip hemde su anda aci cektigimi bilmiyorum.yasimdan dolayi son firsati kacirdigim dusuncesine cok sik kapiliyorum.vucudumda onceye nazaran cok agir agrilar oluyor.sirtim ve belimde ozellikle de ... cok sik kalbim carpiyor, ellerim titriyor ve eskisi gibi mantikli davranamiyorum.Annem ve babam ayrilar ve ben anneme surekli sinirleniyorum onu fazlasiyla kiriyorum ve beni sevmedigini dusunuyorum. evde surekli kendimi kaybedip herkesi uzerken buluyorum ve sonrasinda uyuyamiyor, normal hayatimi devam ettiremiyorum.28 yasindayim ama ergenlikte gibi tutarsiz davranislar icindeyim ama cikamiyorum.surekli psikolojiyle ilgili seyler okuyor, diziler izliyorum ve kendimi kesfettikce kendimden daha cok uzaklasiyor ve patlamalar yasiyorum.arkadaslarima karsi ilgim azaldi.eskiden yalnizlik beni cok endiselendiren bir seyken simdi tek kalip surekli kendi psikolojimle ve nasil duzelecegimle ilgilenmekten bir hal oldum.

mugusgulus Tarafından Soruldu | 2013.10.16

Sayın Danışanımız, Depressif şikayetler psikiyatride, genel tıp dallarındaki ateş yada vücut ısısı artışı şikayeti gibi olabilmektedir. Ruhsal yada fiziksel bir çok rahatsızlık sonucu depressif şikayetler de görülebilmektedir. Kış aylarında sık görülen grip bile depressif şikayetler yapabilir. Kalp rahatsızlıklarından, hormonal hastalıklara kadar birçok fiziksel rahatsızlık da depressif şikayetler yada bunun ötesinde kişinin yaşamını bozar derecede depresyona (majör depresyon) sebep olabilir. Orta derecenin üstü yada ileri derecede depresyon yaşayanların önemli bir kısmı yaşamdan zevk almayıp, yaşamı ümitsiz ve anlamsız buldukları zaman yaşadıkları olumsuz düşüncelerin etkisi altında anlık olarak intiharı düşünebilmektedir . Bu depressif düşüncelerin etkisi altında iken oluşan bir durumdur, bireyler depresyonlarını tedavi ettirdikleri zaman kendine zarar verme düşünceleri de ortadan kaybolmaktadır. Eski sınıflamalarda depresyon Biyolojik(yani bir anlamda kalıtsal) yada Reaktif (yani yaşanan sıkıntılara tepki olarak ) diye sınıflandırılırdı. Ailedeki kan bağı olan bireylerde önemli derecede daha önce tedavisi gerekmiş depresyon olması , uyku-iştah-enerji gibi bedensel şikayetlerin ciddi derecede olması biyolojik depresyonu düşündürebilir. Halbuki sadece bir yaşam olayı sonrası (kız arkadaştan ayrılma, işsiz kalma, iş problemleri, evlilik problemleri gibi) oluşan depresyonlar ise kabaca reaktif (tepkisel)depresyonu düşündürür. Sinirlilik de depresyonun bir bulgusu olabilmektedir. Çocukluğumuzdan beri şekillenen kişilik yapımız da olaylara verdiğimiz tepkilerin şeklini belirlemektedir. Bazı kişilik özellikleri bireyleri ilişkilerinde tıkanmaya götürüp bunun sonunda depressif şikayetler oluşturmaktadır. Bazen de çok belirgin olmasa bile duygusal dalgalanmalar yani çok iyiden çok kötüye belirgin bir sebep olmadan duygu geçişleri, sinirlilik, çocukluk eğitim çağında çok başarılı yada başarısız olma, ailede duygu durum rahatsızlığı geçiren bir bireyin olması bipolar(iki uçlu) bozukluğun kesin olmayan belirtileri olabilmektedir. Bipolar bozukluk birçok tipi ve şekli olan bir rahatsızlıktır ve çoğunlukla önceden depresyon olarak başlayıp birkaç depresyon atağından sonra manik (aşırı canlanma ) dönemine geçiş yapabilir. Ancak bugün toplumda depresyon diye bireylerin kendi kendilerine koydukları teşhis çoğunlukla olaylara bağlı oluşan depressif şikayetleri yada depressif bozukluğu ifade etmektedir.

MERHABA,2-3 YAŞLARINDAN İTİBAREN KOLLARIMDAKİ TÜYLERİ EMİYORUM. BU BANA ÇOK BÜYÜK BİR HAZ VERİYOR. ŞUAN 26 YAŞINDAYIM VE 7-8 SENEDİR DE TÜYLERİ DİŞLERİMLE KOPARIYORUM. BURNUMA KOKUM GELİYOR ÖNCELİKLE ÇOK HOŞ BİR KOKU, SONRA EMME HİSSİ SONRADA KOPARTMA. KOLLARIMI AĞZIMA GÖTÜREMEYİNCE 1 SENEDİR TIRNAKLARIMLA KOPARIYORUM.VE GÜN İÇERİSİNDE İŞTE İKEN BİLE KOLLARIMI KİMSE GÖRMEDEN EMİYORUM. YAKIN ÇEVREMDEN BİRİLERİ OLUNCA ÇEKİNMEDEN EMİP,KOPARIYORUM.VE SEBEBİNİ MERAK EDİYORUM....ŞİMDİDEN TEŞEKKÜRLER...."

brc87 Tarafından Soruldu | 2013.10.17

Sayın danışanımız, Tüy emme ve kopartma, tüy yolma trikotillomani denilen psikiyatrik bir rahatsızlığın bulgularıdır. Bir diğer kullanılan ve çok da bilinmeyen teşhis “ Vücuda Yoğunlaşmış Tekrarlayıcı Davranış”tır. Yani saçı çekme- ısırma, deriyi kazıma, tırnak yeme, yanak ısırma, sivilce yolma gibi vücutta hasar yapan davranışlardır. Çoğunlukla bireyler kendi başlarına olduklarında ortaya çıkan durumlardır. En sık olarak 11-13 yaş arasında başlar ancak daha erken çocukluk yaşlarında da başlayabilmektedir. Doğadaki canlılarda da tekrarlayıcı ve takıntılı şekilde kürklerini ve tüylerini yolma, yalama ve ısırma davranışı görülebilmektedir. Yani sadece insana özgü bir problem değildir. Toplumda aslında sık rastlanılan bir problemdir ve % 2 ile %5 oranında görülebilmektedir, sıklığı fazla bir durumdur. Vücuda zarar vermesine rağmen, bireyler için gerginlik azaltıcı yada haz verici bir tarafı da olmaktadır. Kalıtsal olarak aileden bireylere aktarıldığı da düşünülmektedir. Psikiyatride Dürtü Kontrol Bozuklukları yada Obsessif Kompulsif Bozukluk yelpazesi içinde değerlendirilmektedir.

çok teşekkür ederim.cevabınızı ilgiyle okudum.tavsiyelerinizi dikkate alacağım.en kısa sürede sizle iletişime geçeceğim.iyi günler.

byhnztrk Tarafından Soruldu | 2013.10.21

merhabalar... 1yıl 8aylık uzaktan yürütmeye çalıştığımız bir ilişkinin sonucunda çarşamba günü evleniyoruz...tartışmalarımız çok olduğu gibi düğün arefesinde yine kavgalıyız. nikahımızı yapalı 3 ay oldu ve eşim nikahtan sonra biraz değişti. ailemden pek hoşlanmadığı gibi ailemle biyerlere gitmemi istemiyor. ben de, onların yanındayken onlara tabiiyim burası babamın evi diyorum hayır sen hala eşli yaşamayı öğrenemedin bir çiftmişiz gibi davranmıyorsun diyor. söylediklerimi yapmıyorsun diyor. söyledikleri de bana yersiz kıskançlık ve sahiplenme gibi geliyor. bu evlendikten sonra da devam eder mi sizce ilişkimiz nereye gidiyor bu tartışmalar evlenince yerini mutluluğa bırakır mı? yardımcı olursanız çok sevinirim oldukça üzülüyorum bu halimize...

gzdsvr Tarafından Soruldu | 2013.10.21

Sayın danışanımız, Evlilikte mutluluk aslında iki bireyin duygusal ve yaşamsal uyumluluğu ile ilgilidir. Daha doğrusu zamanla iki bireyin birbirini olgunlaştırarak uyum sağlamaları sürecidir. İki bireyin dışındakiler bu süreci kolaylaştırabilir yada olumsuzsa zorlaştırabilir. Daha kolay olan, aslında evlilik öncesi çiftin sorunlarını görüp bunların önemli kısmını beraber yaşamadan önce çözmeleridir. AİR programını geliştirme amacım da , evlilik öncesi çiftlerin problemlerini detaylı görüp çözüm önerileri verip çiftlerin çözüm sürecine evlilik öncesi girmelerini sağlamaktı. Evlilik öncesi sorunların evlilik içinde çözülmesi hem daha zor hem de çift için daha yıpratıcı olmaktadır. Ancak her evlilikte ilk yıl içinde farklı davranış, alışkanlık ve yaşamları birbirine uydurmadan kaynaklanan ciddi olmayan problemler olmaktadır. Bu doğal bir süreçtir. En yakın arkadaşınız evinize taşınsa, onla bile bazı uyumsuzluklar yaşayabilirsiniz. Ülkemizdeki bireyler cinsiyeti ne olursa olsun evlendikleri kişiye sahiplenip onları yakınları ile bile paylaşmak istemiyorlar. Aslında ilişkide ona özel bir duygu arama normal bir duygudur. Ancak kıskanma yada kontrol etme derecesine gelen sahiplenme , paylaşma değil de sadece kendi için bir evlilik arama göstergesi olabilmektedir. İlişki yada evlilikte iki bireyin paylaşım duygusu arttıkça ilişki daha da güçlenir. Sadece bir bireyin kendi istediği yönde ilişkinin şekillenmesini istemesi karşısındakini sevmekten çok kendini sevmesi ile ilgili bir problemdir. Çiftler bu tarz sorunlarda kendilerini haklı çıkarma değil de birbirlerini anlama yönünde hareket ettiklerinde çözümü daha kolay bulabilirler. Ancak bir bireyin çözüm için adım atmadığı noktada diğer bireyin çabası ile ilişkideki problemler belli derecede çözülebilir. Bu uzun sürebilecek dönemde dikkat edilmesi gereken konu, ne olursa olsun evdeki olumlu havanın kaybedilmemesi ve kızgınlık duygularının arttırılmamasıdır. Diğer bireyin bencil ve ben merkezli yapısı değişmezse çözüm tıkanabilir. Ya da anlaşmazlıklarda geri adım atmayan bireyler de ilişkiyi zorlamaktadır.

hiç aldatılmamak için ne yapmak, nasıl yaşamak, nasıl davranmak gerekiyor?kadınlar için aldatılmak kader mi?

byhnztrk Tarafından Soruldu | 2013.10.25

Sayın danışanımız, Aldatılma bir kelimedir ancak içinde binlerce değişik durumu anlatır. Aldatılma sadece kadının başına gelen bir durum da değildir. Aldatılan erkek sayısında da son yıllarda artış vardır. Ne olursa olsun aldatılma ya da daha da kötüsü hem aldatılıp hem de kandırılma ilişkileri en çok zedeleyen ve geri dönülmez yaralar açan bir durumdur. Bir çok çift aldatılmanın üstesinden gelip çözse bile ilişkinin ya da evliliğin sihrini ve kalitesini bozmaktadır. Aslında aldatılmayı bireye ait ya da ilişkiye ait diye iki kısımda değerlendirmek gerekir. Bireysel nedenli aldatmalarda; bireyden kaynaklanan kusurlar söz konusudur. Genelde hep sevilmeye alışmış, egolarını hep yeni ilişkilerle besleyen, bir ilişkiye tam olarak bağlanamayan ve karşı tarafın verdiği çekicilik duygusuna çabuk kapılabilen, kendini aşırı seven, sosyal ve hareketli bireylerin aldatma eğilimi riski daha yüksek olmaktadır. Son yıllarda iş yaşamı ve zorlu hayat koşullarından yıpranan bireylerde oluşan sıkışmışlık duygusu ile de onlar için yeni bir heyecan olacak evlilik dışı ilişkilere kapılmaktadırlar. Diğer taraftan evliliğinde sıkıntılar yaşayan bireylerde duygusal boşluk oluşmakta ve bu boşluğun etkisi ile başka ilişkilere çekilebilmektedirler. Tüm bunların yanı sıra bireyleri arkadaşları da evlilik dışı ilişkilere cesaretlendirebilmektedirler. Kendileri eşlerini kısa gecelik olsa bile aldatabilen bireyler diğer arkadaşlarını da iş gezilerinde buna teşvik edebilmektedirler. Toplumda ve medyada aldatılmanın sanki olabilirliği yüksek bir şey gibi sunulması da aldatmayı teşvik etmektedir. Hâlbuki aldatma bir sorumsuzluk ve sorumsuzluğu yapan bireylere toplumsal yükümlülükler getiren bir durum olsa, bireyler bu konuda daha dikkatli davranabileceklerdir. Aldatılmayı önlemenin en önemli tedbiri evliliği ya da ilişkiyi iyi tutmaktır. İlişkiyi yıpranmalardan korumak, beraberce ortak değerler yaratmak, ilişkiyi tüketim toplumunun sunduğu eğlencelerden kurtararak sadece beraberliğin yaşandığı ve duygusallığın geliştirildiği alanlar yaratmak da tedbirlerden bazılarıdır. Yani ilişki bireyler için o kadar değerli ve bağlanılan hale getirilmelidir ki kaybını riske etmekten korksunlar. Ayrıca eşinizin ilişkiden uzaklaşacak kadar bağımsız bir yaşantısının olmasını da önlemek gerekir. İş dolayısı ile bu bağımsızlık varsa, eşiniz ve duygularını yakın olarak da takip etmelisiniz. Bireyin kendisini de değerli hissettiren bir yaşam tarzına girmekte diğer kişide bir hayranlık duygusu uyandıracağından aldatılmaya karşı bir önlemdir. Aşırı kıskançlıklar, sürekli karşı tarafı eleştiri, öfke kontrolünde problemler, karşı tarafı güçsüz ve değersiz hissettirme, karşı tarafı düşünmeme ve yaşamı sıkıcı hale getirme de diğer bireyi aldatmaya yönlendirebilir.

hocam ben 2004 yılında askere gittim 3 kez testis torsuyonu neticesi ile amilayat oldum ve testisimin bir tanesini kaybettim daha sonraları komutanlarla aram bozuldu intihar etmeye kalktım ama başaramadım tedavi gördüm askerlik beni çok yıorattı bitirdi doktorlar tek testisle bile idare edersin dediler konu testis değil karmaşık olan kafam yeri geldiğimde çok iyi yeri geldiğinde sinirli kendimi tanımıyorum artık askerlik bitti manisa ruh sağlığı hastanesinde yattım 8 yıldır bipolar efektif bozukluğu tedavisi görüyorum şuan kamu sektöründe özel ücretli çalışanım hastalığım beni bazen çok yıkıyor kendimde olmadan yüklü harcamalar yapıyorum cinsel dürtülerin artıyor ve bir müddet sonra pişman oluyorum bunları neden yapıyorum diye üzülüyorum 2 senelik evliyim şimdi ne yapacağım bilmiyorum . hocam eşimi çok seviyorum kendimi işede veremiyrum ne yapacağım hocam

HAKKI Tarafından Soruldu | 2013.11.25

Sayın danışanımız, Psikiyatrik rahatsızlıklardan bazıları, kalıtsal olarak nesilden nesile o aileden bazı kişilere geçen hastalıklardır. Ancak kalıtsal olarak birisinde bir psikiyatrik rahatsızlık eğilimi olsa bile , yaşamlarını ve sağlıklarını etkileyen olaylar olmaz ise ortaya çıkmayabilmektedirler. Bipolar Mizaç Bozukluğu yada İki Uçlu Mizaç Bozukluğu da bireylerin duygu durumundaki düzensizliklerden kaynaklanan ve kalıtsal tarafı da olan bir rahatsızlıktır. Bipolar Bozuklukların çok değişik ve hafif tipleri olduğu gibi bazen de Bipolar Spektrum denilen ve bipolar bozukluklara yakınlığı olan bir çok rahatsızlığı da kapsayabilmektedir. Bipolar bozukluklar , hem bu konuda kullanılan ilaçlar hem de terapi ve hastalığa karşı bilinçlenme ile iyi bir şekilde tedavi edilebilmektedir. Bipolar rahatsızlığı tedavi olan kişi de herhangi bir kişi gibi iş ve aile yaşamını sorunsuzca sürdürebilir. Ancak bipolar bozukluk dışında bireyde başka rahatsızlıklar ve sorunlar varsa , bu bipolar bozukluğun tedavisini zorlaştırmaktadır. Bipolar bozuklukta aşırı neşelenmenin ve canlanmanın olduğu dönem daha kısa, neşesizliğin olduğu depressif dönem daha uzun sürmektedir. Her iki döneminde iç içe geçtiği ve şikayetlerin karışık olarak ortaya çıktığı dönemler de olabilmektedir. Bipolar bozukluğu olan birey, iyi bir tedavi ile 3 seneyi hastalık olmadan geçiriyorsa, bipolar rahatsızlığın tekrarlama riski , kaybolmamasına rağmen ciddi olarak azalmaktadır.

ben 19 yaşındayım uyku problemim var yatağa yattığımda bile 1 2 saat gectikden sonra uyuyabiliyorum.bir de uyanık oldugum halde hayaller kuruyorum hiç tanımadığım insanlarla yasıyorum ve kendimi de baska biri olarak görüyorum ismim görünüsümü degiştirip hayal ediyorum.dizilerin içinde buluyorum bazen kendimi bazen de tanımadığım insanlar hayallerim de arkadasım oluyor.doktora gitmeyi istiyorum ama cekiniyorum biraz da bu sorunun nedeni ve çözümü nedir?

as Tarafından Soruldu | 2013.12.20

Sayın Danışanımız, Uyku problemleri uykunun değişik dönemlerini kapsayabilir. Yeterli saat uyunsa bile uyku kalitesi istenilen düzeyde değilse , bireyler yeterince uyuyup dinlendiği duygusunu almazlar. Uyku her insanda parmak izi gibi farklıdır. Düşünüldüğünün aksine uyku sadece gözlerin kapandığı bir dönem değildir. Uykuya dalındıktan sonra uykunun değişik dönemleri başlar ve gittikçe derin uyku bölümlerine doğru ilerler. Kişiye iyi uyuduğu duygusunu veren derin uyku yani uykunun 3. ve 4. dönemidir. 1. ve 2. dönem (hafif uyku) göz kapalı ve ne kadar uzun sürerse sürsün kişiye uykudan uyandığında dinlenmiş duygusu vermez. Halbuki bir grup kişi de kafasını yastığa koyduktan kısa süre sonra 3. ve 4. döneme (derin uyku) girerse , saat olarak az uyumasına rağmen kaliteli ve dinlendirici bir uykuya sahip olur. Uykuda 1. dönemden kademeli olarak 4. döneme geçilir, bu otomobilde vites değiştirme gibidir. Uykuya dalmada güçlük bazen günün gerginliği ve stresi yada sıkıntıları ile ilgili olabilmektedir. Birde rahat uyuyabilmek için “uyku sağlığı” na dikkat etmek gerekir .Yani her gün benzer saatte yatma, yatmadan 6 saat önce kahve, kola ve çay gibi uyarıcı içecekler kullanmama, oda ısısı ve gürültü düzeyini belli bir seviyede tutma yada rahat uyunabilir bir yatağa sahip olma gibi. Hayal kurma bir psikiyatrik bozukluk değildir. Özellikle ergenlikte, gençler yoğun olarak hayal dünyasına dalıp gündüz hayallerine dalabilir. Hayal ve fantezi dünyasında değişik kişiliklere girer , yaşıyormuşçasına hayal dünyası olaylarının içindedir. Fantastik film ya da roman yazarlarının iç dünyası da böyledir. Ancak hayal dünyası günlük yaşamını ve derslerini önemli ölçüde bozar düzeye gelirse bir terapi önerilebilir. Bazen de gençlerde günlük yaşamın gerçeklerinden kaçış amacıyla nasıl yoğun olarak eve kapanıp internetle zaman harcanıyorlarsa, aynı şekilde hayal dünyasına dalma da olabilmektedir. Bireyler sosyalleştikçe ve kendi başlarına değil de sosyal çevreleri ile daha çok zaman geçirmeye başladıkça hayal dünyasına yoğunlaşmaları azalmaktadır.

çok sıkıntıdayım yardımcı olursanız sevinirim... öncelikle şöyle anlatayım hocam ,, lise okurken aniden kendi kendime şunu yaptım mı sunu dedim mi diye şüphelenmeler ve ben yapmadım demedim gibi kendi kendime konuşmalar , bunun üzerine cok geçmeden arkadaşımın boğularak öldüğünü gördüm ve dedem öldü ve üstüne yaptıklarımdan şüphelenmeler dini sapkın düşünceler cinsel görüntü imgeler kurtulamadığım.... bu bir kaç yıl sürdü sonra hafifledi unuttum gibi bunları 6-7 yıl sonra tekrar başladılar aynı düşünceler aynı şeyler boğuyor bitiriyor hayat enerjimi sömürüyor... istemediğim şeyleri söylüyor sanki ağımdan çıkıyormuş gibi ... en çok dini anlamda rahatsız oluyorum ... şu aralar rahatsızlığım devam ediyor cok az hafiflese de çünkü sanırım bu nöbet gibi 1 -2 yıl süren ve bu nöbette 1,5 yıl oldu ... ne yapacağımı bilemiyorum, düşüncelerimi kontrol edemiyor gibiyim.. teşekürler

karakaya86 Tarafından Soruldu | 2014.01.20

Sayın danışanımız, Obsesyon yada genel dilde kullanıldığı şekliyle takıntılar insanın aklına gelen ve onun yapısına ters düşen ama akıldan da atılamayan ısrarcı düşüncelerdir. Obsesyonlar kişinin isteği dışında oluşur ve kontrol edilemezler. Genelde bireyin yapısına ters gelen düşünceler, obsesyon olarak ortaya çıkar bundan dolayı da bireyi çok sıkıntıya götürür. Obsessif kompulsif bozukluğu olduğunu bilemeyen bireyler , takıntılarını yıllarca kendi içlerinde saklayıp yaşarlar. Takıntılardan en sık bilineni kirlilik-temizlik takıntısı olamasına rağmen, düşüncelerin hakim olduğu; emin olamama, rahatsız edici akla gelen imajlar, dini konuda istem dışı karşı görüşler, kötü bir şeylere kendinin sebep olduğu vesveseleri ve çok değişik takıntılar da oluşmaktadır. Başlangıç yaşı, obsesyonlarda ergenlik döneminde olup yıllar içinde azalıp artan bir seyir gösterebilir. Obsessif kompulsif bozukluk ilerledikçe , artık azalma dönemleri kaybolmaya başlar. Tedavisi , obsesyonların şiddetine göre psikiyatrik ilaçlar ve özellikle davranışçı bilişsel tedavi ile beraber yapılır. İlerleyen obsessif kompulsif vakalarının tedavisi zor ve hasta ve yakınları için de tüketicidir.

Bir gün çok mutluyum aynaya baktığımda gözlerimin parladığını gördüm.Bu parlama dışardan bir etkiyle oluşturulmuş ya da hastalık belirtisi olan bi parlama değil.Daha çok heyecan ve mutluluktan olan bir parlama. Sonra bu ışıltı kayboldu tabi mutluluğumda. Tekrar eskisi gibi nasıl mutlu olurum nolur yardım edin.

McQuay Tarafından Soruldu | 2014.02.01

Sayın danışanımız, Bir psikiyatrik teşhis yada tespit yapılabilmesi için , kişinin şikayetlerinin bütününün bilinmesi gerekir. Yani tek bir şikayet yada yaşanan anlık bir duygu ; bir tespit yada teşhis yapılması için yetersizdir. Ayrıca her yaşanan şikayet , bir psikiyatrik rahatsızlık bulgusu yada belirtisi de olmayabilir. İnsan beyni sürekli aynı duyguları üretmez, yaşanan olaylara ve kendi kimyasal değişimlerine göre farklı duygular yaratabilir. Bu duygular süre ve şiddet olarak kişinin yaşamını bozucu ya da etkileyici ise psikiyatrik bir teşhis düşünülebilir. Bunun dışında kişilerin anlık doğal olarak yaşadığı çok yoğun ve güzel duyguları , sürekli tutmak mümkün olmayabilir. Ancak bireyler kendi iç dünyalarında , sıkıntılarını ve çatışmalarını çözüp , yaşamdan doyum almaya başlarlarsa sürekli mutluluk duygusunu yakalayabilirler.

yapısal şiddet nedir

zilan Tarafından Soruldu | 2014.02.21

Sayın danışanımız, Sorunuz çok kısa olduğu için yanıt veremiyoruz. Daha detaylı yazabilirseniz sorunuza yardımcı olmak isterim.

3 yıldır olan bir birlikteliğim vardı çok seviyordum halada öyle ama 20 gün önce facebook adresinde bir kızla arkadaş olmuş kim nerden tanıyosun dediğimde tanımıyorum istek yollamış bende kabul ettim cevabını aldım benimde kıskançlık damarım tuttu asla hakaret olmayan ama tripli laflar ettim ve o birden ilişkimizi bitirdi neye uğradığımı şaşırdım ardından bir hafta ne kadar aradıysam cevap alamadım artık bende ümidimi kesmek istiyorum ama hala bir beklenti içerisindeyim yanlış mı yaoıyorum bilmiyorum ama çok yıpranıyorum bu 20 gün beni mahvetti psikolojik olarak çok kötü durumdayım lütfen bana bir akıl verin ilginiz için şimdiden teşekkürler..

kırık kalp Tarafından Soruldu | 2014.02.25

Sayın danışanımız, Hiçbir ilişki tek bir tartışma ile bitmez. İlişkiler , içindeki problemlerin ve sorunların birikmesi sonucu , bir soruna denk gelip o kırılma noktasında bitebilir. Yıllar içinde ilişkinin iyi yönleri gelişirken , sıkıntılı parçaları da eş zamanlı gelişmeye başlar. İlişkinin ilerlemesi bu gelişen problemlerin ilişkiyi duygusal olarak bozmadan çözülmesine de bağlıdır. Doğal olarak, ilişkinin problemleri deyince sadece iki taraftan kaynaklanan problemler değil bazen de tek taraftan kaynaklanan problemler söz konusu olabilmektedir. Kişilerin iç dünyalarındaki sorun ve karmaşalar ya da değişimler sonucu , daha önce olumlu baktıkları bir ilişkiye daha olumsuz bakış açısı geliştirmeye başlarlar. Böyle olunca karşısındaki insanın tüm çabalarına rağmen , ilişkileri çözümsüzlüğe doğru gider. Bu bir eşin ölümcül bir hastalığa yakalanması sonucu mutlu evliliğin bitişi gibi bir süreçtir. Facebook gibi ortamlar ilişkilerin başlaması veya bitişi için kolaylaştırıcı olabilmektedir. Çükü günümüzdeki maalesef kazanmanın hedef olduğu kültürde, facebook ilişkileri de kazanılan yada kaybedilen bir yarışmaya sokmaktadır. Bir ilişkideki zorluklar nedeniyle, bireyleri daha kolay diye algıladıkları başka ilişkilere götürebilmektedir. İlişkilerdeki ayrılıklarda en önemli nokta soğukkanlılığı koruyarak daha doğrusu ilişkiyi daha kötü hale getirmeden bir iletişim kanalını açık tutmaktır. İlişkiyi asla kötü hale getirmeden, onun sıkıntıları ile ilgiyi devam yönünde mesajlar vermek de önemlidir. Ancak karşıdaki kişi bir ayı geçen sürede dönüş yapmazsa ilişki ciddi anlamda bir kopuş sürecine girmiştir anlamına gelir ve kopan duyguyu da yapıştırmak çok kolay değildir. Kötü bitmeyen ilişkiler içlerinde her zaman küçük de olsa yeniden canlanacak bir parça bırakabilirler. Biten ilişkilerden sonra 3ay -1 yıl süre alabilen ve bağlılığın derecesine bağlı bir yas(kayıp reaksiyonu) yaşanır. Kabullenme olmasa bile zorlu bir duruma alışma süreci oluşur. Bitse bile , ilişkinin problemlerini görmek için AİR(Akıllı İlişki Raporu) adlı bilişsel bilgisayar programını yapmanızı öneririm. Bu size ilerideki ilişkilerinizle , eski ilişkinizi karşılaştırma olanağı da verecektir.

Merhabalar hocam ben 16 yaşında stajyer diş teknisyeniyim hiç ağlayamıyorum ne olursa olsun ölüm sıkıntı stres ağlamak istiyorum ama olmuyor en son 4 yıl önce dayımın vefatında çok az ağlayabilmiştim.hocam insanlardan soğumaya herşeylerinde kusur aramaya başladım lütfen yardım edin sigarayada başladım intihar aşamasına kadar geldim.teşekkürler

emre_ceza179 Tarafından Soruldu | 2014.02.26

Sayın danışanımız, Psikiyatrik rahatsızlıklar her zaman aynı bulgularla kendini göstermez. Örneğin çok bilinen bir rahatsızlık olan Panik Bozuklukta sinirlilik de bir bulgu olabilmektedir. Aynı şekilde Depresyon yada klinik olarak Major Depresyon özellikle başlangıç dönemlerinde kendini çok farklı şekillerde gösterebilir. Çocuklarda ve gençlerde davranış bozuklukları , yaşlılarda ise bedensel şikayetler ve ağrı bir depresyon belirtisi olabilmektedir. Bu tarzda belirtileri tipik olmayan depresyonlara eskiden “ Maskeli Depresyon” tanımı kullanılmıştır. Bazen de bireylerde Depresyon , duygu donukluğu olarak kendini gösterebilmektedir. İnsanlar kötü hissetmeseler bile “ hiçbir duygu” da hissedememekte ve bir anlamda donuk ve hissiz olmaktadırlar. Duygular insan yaşamının zenginleştirici parçası olduğu için duygusuz hissetme de çok rahatsız edici bir bulgu olmaktadır. Mesela bir müzisyen Maskeli Depresyonda müzik aletini çalabilmekte ama çaldığı müzikten zevk almamaktadır. Duygular donuklaşınca diğer insanlara karşı tahammülsüzlük ve onlara karşı olumsuz bir tutumda gelişebilmektedir. Depresyonda tahammül yada tolerans azalınca, doğru orantılı olarak sinirlilik artar.

Sayın Hocam 43 Yaşında Evli 2 Erkek Çocuk babasıyım 16 ve 11 yaşlarında 18 Yıllık Evliyim . Benim sorum Önemli bir konu konuşacağım zaman oğlumla önemli bir şey eşimle önemli bir şey konuşacağım zaman gözlerimden yaş gelmesi kalbimin hızla atması nefes alıp vermem hızlanıyor zor konuşuyorum bunu dısında iyi akıcı konusan biriyim toplulukda sıkıntı çekmeyen ikili ilişkileri iyi biriyim gözlerimin sulanma sebebi sizce ne olabilir.

themask Tarafından Soruldu | 2014.03.02

Sayın Danışanımız, İnsanların her davranış ve duygusu bilinçli değildir. Özellikle çocuklukta yaşanan bazı duygular hatırlanmasa bile iç dünyamızda yerleşir ve onu hatırlatan ipuçları ile harekete geçebilir. Bazı bireylerin, gerek duygusal gerekse davranış olarak verdikleri farklı tepkilerin temelinde de bu olabilmektedir. Bazen de az bilinen olarak “Otonomik Hiperaktivite Sendromu” nda, yani heyecana yol açan Otonomik Sistemin fazla çalışmasında da bu durum görülebilmektedir. “Otonomik Hiperaktivite”, Otonom Sinir Sisteminin düzenli çalışmamasından ileri gelir. Kabaca ruhsal yada fiziksel bir tehlike anında oluşan tepkilere neden olan sistemimiz Otonom Sinir Sistemidir.

15 yasında bı erkek kardesım var ve 3 harflılerı gordugunu soyluyor gecenın bır yarısı kalkıyor ve namaz kılıyor ara sıra dısarıda bagırarak sarkı soyluyor oturdugu yerden tekbır getırıyor tuvalete gıttgıgınde duvarlara fılan su tutuyor seebebı ne olabılır yardımcı olun lutfen

merve57 Tarafından Soruldu | 2014.03.02

Sayın Danışanımız, Psikotik Bozukluklar yani Akıl Hastalıkları bireyin mantık ve düşüncesini bozan ,algı bozukluları yapan ve buna bağlı olarak da davranış problemlerine sebep olan hastalıklardır. Psikotik Rahatsızlığı olan hasta, mantık dışı ve toplumun normal diye kabul edemeyeceği düşünce, duyguların ve var olmayan görüntülerin etkisi altında kalarak, kendi iradesi dışında garip davranışlar ve tutumlar içine girebilir. Tedavi ile bazı Psikotik Bozukluklar kısa sürede iyileşirken , bazıları da kalıcı olabilmektedir. Psikotik Bozukluk bazen bir hastalığın ana belirtisi iken bazen de bir hastalığın geçici dönem belirtisi olabilmektedir. Mesela Affektif Bozukluklar yada Duygu Durum Bozukluklarının (Depresyon ,Manik-Depresif Bozukluk yada başka deyişle Bipolar Bozukluk gibi) ileri şekillerinde de geçici olarak psikotik bulgular görülebilmektedir. Psikotik bulgular sadece psikiyatrik rahatsızlıklar da değil aynı zamanda fiziksel bir rahatsızlığın sonucu olarak yada son zamanlarda kullanımı artan sentetik yada sentetik olmayan uyuşturucu kullanımının sonuç olarak da ortaya çıkabilmektedir. Psikotik rahatsızlığı olanların düşünce bozukluğu olduğu için mantıklı bir yaklaşımla onları tedaviye ikna etmek de zor olmaktadır. 112 acilden yardım isteyerek veya zorunlu bir yatış gerekiyorsa süreci başlatmak için, bulunulan ilçe kaymakamlığına hastanın tedavi için ilgili sağlık kurumuna emniyet güçlerinin yardımı ile götürülmesi için dilekçe ile başvurulması gerekmektedir. Ancak düşünce ve mantığı bozulsa bile bir çok hasta iyi bir yaklaşım ve psikiyatristin yardımcı tutumu ile tedaviye yönlendirilebilmektedir. İlk kez rahatsız olan hastaların tedavisi çok daha önemlidir. Çünkü, iyi tedavi edilirler ve yatış sonrası da tedavilerini sürdürürler ise, bu hastaların % 10 ile % 20 sinde hastalık geçmekte ve bir daha tekrar etmeyebilmektedir. Psikotik Bozuklukların en büyük olumsuzluğu hastalığın , özellikle tedavi sağlıklı bir şekilde sürdürülmediği zaman tekrar etme riskleridir.

Hocam merhabalar, Uzun zamandır sosyal anksiyete bozukluğu tedavisi görmeye çalışıyorum birçok kez farklı doktorlarla farklı ilaçlar denedim fakat fayda görmedim.Hayattan büyük oranda soyutlanmış bir birey olarak yaşıyorum hiçbir zaman kendimi hiçbir alanda kanıtlayamadım.Öyle ki artık hayattan hiçbir beklentim bulunmamakta.Hiçbirşeyden mutluluk alamıyorum çok şey kaçırdım eğitim hayatımım alt üst oldu.Saçlarım ağardı ve döküldü.Eski halimden hiçbir eser yok görenler tanımıyor nerdeyse.Bir dağ adamı gibi hayattan soyutlanmış şekilde yaşıyorum.Toplu taşıma araçlarına binemiyorum.Kalabalık ortamlara sosyal mekanlara giremiyorum.Hergün okuldan yurda yurttan okula gidiyorum.Tek uğraşım bilgisayarım.Daha önce bulunduğum yerin en iyi psikolugundan randevu almaya çalıştım ama vermedi çok yoğunmuş doktorlar da geri çeviriyor artık beni.Armağan bey bana tavsiyeleriniz nelerdir acaba bu sorunun kesin çözümü yok mudur?Allah razı olsun şimdiden daha fazla yıpranmak istemiyorum yakında stresten kanser olacağım.Zaten stres kaynaklı birçok fiziksel sorunlar yaşadım biraz dahası beni ölüme götürür gibi.20 yaşımda tüm bunları yaşamış biri olarak daha fazlasını yaşamak istemiyorum üstü kalsın diyorum ama intihar etmek de istemiyorum günah olduğu için.

Derek Vinyard Tarafından Soruldu | 2014.03.04

Sayın danışanımız, Sosyal Fobi yada Sosyal Anksiyete Bozukluğu , bireylerin caddede çırılçıplak yürüdüğünde duyacağı rahatsızlık duygusuna benzer bir çekinme , kaçınma ve kaygı yaratmaktadır. Toplumun yaklaşık % 12 sine kadarı yaşamlarının bir döneminde değişik derecelerde Sosyal Fobi yaşamaktadırlar. . Birçok Sosyal Fobi hastası, çocuklukta yaşadıkları aşırı kuralcı ve eleştirici bir yetiştirme tarzı ve özgüven eksikliği problemleri temeli ile büyürler. Ergenlik çağına gelince yani artık sosyalleşmenin ve benlik algısının geliştiği dönemde, sosyal fobilerini fark etmeye başlarlar. Ancak tedaviye adım atmakta da , çekingenliklerinden dolayı gecikirler. Eğer iyi bir arkadaş ortamı ve sosyal olmalarını gerektiren bir yaşantı içinde iseler, Sosyal Fobileri azalır yada kendi başlarına atlatabilirler. Aksine, içe kapanır ve kendilerini çevreden soyutlarlar ise Sosyal Fobi ve kaygıları gittikçe artar. Kısır döngü de bu noktada başlar yani içe kapandıkça Sosyal Fobi artar , Sosyal Fobi arttıkça içe kapanma fazlalaşır. Birçok Sosyal Fobik hasta iş başarısını yeterince ortaya koyamaz, çünkü sosyal kaygılarından dolayı , işlerini iyi yapmalarına rağmen hep geri planda sessiz kalırlar, girişkenlik yada sunum gerektirecek işte yükselme fırsatlarından da korkarlar. Sosyal Fobi tek başına ilaçlarla tedavisi olan bir rahatsızlık değildir. Rahatsızlığın hafif şekillerinde sadece terapi ile tedavi edilebilse bile orta ve ileri derecedeki rahatsızlıklarda , terapiye psikiyatrik bir ilaç ilavesi gerekebilmektedir. Hernekadar davranışçı ve bilişsel terapiler Sosyal Fobi de ön planda olsa da, bazı dirençli hastalarda kısa psikodinamik terapi yaklaşımı da gerekmektedir. Terapide en önemli nokta hem yöntem olarak hem de hastayı sadece tedavi eden değil bir anlamda da iyi takip eden süreklilik sağlayan bir psikiyatrist-terapistin olmasıdır.

ıkı yıla yakın evlıyım eşim evlılık basından ITIBAREN KAVGADA TARTISMADA EVI ERKEdıyor uc ay dört ay sonra görusuyrz affetmem netıcesınde gerı gelıyr cocuk ıstemıyr evlılık oturmamıs dıye tartısma sırasında öfkesıne hakım olamayarak hakaret vs. söyluyr sonrasında konustugumda böyle yapma sınırlenınce evı terketmek yerıne hava al gel dıye tamam dıyr fakat degısme yok ve bu durumlar sonunda senı sevıyrum ama evlılılıgı yurutemıyrm dıyor ben gercekten cok saskınım bunu neden yapıyor nasıl bır sevgı nasıl bır eş anlayısı ve suan yıne tartısma sonucu bır suredır evde degıl ben aramıyrm daha öncelerınde ben arıyrm yada bısekılde bulusuluyordu fakat suan ben bu durumun duzelmeyecegını ve sevgısının gercek olmadıgını dusunerek ayrılmanın cözum olacagını dusunuyrm fıkır verırsenın eşimdekı bu celıskılı durum konusunda acıklamada bulanabılırsenın sevınırım

tülay Tarafından Soruldu | 2014.03.06

Sayın danışanımız, Evlilik sadece sevgi ve aşk üzerine kurulabilecek bir yapı değildir. Bunun anlamı sevgi olmadan iyi bir ilişki olur anlamına gelmez. Sevgi bir evlilikte mutlaka olması gereken parçadır. Ancak birbirini çok seven ve aşık olan iki kişi , beraber yaşamada anlaşamayabilir ve onlardan yada çevrelerinden kaynaklanan sorunlardan dolayı da evlilikleri bozulabilir. Bireyler kendi kişilik yada yetiştirilme tarzlarından dolayı evlilikte daha uyumlu yada uyumsuz olabilmektedirler. Bağlı ve güvenli ailelerden gelen birisi , çatışmalı ve sorunlu ailelerden gelen bir başkasına göre evlilikte daha uyumlu olmaktadır. Özellikle evliliklerde “ tartışma-ayrılma-yeniden barışma “ tekrar döngüsü evliliği ciddi anlamda yıpratmaktadır. Duygusal kopmalara neden olmaktadır. Duygusal kopuş da çiftlerin birbirine ve dolayısı ile evliliğe olumsuz bir bakış geliştirmelerine neden olmaktadır. Ancak sorunlar ne kadar zor olursa olsun bütün ilişkiler ve evlilikler emek verildiği kadar gelişir ve ilerlerler. Çiftlerin çözümsüzlüğe düştükleri noktada Evlilik Terapisi’ ne başvurulmalıdır. Burada zaten sorunların yoğunluğundan ümitsizliğe düşen çift ,çok da profesyonel yada tecrübeli olmayan bir terapistle , terapi sürecinde de tıkanırsa , ilişki daha zor bir sürece girebilmektedir.

merhaba hocam 3,5 yıllık evliyim eşimle üniyi yarıda keserek evlendik.sonrasında hemen çocuğumuz oldu geçen yıl ki kpss de evde çalışarak 81 aldım fakat bölümüm diğer olduğndn ve eşimin tayinine göre kurum seçtiğimizdn yerleşemedim.oğlum şuan 2,5 yaşında ben de haftasonları dershnye gdiyrom fakat dershndn geldiğim andn itibaren oğlum üstüme atlıo geceleri bile odasından kalkıp üstüme yatıo aşırı dercede bana yapşık boğluyorum adeta ne yaptysam olmuo çalşmak istiyrm bu sıralar sınava hazırlanmama bile müsade etmiyor aşırı stresleniyorum bağırıp çağran bir anne oldum iyice.çok üzülüyrm bu duruma ama kendime engel olamıyrm.geçen bir sınava girdim 3dk da evde yazdğm kelime sayısını sınavda aşırı heyecandan yazamadım die eşim bana sataştı.dershanedeki hocalardn da memnun değilim, kafam çok karışık iiice çıkmazda hissediyorum kendimi sınavlarda da heyecandan kulaklarım uğulduyor bildiğimi yapamıyorum elllerim terleyip titriyor lütfen bana yardmcı olursanz çok sevinirim neler yapmalıyım nasıl bir yardım önerirseniz?

laleli1 Tarafından Soruldu | 2014.03.07

Sayın danışanımız, Annelik çok mutluluk verici olduğu kadar yoğun emek gerektirmektedir. Bundan dolayı birçok genç anne , eğer çocuk bakımı konusunda destek almazlar ise zorlanmakta ve sıkıntıya düşebilmektedirler. Bazı annelerin yorgun, üzgün ve sinirli olmasının altında bu zorluklar yatmaktadır. Çocuklarda annenin ruh halinden etkilenip , daha anneye bağımlı ve talepkar olabilmektedirler. Bu tür sorumluklardan sonra , en çok depressif ve kaygı şikayetleri başlamakta ve annede baş edememe sıkıntılarını arttırmaktadır. Zamanla özgüven eksikliği ve korkular da eklenmektedir. Çözümsüzlük arttıkça depressif şikayetlerin artması da söz konusu olmaktadır. Kaygı yada anksiyete az olduğu zaman sınavlarda performansı arttırmakta , ancak belli bir seviyenin üzerine çıkarsa da konsantrasyonu ve performansı bozmaktadır. Kaygılı bireylerin sınav sonuçları , kaygıları sınavı bozmayacak derecede olan arkadaşlarından % 10 ve üzeri daha düşük olabilmektedir. Bu kaygı ile öncelikle ilaç dışı yaklaşımlarla baş etme yöntemlerini önceliğe almak daha uygundur. Relaksasyon yada gevşeme teknikleri çok basit olarak kaygı ve zarar verici heyecan ile baş etmede kaygı bozukluğu olanların kendi kendine uygulayabileceği yöntemlerdir. Depressif şikayetler artık karamsarlık ve çıkmaza götürüyorsa ne tür bir terapi yada yardım ile almanızla ilgili bir psikiyatrik değerlendirmenizin yapılması gerekebilir.

Hocam geçen sene ygs sınavına girdim olmadı busene tekrar giriiyorum. Hersene iyi calıstım dershanede gçen sene ögretmenlerm bnden iyi bir ünivrste bekliyordu ama olmadıı netlerim iyiydi ama sınavda bişey yapamadm. Busenede iyi netlerim evde calısıyorm baya ilerledim ama geçen türkiye genelli sınavına girdim netim geçen senekiyle aynı hiç bi değişim yok.. ama ben busene cok calıstım ama hiç bişey artmamş. Evde cok iyi ypıyorum ama sınava gelince bişeyler oluyor heyecanlanmıyormda ama sınava girince kendmi kaybediyorum galib soruları okuyorm anlamıorm dikkatsizliğim coğalıyor. Cok soru çözüyorm çözdügm haldede önemli sınavlarda başarısız olunca kendme güvenemiyorum. Şuanda sınava girecem cok calıstm ama yinede tedirginm bi türlü aklımdan cıkmıyor ne yapacm bn yardm edermisnnzz :(((((((((((((((

vanessa Tarafından Soruldu | 2014.03.07

Sayın danışanımız, Kaygı ve güvensizlikler sınavlardaki önemli başarı engelleyicilerdir. Kaygının en büyük nedenlerinden birisi de öğrencilerin “benlik kimliği” ile sınav başarısının birbirine bağlanmasıdır. Yani gençler ” başarılı ben” kavramını geliştirmekte ve bu “ben”de kendilerini görmek istemektedir. Buda öğrenci üzerine ciddi bir yük oluşturabilmektedir. Yaşamdaki en büyük başarı tek başına sınav başarısı değildir. Yaşam başarısını sadece sınavlar belirlemez. Ayrıca aşırı hırs, mükemmeliyetçi ve kendini eleştiren yapı da kaygıyı arttırır. Sınavlarda başarıyı engellememek için , yaşamdaki tek uğraş ve hedefin, sınav ile başarı elde etme olmaması da gerekir. Eğer bireyler ruhsal ve uğraşsal anlamda kendilerini sınava çalışmak dışında da iyi tutuyorlarsa buda yardımcı olacaktır. Kendini sürekli eleştirerek başarıyı arttırmak zordur. İç den gelen ve sürekli eleştiren düşüncelerle bireyler kendilerini daha da tıkayabilmektedirler. Sınav kaygısı çoğunlukla “Başarısızlık Fobisi(Korkusu) nun bir parçasıdır. Başarının koşulu sadece hep başarmak değil, başarısızlıkla mücadele etme ya da başarısızlığı kendi içinizde eritebilmektir.

Bazen oturuyorum. Bir anda beni birisi rahatsız ederse hayal gücüm deyim ben gözüm açık olmasına rağmen bana hayal gördürtüyor. beni rahatsız eden kişiye hayalimde zarar veriyorum. Örnek isterseniz, Mesela evde oturmuş sıcak çayımı yudumluyorum. Bir anda annem çay tabağını yere düşürdü. Ben o sesten rahatsız oldum. Gözüm açıkken gözümün önüne gelen hayal, elimdeki çay bardağındaki sıcak çayı onun yüzüne dökmek, oluyor. Bunu hayalden gerçeğe dönüştüreceğimden korktuğum için o ortamdan hemen ayrılıyorum. Sizce psikiyatriste gitmeli miyim ? Gözüm açıkken bu hayali gördüğüm için daha çok korkuyorum. Kendimi kontrol edemeyim yaparım diye veya yaptım diye çok korkuyorum.

aktas698 Tarafından Soruldu | 2014.03.09

Sayın danışanımız, Takıntılar(Obsesyonlar) kişiye saçma gelmesine rağmen akla gelen düşüncelerdir. Obsessif Kompulsif Bozuklukta (Saplantı-Zorlantı Bozukluğu) , sadece akla düşünce değil rahatsızlık veren imajlar , hayaller yada fanteziler de gelir. Kişide kontrolü zor olan bu imajlar, sanki kontrolden çıkacak ve eyleme dönüşecek korkusu da yaratır. Özellikle Obsessif Kompulsif Bozukluğun başlangıç dönemlerinde rahatsızlığı olan, bu imajı yada hayali hastalığın değil de kendilerinin yarattığını düşünerek , kendilerini aşırı eleştirip ,başta depresyon gibi ilave psikiyatrik rahatsızlıklardan da muzdarip olurlar. Obsessif Kompulsif Bozukluk ilerleyebilen bir yapıya sahip olduğu için terapi yada tedavinin erkenden başlatılması önemlidir.

Merhaba. 4 aylık bebeğimi haftada 6 gün babaannesine bırakıp işe gitmem gerekiyor, çalışmak zorundayım yoksa tek maaş ile yaşam surmemiz mümkün değil. Benim sorum ve sorunum şu ki bebeğimin psikolojisini bozmadan onu benden sogutmadan korkutmadan hatta babaannesini gördüğünde onu benden alacakmis gibi hissettirmeden ... (beni babaannem büyüttü ve hala içimde aileme karşı öfke var çünkü çok ozlerdim annemi) nasıl davaranmam gerektiği hakkında yardımcı olurmusunuz. Sabahtan öğle 2 ye kadar çalışıyorum.

m.toprak Tarafından Soruldu | 2014.03.10

Sayın danışanımız, Bebekler 6 ay ile 30 ay arasında bağlanacakları anne yada kişileri belirlerler. Anne ve daha doğrusu uyumlu evliliklerde büyüyen çocuklar , bu fırsata sahip olmayan çocuklara göre daha şanslılardır. Çocuk bakımında çocuğa ayrılan zamandan çok, geçirilen zamanın duygusal kalitesinin iyi olması önemlidir. Duygusal olarak sevilmeyen ve anne dışındaki bakıcılarla büyüyen çocuklarda “saldırgan davranış “ riski daha fazladır. Ayrıca uyumlu bir ailede yada duygusal ve eğitim kalitesi yüksek ana okullarında büyüyen çocuklar okuma-yazma konusunda daha başarılı olmaktadırlar. Yakınları tarafından büyütülen çocuklarda, anne dışındaki bakıcının anne ye yardımcı konumda kalması ve çocuğun anne ile ilişkisini güçlendirici olması gerekir. Anne dışındaki bakıcı ile uyum içinde ancak duygusal bakımını ona bırakmayan ve çocukla duygusal olarak , mümkün olan zamanda iyi ve kaliteli beraberlik ilişkiyi ve çocuğun eksik kalan duygularını tamamlayacaktır. Bazı anne dışı bakıcılar hiç kural koymadan , kendileri için rahat olsun diye çocuğun her istediğini yaparak çocuğun davranış problemleri geliştirmesine yol açmakta ve kuralları koymaya çalışan anne ile çatışmaya girmesine ve ilişkisinin gelişmesine engel olmaktadır. Anne evde olmasa bile anne-dışı bakıcı üzerinde uyumlu bir kontrolü sorunların önemli kısmını çözebilir.

hocam merhaba,1 yıllık bir ilişkim var ve şuan nişanlıyız yakın bir zamanda evleneceğiz 2 sene öncesine kadar 65 kiloydum göbekli hafif şişman bir bayandım son 2 yıldır dermatoloji ilacı kullandıgımdan dolayı cok fazla kılo kaybı oldu 50 kiloya düştüm nişanlım ve ailesi eski kilomda benı hiç görmediler hep zayıf gördüler bundan 2 hafta önce kim oldugunu bilmediğim kişi eski resimlerimi ınt ortamından çalmıs ve nısanlımın ailesine bu kız daha önce hamileydi demişler ilk basta nısanlımda resmı görünce öyle oldugunu düşünmüş ama benımle konustuktan sonra bunun bır ıftıra oldugunu anladı ben duyunca cok üzüldüm şok oldum ve 2 gün üst üste sinir krızlerı gecırdım kendımı kaybettım bu durum psikolojımı cok bozdu suan bır sorun yok ama ben cok huzursuzum aklımdan cıkmıyor ve ogunden sonra nısanlımın aılesıne hıc gıtmedım hıc aramadım anlım ak ama içim sıkıntılı kendımı yıyıp bıtırıyorum aklımdan bin tane saçma sapan seyler gecıyor ve ayrılmayı bıle düşündüm bu durumdan nasıl kurtulacagımı bilemyorum ne yapmam lazım çok kötü bir iftiraya maruz kaldım ağlama krızlerım oluyor dalıyorum düşünüyorum süreklı cok mutsuzum hocam lütfen yardımcı olurmusunuz

sarid Tarafından Soruldu | 2014.03.11

Sayın danışanımız, Kişiler olaylardan sonra etkilenip , psikiyatrik problemler geliştirebilirler ve bunlarda geçici olabilmektedir. Olaylardan sonra yada strese bağlı gelişen psikiyatrik sıkıntılara “Uyum Bozukluğu” denmektedir. Bir kısımda Uyum Bozukluğu’na depressif şikayetler , bir kısmında da daha çok kaygı şikayetleri eşlik etmektedir. İnternette dedikodu, iftira, resim yayma vs. gibi yollarla zorbalıklar , gittikçe artan sayıda olmaktadır. Bunları yapanların çoğu da yakınımızdaki yada eskiden tanıdığımız insanlardır. Bu tür zarar verici mesajların yollandığı kişi veya kişiler etkilenirler ve bunu doğal karşılamak gerekir. Zaten toplumun güvensizlik duygularının yoğun olduğu bir dönemde , insanlar daha yoğun güvensizlik mesajlarının etkisi altında kalabilmektedirler. Olaylardan sonra kızgınlık duygularını beslemek sıkıntıları daha uzun süreli ve şiddetli yapabilir. Onun için kızgınlık ve kırgınlıkların beslendiği değil de, çözümün arandığı bir yol çizmek önemlidir. Yakın dostlarla paylaşmak ve sizi rahatlatacak ve çözümsel mesajlar alabileceğiniz insanlarla konuşmak da çözüm sürecini hızlandırır. En önemli nokta , hızla olayın zihinden çıkartılması ve etrafta da konuşulmasına izin verilmemesidir. Böylece internet zorbalığını yapan kişinin de, yapmak istediğini önlemektir. Şikayetlerin şiddetinin artması ve süresinin uzaması durumunda bir psikiyatriste başvurulması gerekir.

kisa bir sure önce bir iliskiye basladim. Cokta mutluyum. Ama beraber oldugum kisi eski yasadiklarinin etkisinde kalmis olacak ki surekli eskiden sevdigi kokunun o kizi hatirlattigini ve midesinin bulandigini soyluyor. Bu olay kusmaya kadar gidiyor. Ben ona yardim etmek istiyorum bu olaydan kurtarmak istiyorum. Ama nasil davranmam gerektigini bilmiyorum? hocam ne yapmaliyim acil cevap yazabilirmisiniz?

DerYaa Tarafından Soruldu | 2014.03.12

Sayın danışanımız, Psikiyatride “Konversiyon Bozukluğu” bireylerin çözemedikleri iç çatışmalarını bedensel yada ruhsal şikayetlere çevirmesidir. Örneğin kayınvalide ile çatışması olup, bunu da duygusal yada sözel olarak ifade edemeyen bir gelinde o sıkıntıyı hatırlatan bir durum bayılma meydana getirebilir. Bayılma böyle bir durumda Konversiyon Bozukluğu bulgusudur. Aynı şekilde bir koku da bireylere geçmişte yaşadıkları ve iç dünyalarında çözemedikleri çatışmaları yada sıkıntıları hatırlatıp ve çözemediklerinde , bu bilinçaltı bir yolla başka bir fiziksel şikayete (örneğin bulantı ve kusmaya) dönüştürülüp çözülmeye çalışılır. Bazısında eli tutmaz yazamaz, bazısında sesi kaybolur konuşamaz, bazısında bulanık görme olabilir. Bazen de çözülemeyen sıkıntı , ruhsal bir takım şikayetlere dönüştürülebilir. Örneğin hatırlayamama gibi. Tedavisinde bireyin çözemediği iç çatışmalarını fark etmesi ve çözmesine yönelik terapiler ve gerektiğinde destek bazı psikiyatrik ilaçlar kullanılmaktadır. Kişi konversiyon şikayetlerinden dolayı aldığı aşırı ilgi ve anlayışla, şikayetlerini daha da arttırabilir , bu tedavide çözümü zorlaştıran bir noktadır.

Ben çok fazla hayal kuruyorum özellikle dizilerden çok etkileniyorum onlardan biriymiş gibi oluyorum sanki bende onlarla birlikte oynuyorum ve o diziyi kendime göre şekillendiriyorum benim adım ve fiziki görünüşüm farklı oluyor yani kendim bişeyler yazıyormuşum ve kafamda o kişiler oynuyor ve gerçekte olmayacağını biliyorum ama elimde olmadan hayal kuruyorum uyumadan önce 2-3 saatimi alıyor bu durum erkek arkadaşımla ilişkimi de etkiliyor çünkü o dizideki kişiye ilgi duyuyorum bunlardan kurtulmak istiyorum ama yapamıyorum bunun bir hastalık olmasından korkuyorum.

as Tarafından Soruldu | 2014.03.28

Sayın danışanımız, Kişiler gerçek ilişkilerinden yeterince memnun olmadığında veya istediği gibi ilişkiler bulamadığında fantezi (hayal) dünyasına kaçabilmektedir. Gerçek dünyadaki ilişkilerde yaşanan hayal kırıklıkları ve ümitsizlikler de bireyi hayal dünyasına itebilmektedir. Hayaller geleceğe ümit veren ve gerçekleştirmeyi teşvik eden düşünceler de olabilmektedir . Ancak bir grup birey, hayal dünyasına , gerçek dünyadan kopacak şekilde gidilebilmektedir. Buda gerçekle hayalin birbirine yakın hale geldiği bir durum oluşturmaktadır. Kişiler bir film ve karakterlerinin içine girebilmekte ,onlarla yaşayabilmektedir. Kendilerinin oluşturduğu hayal dünyasında da kısa süreli yaşayabilmektedirler. Bu durum bir hastalık değildir. Ancak kişi kendini bu hayal dünyasına kapatırsa , gerçekle bağlantısı aralanacağı için sıkıntılar olacaktır. Gerçek dünyada gerçekleştiremediklerini daha çok hayal dünyasında arayacak ve oraya kapanabilecektir. Örneğin hayalindeki erkeği bulamayan kadının , ömrünün sonuna kadar kendine yapılan makul teklifleri reddedip , kimseyi beğenmeyip ve hoşlanmayıp ,hayalindeki eşi beklemesi gibi. Günlük yaşamımızdaki konuları çözerek aşıyoruz, fantezi dünyasına dalmak ise düşünmeden ve çözmeden sorunları aşma eğilimidir.

Ben dizilerden etkilenen biriyim etkikendigim dizi oyuncusunun gerçek hayatta tanışıp birlikte olacağımıza inanıyorum bu durum uzun süredir böyle o diziyi izlemekten vazgeçtim ve çok oldu ama bu inanma durumu değişmedi ne yapmam gerekir bir de başka bir oyuncuya karşı gene aynı şeyleri hissedersem o zaman ne yapmalıyım?

as Tarafından Soruldu | 2014.03.28

Sayın danışanımız, Tutku birçok insanın iç dünyasında var olan bir parçadır. Aşk ve tutku aslında iki kelime olmasına rağmen iç dünyamızda yüzlerce bilinçli ve bilinçaltı parçalardan meydana gelir. Bundan dolayı, sadece uzaktan gördüğümüz insana bile, bu duyguların etkisi altında bağlanılabilir. Eskinin uzaktan sevme yada platonik aşkları gibi , hiç tanımadığımız insanı televizyondan görüp sevme yada facebook aşkları da söz konusu olabilmektedir. Ancak aslında karşı tarafın bilmediği bu tutku, yaşamı etkileyen bir takıntı yada saplantı haline gelirse bir psikiyatrik bozukluk sınıfına girer. Eğer etkilenilen insana, sadece iç dünyamızda tuttuğumuz bir aşk yada sevgi yaşarsak bu normaldir. Ama kişi o ünlünün (gerçek bir gösterge olmadan) , kendi ile ilgilendiği ve aşık olduğu duygusuna kapılıyor ve bu yönde hareket ediyorsa, bu bir rahatsızlıktır. De Clerambault’un Sedromu , karşılıksız saplantılı aşk ve tutkuların oluşturduğu bir rahatsızlıktır. Günümüzde erotomanik hezeyanlar (mantıkla açıklanamayan düşünce) olarak da isimlendirilmektedir. Hezeyanlar hem ilaç hem de terapi ile önemli ölçüde çözülebilmektedir.

Bir sorum olacak. İnsanın yüreğinde hissettiği sevgi bir anda kaybolabilir mi bir anda soğuk hissedebilir mi insan. 3 yıllık bir ilişkim var. Sevdiğim kişiye karşı ilgimi bu zaman kadar kaybetmemiştim. Ta ki 1 ay öncesine kadar. Bir haftalık bir sıkıntılı dönem atlattım ve yine o ilgim devam etti. Ama son 1,5 haftadır kendimde bir haller oldu. Bir ay önceki halime geri döndüm. Yalnız sevdiğim kişiye olan ilgim değil çevreye karşıda aynı durumdayım içimden hiç birşey yapmak gelmiyor. Kendimi ruhsuz gibi hissediyorum. Bunlar bir andan oldu.

mersinufuk Tarafından Soruldu | 2014.03.30

Sayın danışanımız, İlişkiler yaşayan canlılar gibi sürekli kişilere ve çevreye göre değişen yapılardır. Kişiler ne kadar az değişir ve etraf ilişkiyi ne kadar az olumsuz etkilerse , ilişkilerde o kadar değişmeden ve iyi bir şekilde devam eder. Karşımızdaki insanın tutumu, tavrı ve hareketleri bizde güvensizlik ve o kişiyi sorgulatan bir konum oluşturursa , duygular olumsuz etkilenebilir. Ancak kişi kendi iç dünyasındaki çözümsüzlük ve sorgulamalar nedeniyle de (çıktığı insan bir sorun yaratmasa bile) ilişkiden uzaklaşabilir yada duyguları değişebilir. Bazen de kişiler başka bir nedenle depresyona girip gerek karşısındaki insana gerekse yaşamındaki her şeye karşı ilgisini kaybedebilmektedir. Depresyonda olduğunu fark etmeyip, sorunu en yakınındaki insanda arayan ve ayrılan bireyler de olmaktadır. Depresyon ilgi ve isteğin azaldığı, olaylara olumsuz bakmamıza neden olan ve çözümsüzlük hissi yaratan, duyguları olumsuza ya da duygusuzluğa çevirebilen bir psikiyatrik bozukluktur. Burada önemli olan depresyonun ilişkideki sorunlardan mı yoksa bireyin kendi iç yada biyolojik yapısından mı kaynaklandığının tespit edilip , çözümünün bulunmasıdır.

merhabalar hocam,yaklasik 3 yil once baslayan bas donmesi ve kalp sikismasi sikayetimden bahsetmek istiyorum size,ilk zamanlar siradan bir bas donmesiyken, zaman gectikce daha da cekilmez bir hale gelmesi uzerine ciddiye alip doktora gittim ,Kardiyoloji,KBB,noroloji,dahiliye, kan testleri beyin MR her turlu testten gectim cok sukur temiz cikti,doktorlar bunun psikolojik olabilecegini soylediler fakat butun bu tetkiklerden kisa bi sure sonra amerikaya gitmek zorunda kaldim ve turkiyede bir psikolog yardimi alamadim suan amerikadayim ve gerek dil acisindan gerek sosyal guvence acisindan yetersiz oldugum icin herhangi bir saglik yardimi alacak durumda degilim,size basvurmak istedim,bas donmesi ve kalp sikismasi hastaligim beni hayattan soguttu diyebilirim size adeta yasama sevincimi yitirdim,gunluk hayatimi bile surduremez hale geldim artik,ciddi anlamda cok yiprandim sokaga cikmaya korkuyorum her an basim doner dusermiyim diye,yada bi yerde basima birseymi gelir diye yakinda belki calisamaz hale gelecegim sizin yardimlarinizi bekliyorum simdiden cok tesekkur ediyorum....

ertugrul Tarafından Soruldu | 2014.04.01

Sayın danışanımız, Psikiyatrik bozukluklar bilinen bulguları dışında tipik olmayan bulgularla da ortaya çıkabilmektedir. Böyle olunca da fiziksel rahatsızlıklarla karışmaktadır. Aynı şekilde fiziksel rahatsızlıklar da psikiyatrik bulgulara benzer şikayetlerle de kendini gösterebilmektedir. Ayrıca bir çok psikiyatrik bozukluk bir gün içinde ortaya çıkmaz .Dikkatli incelendiğinde , rahatsızlığın başlangıcını gösteren ön bulgulara rastlanabilir. Örneğin” Panik Bozukluk” tam şekillenip rahatsızlığa dönüşmeden önce, hafif heyecan , korku, şıkışıklık ve tedirginlik hissi ile ön belirti verebilmektedir. Daha sonra bu ön belirtiler, birey bu şikayetleri ciddi bir rahatsızlık diye algılamaya ve düşünmeye başlarsa “ Panik Bozukluğa” ilerlemektedir. “Panik Bozukluğun” en tipik bulgularından birisi kalp çarpıntısı ve kalp sıkışmasıdır. Çok sık rastlanılmayan yada bilinmeyen bulgulardan bir tanesi de baş dönmesidir. Bazı “Panik Bozukluğu” olanlar , denge problemi ,hafif sallanma ve sanki hafifçe arkadan itiliyormuş gibi bulgular yaşayabilir. Şikayetler arttıkça da kaçınma davranışı başlar, yani birey tek başına yada güvendiği bir insan yanında olmadan dışarı çıkmaktan çekinmeye başlar. Bu arttıkça kısır döngü oluşup, kişi kendini güvenli bulduğu evine hapsedebilir. Panik hastası , yaşamı rahatsızlıkla kısıtlandıkça depresyon şikayetleri de geliştirmeye başlayabilir. “ Panik Bozukluk” düşünülenin aksine, tedavisi zor olmayan bir rahatsızlıktır.

iyi günler hocam.utanarak da olsa bu sorunumu size bildirmek zorundayım umarım bi kurtuluş yolu vardır.: hocam 7 yıllık evliyim.eşimle mutluyum ve 1 çocuğum var.hocam benim sıkıntım; porno video izleme bende artık bi alışkanlık haline gelmiş olması.ne yaparsam yapayım porno film izlemekten kendimi alıkoyamıyorum.evli çocuklu bu yaşta bunu yapmayıda kendime kabullendiremiyorum ve çok üzülüyorum daha da kötüsü masturbasyon alışkanlığını da evlilikten sonra terkedemedim.hocam ne olur bana bir yol bi çare gösterin.artık kendimden utanıyorum,kndimden nefret ediyorum.bunlardan kurtulmam için e yapmalıyım? cevabınızı merak ediyorum

piran Tarafından Soruldu | 2014.04.08

Merhaba, Porno izleme özellikle ergen yaşta başladığı zaman , erkekte kadına karşı çok da sağlıklı olmayan bir cinsel bakış açısı gelişmesine neden olmaktadır. Özellikle kadının cinsel bir köle gibi kullanıldığı ve üzerinde saldırgan davranışların uygulandığı videolar , seyreden ergen genç erkekte cinsel davranım ve kadına tutum açısından çarpıtılmış bir bakış açısının içselleşip, davranış olarak da ileriki yıllarda yaşamına yansımasına neden olmaktadır. Burada oluşan en büyük sorun , kadına duygusal yakınlaşmayı etkilemesi ve bozmasıdır. Kadınla bir cinsel beraberlikte, saldırgan porno sahnelerinin uygulanmasını beklemesi ve olmayınca da doğal cinsellikten haz alamamasıdır. Böylece yeniden porno izleme ve kendi kendini tatmin yolları ile cinsel eylem geliştirmesidir. Böylece bir tür bağımlılık davranışı da gelişmekte ve gittikçe içerik olarak daha yoğun porno görüntüleri izleme başlamaktadır. Kendine engel olamama da bağımlılık davranışının bir göstergesidir. Bu zarar verici cinsel davranışa yol açan porno alışkanlığının tedavisi , bireyin iç dinamiklerinin göz önüne alındığı ve bağımlılık tedavisi esaslarının da izlendiği bir yaklaşımla olmaktadır.

Merhaba ben 14 yaşındayım ve aşırı derecede sinirliyim.Ev dışındaki ortamlarda sinirimi kontrol edebiliyorum ama ev içi pek mümkün olmuyor.Strese ve ergenliğe bağlı sivilcelerim çıkıyor.Cildiyenin verdiği ilaca rağmen geçmiyor.İnsanların yüzüne bakamıyorum dışarı çıkmak istemiyorum.Arkadaşlarımla görüşmek istemiyorum sivilcelerimden dolayı.Stres yapmadan duramıyorum ne yapacağım yardımcı olun lütfen.

Tuğçe Tarafından Soruldu | 2014.04.09

Merhaba, Ergenlikte tepkisel ve tartışmacı tutum , bir dereceye kadar beklenebilen bir davranıştır. Ergenlik döneminde kişi artık çocukluktan çıkıp kendini bulma sürecine girince , aile ile sürtüşme yada anlaşmazlıklar olabilir. Ergen gencin bu gelişimini anlayışla karşılayan ve kendi içinde çatışma ve zıtlaşma eğilimi olmayan ailelerde bu süreç çok kolay atlatılabilmektedir. Ergenin kişilik özellikleri ve ailede de aşırı sinirli birinci derecede yakınların olması da , aşırı sinirlilik nedeni olabilmektedir. Ergenlik döneminde , kendi yüz ve görünümü ile uğraşma, görünümünden memnun olmama , fiziksel görünüme gereğinden fazla önem verme de görülür. Yüz görünümünü etkileyen durumlardan aşırı rahatsız olma da sıktır. Sivilce ilaçlarından özellikle Roaccutane yada İzotretinoin maddesi içeren ilaçlar sinirliliğin bir şikayet olduğu birçok psikiyatrik bozukluğa neden olabilmektedir. Ailede kalıtsal bir psikiyatrik rahatsızlık varsa , bu tarz sivilce ilaçları çok daha dikkatli kullanılmalıdır.

doğumluyum. eşim benden 7 yaş buyuk son dort yıldır eşimle ilşkide sorun yaşıyoruz tam olarak gec boşalma oluyor ve beni çok bunaltıyor artık akşam olsun istemiyorum bu konuyu nette arştırdım ve kesin tedavisi yokmş heralde her seferinde 3 gün küs kalıyoruz ne yapıcağımı nereye gideceğimi bilemiyorum lütfen yardımcı olursanız sevinirim.

busefat Tarafından Soruldu | 2014.04.10

Merhaba, Geç boşalma cinsel işlev bozukluklarından bir tanesidir. Aslında erkekte en sık görülen problemlerden bir tanesi erken boşalmadır. Erken boşalmanın tedavisi , kullanılan bazı ilaçlarla yapılabilir. Yani bazı ilaçlar geç boşalmaya sebep olabilmektedir, geç boşalma probleminde bunun araştırılması gerekir. Cinsel problemlerin en önemli nedeni çiftler arasındaki problemler veya bireyin yaşadığı problemler de olabilmektedir. Bu konunun aşılabilmesi için cinsel işlev ağırlıklı bir psikiyatrik yada ruhsal bir değerlendirmenin yapılması ile tedavi süreci başlamaktadır.

Merhabalar, Benim arkadaşımın hizmet etme hatta kendi ifadesiyle köle olma ihtiyacı var. Hatta ben efendi rolünü üstlenmezsem başkasını bulacakmış. Cinsel bir beklentisi yok. Bunu nasıl yorumlamalıyım?

elmira Tarafından Soruldu | 2014.04.11

Merhaba, Bazılarının kişilik oluşumu ve yapılanmasında bilinçaltı suçluluk ve cezalandırıcı anne-baba davranışını ileriki yaşlarda yaşama eğilimi olabilmektedir. Burada bilinçaltı bir baskın kişinin etkisi altına girme ve bunun altında bir acı çekme ile hem hoşnutluk hem de hoşnutsuzluk yaşama gereksinimi vardır. Mazoşizm de hem teslim olma, hem de birisinin buyruğu altına girme ile yukarıdaki bilinçaltı duyguların yaşanması söz konusudur.

eşimle 1.5 senelik evliyim 7 aylık bir kızımız var.evlenmeden öncede 5 yıllık bi flörtümüz oldu.eşim bekarken esrar kullanıyordu ama hafta 1 veya 2 kere.bekarken bunu kullanmaması için çok konuştum ve bir müddet sonra bıraktı tekrar başladı bende başladığını öğrenince bu flörtlüğü sonlandırdım.ama eşimi çok seven biriyim oda beni çok seviyor.şimdide öle.eşim bekarken pek sorumluluk alan biri değildi.bende ondan ayrıldıktan sonra başka biriylr internette konuşmaya başladım.flört olayını bitirdikten sonra eşim son 1 kez daha konuşmak istedi ve bunu bahane ederek beni kaçırdı.kaçırdığı günde benim başka biriyle konuştuğumu öğrendi.bu olayıda konuştuk ve kapattık.sonra evlendik.bu andan itibaren eşim bonzai kullanmaya başladı.ben bunu bir müddet anlamadım.çünkü etkisini bırakın adını duymamıştım.eşim benim başka biriyle konuşmamı sorun etmeye başladı ne dediysemde o tatmin etmedi hep farklı şeyler düşündü.içtikçede içti.tedavi olması için onun ailesiyle çok uğraştık ama tedavi başta kabul ediyor 1-2 hafta tedavi oluyor sonra bırakıp tekrar içiyor.bunu 4-5 kez yaptı.işe gitmemeye başladı eve ekmek parası getirmeyip o maddeyi almaya başladı.benim düğünde satılan altınlarımı cep telefonlarını sattı.yaptıklarının farkında bazen olmuyor.yüzüne vurunca o an haklısınız diyor üzülüyor özür diliyor ama bir müddet sonra aynı şekil devam ediyor.şimdi eşimden 4 aydır ayrıyız.bu zaman zarfında eşim amatemde 10 gün yattı sonra bırakıldı.şimdi ise herhangi bir tedavi görmüyor.ben iyiyim diyor.ben çalışıp ev tutucam ve bu evliliği kurtarıcam diyor.eşim madde kullandığı için yalanları çok oluyor.şimdi sözlerine inanamadığım için güvenemiyorumda.bu olaylardan dolayı benimde psikolojim bozulmaya başladı.eşimi çok ama çok seviyorum ve biliyorumki oda beni çok seviyor hatta bundan adım kadar eminim.bana dediği şey ben seni kaybetmekten çok korkuyorum ve bu evliliğide ya senin ya benim ailem yıkacak diyip bazı şeyleri kafasında kuruyor.şimdi ben ne yapmalıyım hocam?

çaresiz34 Tarafından Soruldu | 2014.04.11

Merhaba. Bonzai/Jamaika olarak adlandırılan maddeler esrar benzeri suni maddelerdir. Değişik bitkiler üzerine sıkılarak sanki doğal bitkisel bir maddeymiş gibi satılmaktadır. Esrarın beyinde bağlandığı noktalara bağlanarak ve daha güçlü bağlanarak etkilerini göstermektedir. Ancak esrara göre daha yüksek olumsuz etki yaratmaktadır. Esrarın güçlü tiplerinin artık akıl hastalığına neden olduğu bilinmektedir. Aynı şekilde Bonzai alanlarda da psikiyatrik rahatsızlık ve akıl hastalıklarını görmekteyiz. Alanlarda panik bozukluklara, halüsinasyon denilen hayaller görme ve değişik algılara , sıkça paranoid ( kanıtı olmayan şüpheler) durumlara, şizofreni benzeri akıl hastalıklarına neden olmaktadır. Tedavi ile Bonzainin neden olduğu psikiyatrik rahatsızlıklar geçici olabildiği gibi , bir grupta da kalıcı olabilecektir. Uyuşturucu kullanımını uzun süre devam ettiren ve vazgeçemeyen bireylerdeki en önemli ortak nokta , sorumlu davranmalarını engelleyen kişilik özelliklerinin olmasıdır.

merhaba ben 18 yaşındayım.çok içine kapanık insanlarla kolay iletişim kuramıyorum ve hiç tanımadığım biriyle konuşurken zorluk çekiyorum.Bunun yanında panik atak ve depresyonda var. Tedavimi yarım bıraktım ilaçlarıda kullanmıyorum artık ve zaten düzeleceğime inanmıyorum .Kimseye güvenemiyorum hatta herşeyden nefret ediyorum 4 senedir böyleyim daha önce intihar girişiminde de bulundum defalarca . Hiç arkadaşım olmadığı için kendimi yalnız hissediyorum halbuki yalnız olmayı ben seçtim bazen çaresizlikten ağlıyorum napmalıyım ? Ayrıca depresyon ve panik ataktan kurtulmak için kendi çabalarımda ne yapabilirim ne yapmalıyım ? Cevaplarsanız sevinirim şimdiden teşekkürler ...

45 Tarafından Soruldu | 2014.04.15

Merhaba, Psikiyatrik rahatsızlıklar ve özellikle kaygı yada anksiyete bozuklukları iç içe yaşanabilmektedir. Yani bir bireyde birden fazla psikiyatrik bozukluk görülebilir. Örneğin “Sosyal Fobi” dediğimiz “Sosyal Anksiyete Bozukluğu” bireyin yeni tanıdığı insanlarla arkadaşlık kurmasını engel olurken , bireylerin arkadaşlık kuramama ve yalnızlık sıkıntılarından dolayı “Depresyon” ‘a girmesine yol açabilmektedir. İnsanların diğer insanlarla ilişki kurmasına engel olan tek şey, “Sosyal Fobi” değildir. Bazı kişilik özellikleri de (örneğin kaçıngan yada çekingen kişilikler yada sorun kişilik özellikleri) diğer insanlarla iletişimimizi bozabilmektedir. Bazen de bunlara yaşam olayları, ergenlikteki kimlik karmaşası , aile içi çatışmalar eklenince bireyi köşeye sıkıştırıp ve ümitsizliğe sokup kendine zarar verici davranışa götürebilmektedir. “Panik Bozukluk” ta kaygı bozukluklarından bir tanesidir. Tüm psikiyatrik rahatsızlıklar iyi ve profesyonel bir psikiyatrik tedavi ve terapi ile zaman içinde aşılabilir. Psikiyatrik tedavi sadece teşhis koyup ,ilaç yazma değildir. Aynı zamanda hastası için gerekli ise bir ilaçlı ve ilaçsız tedavi planı da hazırlamak ve bunun hastası tarafından takip edilmesini de sağlamaktır. Ayrıca destek veren bir çevre ve bireyin güvenli ve değer verildiğini hissettiği ortamlarda tedavi edicidir. Kaygı bozukluklarında tedavinin esaslarından birisi de , şikayetlerden dolayı oluşan dış yaşamdan kopup eve kapanmanın engellenmesidir. Birçok uğraşıda tedaviye yardımcı ve katkıda bulunucudur. Örneğin yürüyüş, bahçe ile uğraşmanın “Depresyon” şikayetlerini düzeltmede yardımcı olduğu bilinmektedir. Bireyler ayrıca kendilerini iyi hissettiren uğraşılar içine girerek de kendini daha iyi hissedip, dolayası ile psikiyatrik şikayetlerinde azalma oluşturabilir. Bir grup insan gönüllü işler de yaparak kendini iyi hissedebilir ve bu ortamlarda kendine yardımcı yeni arkadaşlıklar da kurabilir. Bir birey kendi içindeki değişim isteği ile değişebildiği gibi, çevresinin değişmesi ile de değişebilir ve sıkıntılarının üstesinden gelebilir. Özellikle “Bibliyoterapi “ dediğimiz , iç dünyaya katkıda bulunan romanlar okumanın da terapötik faydası bulunmaktadır. Romanlar ve özellikle iç dünyayı zenginleştirici romanların , sıkıntıları rahatlatıcı bir etkisi de vardır. Toplumun her kademesinden , geçmişte yaşamının bir bölümünde önemli ve ümitsizliklerde yaratabilen sorunlar yaşayan ve daha sonra bunları aşan bir sürü kişi vardır. Matematikte olduğu gibi zor yada kolay her probleminde bir çözümü vardır. Yeter ki doğru çözümü gösterecek ve öğretecek birisinin olması ve mücadeleyi sürdürmedir.

       Soru sorabilmek için üye olmalı yada üye girişi yapmalısınız..


Kişiliğinizi ve karakterinizi size söyler Kişiliğinizi ve karakterinizi size söyler

Kişiliğinizi ve karakterinizi size söyler

  Kişiliğinizi ve karakterinizi size söyler
İlişkinizin ayrılığa mı yoksa beraberliğe mi gittiğini önceden size söyler İlişkinizin ayrılığa mı yoksa beraberliğe mi gittiğini önceden size söyler

İlişkinizin ayrılığa mı yoksa beraberliğe mi gittiğini önceden size söyler

İlişkinizin ayrılığa mı yoksa beraberliğe mi gittiğini önceden size söyler
Evliliğinizin geleceğini tahmin eder Evliliğinizin geleceğini tahmin eder

Evliliğinizin geleceğini tahmin eder

Evliliğinizin geleceğini tahmin eder
Psikiyatrik rahatsızlık riskinizin ne olduğunu bulun Psikiyatrik rahatsızlık riskinizin ne olduğunu bulun

Psikiyatrik rahatsızlık riskinizin ne olduğunu bulun

  Psikiyatrik rahatsızlık riskinizin ne olduğunu bulun